Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Tüketici Kredisi Sözleşmeleri - TÜRKİYE HUKUK

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Tüketici Kredisi Sözleşmeleri

0

GİRİŞ

23.02.1995 tarihli ve 4077 sayılı “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun” (bundan sonra kısaca “TKHK” olarak anılacaktır) 08.03.1995 tarihli ve 22221 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 6 ay sonra 08.09.1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. TKHK’nun çıkarılması ile, bir taraftan 1982 Anayasası’nın “Tüketicileri Korunması” başlıklı 174.maddesinde yer alan “Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder” hükmü hayata geçirilmiş, diğer taraftan da Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde zorunlu ve önemli bir adım atılmıştır.

Ancak içerdiği bazı eksiklerin giderilmesi ve Avrupa Birliği’nin bu konudaki mevzuatına daha uyumlu hale getirilebilmesi amacıyla, 14.03.2003 tarihli ve 25048 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 14.06.2003 tarihinde yürürlüğe giren –sadece Geçici 1.maddesi 14.03.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir- 06.03.2003 tarihli ve 4822 sayılı “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” (bundan sonra kısaca “Değişiklik Kanunu” olarak anılacaktır) ile TKHK’nda önemli değişiklikler ve eklemeler yapılmıştır.

Biz bu tebliğimizde TKHK’un amacına ve kapsamına çok kısaca değindikten sonra, TKHK’un 10.maddesinde ve TKHK’un 31. ve 10.maddelerine dayanılarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanarak 01.08.2003 tarihli ve 25186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 3 ay sonra 01.11.2003 tarihinde yürürlüğe giren “Tüketici Kredisinde Erken Ödeme İndirimi ve Kredinin Yıllık Maliyet Oranını Hesaplama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik”te (bundan sonra kısaca “Tüketici Kredisi Yönetmeliği” olarak anılacaktır) düzenlenmiş olan tüketici kredisi sözleşmesini, TKHK’nun hükümlerinin yanı sıra, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen, 04.02.2011 tarihli 27836 sayılı Resmi Gazete yayımlanan ve “Yürürlük” başlıklı 648.maddesi uyarınca 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu(bundan sonra kısaca “TBK” olarak anılacaktır)’nun ilgili hükümlerini de dikkate alarak inceleyeceğiz.

1- TKHK’un Amacı ve Kapsamı :

a) TKHK’un -değişiklik öncesi ilk halinde- amacı, 1.maddesinde “Ekonominin gereklerine ve kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir” şeklinde ifade edilmişti.

Daha sonra 06.03.2003 tarihli ve 4822 sayılı Değişiklik Kanunu’nun 1.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda, madde metninin başında yer alan “ekonominin gereklerine ve” ibaresi madde metninden çıkarılarak, ülke ekonomisinin içinde bulunabileceği olumsuz durumun, TKHK çerçevesinde alınması gerekli önlemlerin alınmamasının bir mazereti olarak kullanılabileceği endişesi ortadan kaldırılmıştır. Gerçekten de ülke ekonomisinde yaşanan konjonktürel değişim ve dalgalanmalar (yüksek enflasyon, döviz kurlarında ani aşırı yükselmeler, aşırı iç ve dış borç yükleri) sözkonusu olduğunda bundan en çok etkilenecek kesim kaçınılmaz biçimde tüketiciler olacağından, bu durumda tüketicilerin her zamankinden daha çok korunmaya ihtiyaçları olacaktır. Aksine uygulamalar, tüketicileri daha da zor ve katlanılmaz bir duruma sokacaktır. Buna karşılık serbest piyasa koşullarına göre özgürce faaliyetini sürdüren girişimciler, her türlü yatırımlarını, faiz ve benzeri getirilerini ve diğer finansal araçlarını, uygulamaya sokacakları yeni mali politikalarla ekonomide yaşanan olumsuz koşullara uyarlama açısından tüketicilere oranla çok daha az zorluk çekeceklerdir.

Tüketicilerin, mal ve hizmet sunanlar karşısında güçsüz, bilgi, deneyim ve ekonomik güç yönünden satıcı ve sağlayıcılar ile yarışamayacak durumda olduklarını, dolayısıyla ilişkinin zayıf tarafını oluşturduklarını gözönüne alan yasa koyucu, sosyal ve ekonomik yönden daha zayıf taraf olan tüketicileri kamu yararına uygun olarak korumayı amaçlamıştır. TKHK’daki tüketiciyi korumaya yönelik düzenlemeleri iki ana gruba ayırabiliriz:

i) Düzenlemelerden bir bölümü, önleyici nitelikte olup, tüketici henüz satıcı veya sağlayıcı tarafından sömürülmeden, aldatılmadan, zarar uğratılmadan koruyucu işlev yapmakta, arzu edilmeyen bu tür durumların ortaya çıkmasını engellemeye çalışmaktadır. Bu tür önleyici nitelikteki düzenlemelere örnek olarak, tüketicilerin bilinçlendirilmesi ve eğitilmesine, tüketici örgütlerinin kurulmasının özendirilmesine ve bunların desteklenmesine, ürünlere etiket koyma zorunluluğuna, dürüst olmayan, aldatıcı, yanıltıcı ve istismar edici reklam ve ilanların yasaklanmasına, tüketici kredilerinde gecikme faizi oranının akdi faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmesinin yasaklanmasına ilişkin düzenlemeleri gösterebilirim.

ii) Düzenlemelerin diğer bölümü ise, satıcı veya sağlayıcı ile aralarında kurulan hukuki ilişki dolayısıyla sömürülen, aldatılan, zarara uğrayan tüketicinin, satıcı veya sağlayıcıya karşı başvurabileceği yaptırım olanaklarını ve bunların uygulanış biçimlerini ortaya koymaktadır. Bu tür düzenlemelere örnek olarak da, ayıplı mal veya hizmet satışı halinde tüketiciye bazı seçimlik hakların tanınmasına, gerek ayıplı mal ve hizmet satışında gerekse kampanyalı satışlarda ve bağlı tüketici kredilerinde satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici, ithalatçı ve kredi verenin tüketiciye karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olmalarına ilişkin düzenlemeleri gösterebilirim.

Ancak unutulmaması gerekir ki, istenildiği kadar iyi düzenlemeler yapılsın, salt bu düzenlemelerin tek başlarına tüketicilerin korunması sorununu çözebilmesi olanaksızdır. Önemli olan tüketicilerin haklarını koruma ve kullanmayı öğrenmeleri ve bir yaşam biçimi olarak hayata geçirmeleridir. Bunun için de bir taraftan tüketicilerin aydınlatılmasına, bilinçlendirilmesine, eğitilmesine ve örgütlenmesine önem verilirken, diğer taraftan tüketicilerin himaye yöntemlerine başvurmalarını kolaylaştırıcı önlemlerin alınması ve tüketicilerin haklarına saygı gösteren, onların talep ve tercihlerini dikkate alan satıcı ve sağlayıcıların da teşvik edilmesi ve hatta ödüllendirilmesinin ihmal edilmemesi gerekir.

b) TKHK’un uygulama alanını belirleyen “Kapsam” başlıklı 2.maddesinin Değişiklik Kanunu’nun 2.maddesi ile değiştirilmiş haline göre, TKHK, 1.maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar.TKHK’un Değişiklik Kanunu’nun 3.maddesi ile değiştirilmiş “Tanımlar” başlıklı 3.maddesinde tüketici işlemi, “mal ve hizmet piyasalarında tüketici ile satıcı-sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki işlem” olarak tanımlanmıştır.

Bu ifadeden anlaşılacağı üzere;
i) Tüketici işlemi oluşturan sözleşmenin türü önemli değildir; her türlü sözleşme, şartları varsa tüketici işlemi oluşturabilir. Sözleşmenin kuruluş biçimi de önemli değildir; bireysel sözleşme olabileceği gibi genel işlem şartlarından oluşan bir standart sözleşme(tip sözleşme) de olabilir. Sadece standart sözleşme veya standart şartın(genel işlem şartının) varlığı halinde, TKHK’un Değişiklik Kanunu’nun 7.maddesi ile değiştirilmiş olan “Sözleşmedeki Haksız Şartlar” başlıklı 6.maddesinin ve TBK’nun “Genel İşlem Koşulları” başlıklı 20-25.maddesi hükümlerinin uygulama alanı bulacağını hatırlatmak isterim.

ii) Tüketici işleminin bir tarafının TKHK anlamında tüketici diğer tarafının da gene TKHK anlamında satıcı veya sağlayıcı olması gerekmektedir.

2- Tüketici Kredisi Sözleşmesi Kavramı ve Unsurları

TKHK’un “Tüketici Kredisi” başlıklı 10.maddesinde tüketici kredisi, tüketicilerin bir mal veya hizmet edinmek amacıyla kredi verenden nakit olarak aldıkları kredi olarak tanımlanmıştır. Tüketici Kredisi Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 4.maddesinin (a) bendi uyarınca tüketici kredisi sözleşmesi, kredi veren ile tüketici arasında bir mal veya hizmet edinmek amacıyla kredi verenden alınan krediye ilişkin sözleşmeyi ifade eder.

Bu tanımlardan TKHK m.10 anlamında tüketici kredisi sözleşmesinin unsurları şu şekilde ortaya çıkmaktadır:

  • Tüketici kredisi sözleşmesinin tarafları tüketici ve kredi verendir.
  • Tüketici kredisi sözleşmesinin konusu nakit olarak alınan kredidir.
  • Tüketicinin krediyi almaktaki amacı bir mal veya hizmet edinmektir.

TKHK m.10 anlamında tüketici kredisi sözleşmesinin unsurlarını incelemeye geçmeden önce bir hususu vurgulamak istiyorum. TKHK m.10’da yer alan unsurlara tam olarak uymamakla birlikte, tüketici ile bir kredi sağlayıcısı arasında tüketiciye ticari ve mesleki amaçlar dışında bir amaçla kredi verilmesine ilişkin her sözleşme (örneğin kredi veren tarafından gayri nakdi kredi verilmesine ilişkin sözleşme ile kredili mevduat hesabı sözleşmesi, kredi veren tanımı dışında kalan gerçek ya da tüzel kişi kredi sağlayıcısı tarafından tüketiciye ticari ve mesleki amaçlar dışında kredi verilmesine ilişkin sözleşmeler) TKHK m.2 anlamında bir tüketici işlemidir ve TKHK hükümlerine tabidir. Ancak bir tür tüketici kredisi sözleşmesi olan ve bu nedenle TKHK m.10 hükmünün de kıyasen uygulanabileceği bu sözleşmeler işbu tebliğimizin konusu dışındadır.

a) Tüketici kredisi sözleşmesinin tarafları:

Tüketici kredisi sözleşmesinin tarafları tüketici ve kredi verendir. Kimlerin tüketici ve kredi veren olarak kabul edileceği konusunda, TKHK’un “Tanımlar” başlıklı 3.maddesindeki tanımların dikkate alınması gerekmektedir:

  • TKHK’un 3.maddesinin (e) bendi uyarınca “tüketici”, bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişiyi ifade eder. Ülkemizde gerçek kişiler bakımından herhangi bir sorun yaratmayan bu tanım, tüzel kişiler bakımından tartışmalara ve görüş ayrılıklarına neden olmaktadır. Şöyle ki, öğretide bazı yazarlar ve uygulamada Yargıtay kararlarının büyük çoğunluğu, tüzel kişi tacirler açısından TTK.m.21/I,1 hükmünün herhangi bir istisnasının öngörülmediğinden yola çıkarak, tüzel kişi tacir olan ticaret şirketlerinin tüm işlemlerinin ticari olduğunu ve bu nedenle de bunların TKHK anlamında tüketici sayılamayacaklarını kabul ederken, aralarında benim de bulunduğum bazı yazarlar ise, tüzel kişi tacirin sadece ticarethanesinin gereği vazgeçilmez olan rutin faaliyetlere ilişkin işlemlerin ticari işlem olduğunu, buna karşılık arızi faaliyetlere ilişkin işlemlerin ticari işlem sayılmaması gerektiğini ve bu işlemler açısından tüzel kişi tacirlerin de TKHK anlamında tüketici sayılmaları gerektiğini kabul etmektedir. Diğer taraftan tacir olmayan diğer özel hukuk tüzel kişilerinden, çoğu zaman dayanışma, yardımlaşma, güçlendirme, eğitim, sağlık, ekonomik destek gibi ideal amaçlarla hareket eden dernekler, vakıflar ve kooperatiflerin, amaçlarına ulaşmak için ticari işletme işletmedikleri ve mesleki amaçla hareket etmedikleri sürece, TKHK anlamında tüketici sayılmaları gerektiği büyük çoğunlukla kabul edilmektedir. Bu arada belirtmek isterim ki İsviçre’de 01.01.2003 tarihinde yürürlüğe giren 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun (Bundesgesetz über den Konsumkredit)’un 3.maddesi, Almanya’da 01.01.1991’de yürürlüğe giren 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu (Verbraucherkreditgesetz)’nun 1.paragrafının 1.fıkrası, Avrupa Birliği Meclisi’nin “Üye Devletlerin Tüketici Kredisi Üzerine Hukuki ve İdari Kurallarını Aynı Seviyeye Getirmeleri Hakkında” 87/100/AET sayılı Direktifi’nin 1.maddesinin 2.fıkrasının (a) bendi ve Avrupa Birliği Meclisi’nin tüketici kredisi sözleşmelerine ilişkin 23 Nisan 2008 tarihli ve 2008/48/EC sayılı Direktifi’nin 3.maddesinin (a) bendi uyarınca sadece gerçek kişiler tüketici olarak kabul edilmektedir.
  • TKHK’un 3.maddesinin (k) bendi uyarınca “kredi veren”, mevzuatları gereği tüketicilere nakit kredi vermeye yetkili olan banka, özel finans kuruluşu ve finansman şirketlerini ifade eder. 01.11.2005 tarihinde 25983(1.Mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 19.10.2005 tarihli ve 5411 no.lu Bankacılık Kanunu’nun “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 3.maddesi uyarınca, banka “mevduat bankaları ve katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarını”, mevduat bankası “bu kanuna göre kendi nam ve hesabına mevduat kabul etmek ve kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye’deki şubelerini”, katılım bankası “bu kanuna göre özel cari ve katılma hesapları yoluyla fon toplamak ve kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye’deki şubelerini”, kalkınma ve yatırım bankası “bu kanuna göre mevduat veya katılım fonu kabul etme dışında; kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren ve/veya özel kanunlarla kendilerine verilen görevleri yerine getiren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye’deki şubelerini” ifade eder. Buna göre gerek mevduat bankaları, gerek katılım bankaları ve gerekse kalkınma ve yatırım bankaları, kredi kullandırma yetkisine sahip olduklarından kredi veren tanımına dahildirler. 26.07.1994 tarihli ve 22002 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren –ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (kısaca “BDDK”) tarafından çıkarılan ve 10.10.2006 tarihli 26315 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmelik’in 32.maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olan- Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik’in 2.maddesi uyarınca, finansman şirketi, devamlı ve mutat iştigal konusu olarak her türlü mal ve hizmet alımını kredilendirmek üzere ödünç para veren tüketici kredi şirketlerini ifade eder. BDDK tarafından çıkarılan ve 10.10.2006 tarihli 26315 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Özel Finans Kurumlarının Kuruluş ve Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik” ile kuruluş ve faaliyetleri düzenlenen özel finans kurumları, çoğu kanunlar nezdinde banka olarak kabul edilmekte olup, bankalarla aynı faaliyetleri –değişik adlarla da olsa- yürütmektedirler. Ancak bankalar faiz verirken özel finans kurumları islami bankacılık esaslarına göre çalışmakta ve faiz yerine kar payı vermekte olup, özellikle mevduat bakımından kendilerine Türk Lirası veya yabancı para cinsinden nama yazılı olarak “kâr ve zarara katılma hesabı cüzdanı” karşılığında yatırılan fonların kullandırılmasından doğacak kâr veya zarara katılma sonucunu veren, karşılığında hesap sahibine önceden belirlenmiş faiz, kâr ve sair nam altında bir getiri ödenmeyen ve anaparanın aynen geri ödenmesi garanti edilmeyen fonların oluşturduğu katılma hesapları çerçevesinde faaliyet göstermektedirler. Bu sınırlı sayım nedeniyle, sayılan üç grup kredi kuruluşu dışında kalan diğer gerçek ya da tüzel kişi kredi sağlayıcısı tarafından tüketiciye ticari ve mesleki amaçlar dışında kredi verilmesine ilişkin sözleşmeler TKHK.m.10 anlamında tüketici kredisi sözleşmesi sayılmazlar. Oysa ki kredi veren, İsviçre’de 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun’un 2.maddesinde “mesleki faaliyet olarak tüketici kredisi sağlayan her gerçek veya tüzel kişi”, Almanya’da 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu’nun 1.paragrafının 1.fıkrasında “kredi sağlayan bir işletme”, Avrupa Birliği Meclisi’nin 87/100/AET sayılı Direktifi’nin 1.maddesinin 2.fıkrasının (b) bendinde “mesleki ve ticari faaliyeti nedeniyle kredi veren gerçek veya tüzel kişi veya kişi toplulukları”, 2008/48/EC sayılı Direktifi’nin 3.maddesinin 1.fıkrasının (b) bendinde “ticari ve mesleki faaliyeti çerçevesinde kredi sağlayan veya sağlamayı vaadeden gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlandığından, böyle bir sınırlama söz konusu olmamaktadır.

b) Tüketici kredisi sözleşmesinin konusu:

TKHK.m.10 anlamında tüketici kredisi sözleşmesinin konusu sadece nakit para olduğundan, gayri nakdi kredi –örneğin teminat mektubu- verilmesine ilişkin sözleşmeler, TKHK m.10 anlamında tüketici kredisi sözleşmesi sayılmazlar.

Diğer taraftan tüketiciye kredi olarak verilen nakit paranın TL ya da bir başka ülkenin parası –yani döviz- olmasının önemi yoktur. Nitekim 10.maddenin 2.fıkrasının (ı) bendindeki ifadeden, tüketici kredisinin yabancı para birimi cinsinden kullandırılmasının mümkün olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Ancak 10.maddenin 2.fıkrasının (b) bendi uyarınca, tüketicinin –faiz ve diğer unsurlarla birlikte- toplam borç tutarının belirlenmesi ve sabit olması gerektiğinden, TKHK.m.10 anlamında tüketici kredisinin dövize endeksli TL üzerinden açılması mümkün değildir.

Tüketiciye nakit para olarak açılan tüketici kredisinin fiilen kime ödendiği önemli değildir. Kredi verenin, -tüketicinin onayı ile- kredi miktarını satıcı veya sağlayıcıya doğrudan ödediği sözleşmeler de TKHK.m.10 anlamında tüketici kredisi sözleşmesi olarak kabul edilirler. Kaldı ki Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmelik’in “Finansman sirketlerinin genel sözlesme zorunluluğu” başlıklı 20.maddesinin 1.fıkrası uyarınca, tüketici kredisinin finansman şirketi tarafından satıcı veya sağlayıcıya doğrudan ödenmesi gerekmektedir : “Finansman sirketleri, kredilendirecekleri mal ve hizmetleri temin eden satıcılarla önceden genel bir sözleşme yaparlar. Finansman sirketlerince açılan krediler, genel sözlesmedeki esaslara göre tüketicinin nam ve hesabına mal veya hizmetin teslim veya temini ile birlikte doğrudan satıcıya ödenir. Ancak kredi geri ödemeleri adına kredi açılanlar tarafından finansman şirketlerine yapılır.”

TKHK.m.10’da, tüketiciye kullandırılan kredinin miktarı ve geri ödenmesi gereken süre bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiştir. Oysa ki Avrupa Birliği Meclisi’nin 87/100/AET sayılı Direktifi’nde, İsviçre’de 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun’da ve Almanya’da 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu’nda hem miktar hem de geri ödeme süresi bakımından sınırlamalar getirilmiştir. Şöyle ki;

  • Avrupa Birliği Meclisi’nin 87/100/AET sayılı Direktifi’nin 2.maddesinin 1.fıkrasının (f) bendi uyarınca kredi miktarının 200 Euro’dan az ve 20.000 Euro’dan fazla (2008/48/EC sayılı Direktif’in 2.maddesinin 2.fıkrasının (c) bendi uyarınca kredi miktarının 200 Euro’dan az ve 75.000 Euro’dan fazla olduğu) kredi sözleşmeleri sözkonusu Direktif’in kapsamı dışında kalmakta; İsviçre’de 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun’un 7.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendi uyarınca, kredi miktarının 500 İsviçre Frangının altında ve 80.000 İsviçre Frangının üzerinde olduğu kredi sözleşmeleri sözkonusu kanunun kapsamı dışında kalmakta; Almanya’da 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu’nun “İstisnalar (Ausnahmen)” başlıklı 3.paragrafının 1.fıkrasının 1. ve 2. bendi uyarınca, kredi miktarının 200 Euro’nun altında ve 50.000 Euro’nun üzerinde olduğu kredi sözleşmeleri söz konusu kanunun kapsamı dışında kalmaktadırlar.
  • Avrupa Birliği Meclisi’nin 87/100/AET sayılı Direktifi’nin 2.maddesinin 1.fıkrasının (g) bendi uyarınca, geri ödeme süresinin 3 aydan kısa olduğu veya 12 ayı geçmeyen bir süre içinde azami 4 taksitte geri ödemenin yapılacağı kredi sözleşmeleri söz konusu Direktif’in kapsamı dışında kalmakta; 2008/48/EC sayılı Direktifi’nin 2.maddesinin 2.fıkrasının (e) bendi uyarınca kredili hesaptan çekilen meblağın bir ay içinde geri ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu kredi sözleşmeleri söz konusu Direktif’in kapsamı dışında kalırken, 3.fıkrası uyarınca kredinin talep üzerine veya her halükarda 3 ay içinde geri ödenecek olduğu kredili hesap sözleşmelerine ise Direktif’in sınırlı sayıda hükmü uygulanmakta; İsviçre’de 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun’un 7.maddesinin 1.fıkrasının (f) bendi uyarınca, geri ödeme süresinin 3 aydan kısa olduğu veya 12 ayı geçmeyen bir süre içinde azami 4 taksitte geri ödemenin yapılacağı kredi sözleşmeleri söz konusu kanunun kapsamı dışında kalmakta; Almanya’da 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu’nun “İstisnalar (Ausnahmen)” başlıklı 3.paragrafının 1.fıkrasının 3. bendi uyarınca, geri ödeme süresinin 3 aydan kısa olduğu kredi sözleşmeleri söz konusu kanunun kapsamı dışında kalmaktadır.

TKHK’un “Kredi Kartları” başlıklı 10/A maddesinin 1.fıkrası uyarınca, kredi kartı ile mal veya hizmet alımı sonucu nakdi krediye dönüşen veya kredi kartı ile nakit çekim suretiyle kullanılan krediler de 10.madde hükümlerine tabidir; ancak bu krediler hakkında 10.maddenin ikinci fıkrasının (a), (b), (h) ve (ı) bentleri ile dördüncü fıkra hükmü uygulanmaz.

Buna karşılık, konut finansmanı amacıyla verilecek krediler TKHK’un “Konut Finansmanı Sözleşmeleri” başlıklı 10/B maddesinde ayrıca ve ayrıntılı olarak düzenlendiğinden, aslında özü itibariyle bağlı tüketici kredisi olmalarına karşın, konut finansmanı sözleşmeleri TKHK.m.10’un kapsamına dahil değildir. Avrupa Birliği Meclisi’nin 2008/48/EC sayılı Direktifi’nin 2.maddesinin 2.fıkrasının (a) bendi uyarınca bir taşınmaz rehni ile teminat altına alınmış olan kredi sözleşmeleri (örneğin mortgage), (b) bendi uyarınca da bir taşınmaz edinmek için alınan kredilere ilişkin sözleşmeler sözkonusu Direktif’in kapsamına dahil değildir.

c) Tüketici kredisi sözleşmesinin amacı:

TKHK.m.10’daki tüketici kredisi tanımında ve Tüketici Kredisi Yönetmeliği’nin 4.maddesinin (a) bendindeki tüketici kredisi sözleşmesi tanımında açıkça vurgulandığı üzere, tüketici kredisi bir mal veya hizmet edinmek amacıyla alınmaktadır. TKHK’un “Tanımlar” başlıklı 3.maddesinin (a) bendi uyarınca “mal”, alış-verişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları ifade ederken, “hizmet”, bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan mal sağlama dışındaki her türlü faaliyeti ifade etmektedir.

Ayrıca vurgulamam gerekir ki, tüketici tanımını dikkate aldığımızda, bu mal ve hizmetin tüketici tarafından mesleki veya ticari olmayan bir amaçla edinilmesi, diğer bir ifadeyle özel ihtiyacının karşılanması için edinilmesi gerekmektedir.

3- Tüketici Kredisi Sözleşmesi’nin Kuruluşu ve İçeriği

TKHK.m.10/I,2 uyarınca, tüketici kredisi sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ve bu sözleşmenin bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur. Ayrıca TKHK.m.10/II’de tüketici kredisi sözleşmesinde aşağıdaki hususların yer alacağı vurgulanmıştır:

  • Tüketici kredisi tutarı,
  • Faiz ve diğer unsurlarla birlikte toplam borç tutarı,
  • Faizin hesaplandığı yıllık oran,
  • Ödeme tarihleri, anapara, faiz, fon ve diğer masrafların ayrı ayrı belirtildiği ödeme planı,
  • İstenecek teminatlar,
  • Akdi faiz oranının (burada akdi faiz serbest iken TBK’da akdi faize de sınırlama getiriliyor) yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faizi oranı,(kredi kartlarına ilişkin özel geçici hükmü belirt)
  • Borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları,
  • Kredinin vadesinden önce kapatılmasına ilişkin şartlar,
  • Kredinin yabancı para birimi cinsinden kullandırılması durumunda, geri ödemeye ilişkin taksitlerin ve toplam kredi tutarının hesaplanmasında, hangi tarihteki kurun dikkate alınacağına ilişkin şartlar.

Tüketici Kredisi Yönetmeliği’nin 8.maddesinin 1.fıkrası uyarınca kredinin tüketiciye yıllık maliyet oranı da sözleşmede gösterilir. Ancak TKHK.m.10’da sınırlı olarak sayılan hususlar arasında yer almayan yıllık maliyet oranının, erken ödemede faiz ve komisyon indiriminin ne oranda yapılacağının usul ve esaslarını belirlemek için çıkarılan Tüketici Kredisi Yönetmeliği’nde tüketici kredisi sözleşmesinin zorunlu içeriğine dahil edilmesinin Anayasamızın 124.maddesindeki yönetmeliklerin kanun ve tüzüklere aykırı olmaması kuralına aykırılık oluşturduğunu belirtmek istiyorum.

Burada geçen bazı kavramların neyi ifade ettikleri Tüketici Kredisi Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 4.maddesinde belirtilmiştir. Buna göre;

  • (d) bendinde akdi faiz oranının, tüketici kredisi sözleşmesinde yer alan faiz oranını;
  • (h) bendinde ödeme planının, tüketiciye tahsis edilen tüketici kredisinin geri ödenmesinde esas alınacak taksit tutar ve vadeleriyle birlikte anapara, faiz, fon, vergi ve diğer masrafların ayrı ayrı belirtildiği tabloyu;
  • (ı) bendinde taksitin, ödeme planında kredinin geri ödenmesi için belirlenen tarihlerin hizasında gösterilen anapara, faiz, kamusal yükümlülükler ve komisyon toplamından oluşan ödeme tutarını,
  • (k) bendinde yıllık maliyet oranının, kredi veren ve tüketici tarafından kabul edilmiş olan faiz, ücret, masraf ve kamusal yükümlülükler dahil tüm taahhütlerin bugünkü değerlerinin yıllık olarak toplamına eşit olan oranı
    İfade ettiği vurgulanmıştır.

TKHK.m.10/II’de tarafların serbest iradeleri ile kararlaştıracakları akdi faiz oranına herhangi bir sınırlama getirilmezken, temerrüt faizine sınırlama getirilmiş ve tarafların serbest iradeleri ile kararlaştıracakları temerrüt (gecikme) faizi oranının, akdi faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçemeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Zira geçmişte aşırı yüksek belirlenen temerrüt faiz oranları uygulamada büyük sıkıntılara neden olmuş ve örneğin kredi kartlarına ilişkin olarak TKHK’a 06.03.2003 tarihli ve 4822 sayılı Kanun ile eklenen geçici madde ile, sözkonusu kanunun yayımından önce borçlunun temerrüdü nedeniyle ödenmeyerek icra takibi aşamasına gelen veya icra takibine konu edilen kredi kartı borçlarının, temerrüt tarihindeki ana paraya yıllık yüzde elliyi geçmemek üzere gecikme faizi uygulanmak suretiyle oniki eşit taksitte ödeneceği kararlaştırılmıştır. İşte sonradan bu tür sıkıntılara düşememek ve geçmişe etkili faiz sınırlaması getirmek zorunda kalmamak için kanun koyucu baştan temerrüt faizine sınırlama getirmiştir.

Tüketici karşısında güçlü durumda olan kredi verenler bu kez de akdi faizleri yüksek belirlemek -ve bu suretle temerrüt faizinin de yüksek olmasını sağlamak- suretiyle uygulamada sıkıntı doğmasına neden olabilecekleri düşünülebilirse de, TBK’nun ilgili hükümlerinin buna izin vermeyeceğini belirtmek istiyorum. Şöyle ki, TBK.m.88/II’de, sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranının, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık yasal faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamayacağı emredici olarak öngörülmüştür. Şu an için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri çerçevesinde uygulanmakta olan yıllık yasal faiz oranı, Bakanlar Kurulu’nun 30.12.2005 tarihli ve 26039 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 19.12.2005 tarihli ve 2005/9831 sayılı Kararı uyarınca -01.01.2006 tarihinden bu yana- %9’dur. Keza TBK.m.120/II’de, sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranının, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık yasal temerrüt faizi oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacağı emredici olarak öngörülmüştür. Şu an için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri çerçevesinde uygulanmakta olan yıllık yasal temerrüt faiz oranı, adi işlerde %9, -Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranının esas alındığı- ticari işlerde ise %15’dir.

TKHK’un “Haksız Şartlar” başlıklı 6.maddesinin 6.fıkrasında yer alan “6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A, 10, 10/A ve 11/A maddelerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az on iki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenir” hükmü uyarınca, tüketici kredisi sözleşmesinin en az on iki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenmesi gerekir.

Tüketici kredisi sözleşmelerinin zorunlu içeriğe ve/veya şekil şartına uyulmaksızın düzenlenmesi halinde, nasıl bir yaptırım uygulanacağı TKHK.m.10’da düzenlenmemiş olup, sadece TKHK.’un “Ceza Hükümleri” başlıklı 25.maddesinin 2.fıkrasında, 10.maddede belirtilen yükümlülüklerden her birine aykırı hareket edenlere –Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 18.12.2010 tarihli 27789 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan TRKGM-2010/2 no.lu “4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 25. Maddesine Göre 2011 Yılında Uygulanacak Olan İdari Para Cezalarına İlişkin Tebliğ” uyarınca 01.01.2011 tarihinden itibaren- 245 TL idari para cezası verileceği düzenlenmiş olup, TKHK.m.26/I uyarınca sözkonusu idari para cezasına mahalli mülki amir tarafından karar verilecektir.

Borçlar Hukuku bakımından, kural olarak TKHK.m.10’da emredici olarak öngörülen şekle ve zorunlu içeriğe uygun olarak düzenlenmeyen tüketici kredi sözleşmesinin BK.m.11/II ve m.20/I uyarınca kesin hükümsüz(batıl) olduğunu kabul etmek gerekecektir. Böyle bir durumda, tüketici kredisi sözleşmesi geçmişe etkili olarak kendiliğinden geçersiz hale geleceğinden, tüketicinin –henüz krediyi kullanmamışsa- sözkonusu krediyi talep edememesi ve –krediyi kullanmışsa ise- batıl olan tüketici kredisi sözleşmesi çerçevesinde almış olduğu –ve kararlaştırılan taksitler halinde geri ödeyeceği- kredi tutarını derhal ve tamamen kredi verene geri ödemesi gerekecektir. Bu durumda söz konusu emredici hükümlerle korunmak istenen tüketicinin aleyhine bir sonuca ulaşılmış olur ki, ulaşılmak istenilen amaca tamamen ters düşen böyle bir sonucun kabul edilmesi düşünülemez.

Bu nedenle, kanun koyucunun TKHK.m.6/VI’da yer alan “sözleşmede bulunması gereken şartlardan bir veya birkaçının bulunmaması durumunda eksiklik sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Bu eksiklik satıcı veya sağlayıcı tarafından derhal giderilir” hükmü ile şekle aykırılığa BK.m.11/II anlamında farklı bir yaptırım öngördüğünü kabul etmenin ve böyle bir durumda sözleşmenin geçerli olduğunu ve sözleşmedeki eksikliklerin tüketici lehine derhal giderileceğini kabul etmenin uygun olduğu kanısındayım. Bu sayede, sadece kredinin tüketici tarafından kullanıldığı hallerde, kredi verenin kredi miktarını derhal ve tamamen geri talep etmesinin MK.m.2/II anlamında hakkın kötüye kullanılması oluşturduğu için hukuken himaye edilmeyeceğini ileri sürerek kredinin taksitler halinde iadesi olanağını sağlamaya çalışmak zorunda kalmayacağız. Nitekim Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan 2009 tarihli Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı(bundan sonra kısaca “2009 tarihli Değişiklik Taslağı” olarak anılacaktır)’nın 12.maddesi ile TKHK’un 10.maddesinde konu ile ilgili olarak yapılan değişiklikte, tüketici kredisi sözleşmesinin yazılı olarak kurulmadığı veya yönetmelik ile tespit edilen zorunlu içeriğe sahip olmadığı hallerde sözleşmenin kural olarak batıl olduğu vurgulandıktan sonra, tüketicinin krediden faydalanmış olması durumunda, sözleşmenin geçerlilik kazanacağı ve eksikliğin sözleşmesel faiz, efektif yıllık faiz veya kredinin tüketici için toplam maliyetinin sözleşmede belirlenmesinden kaynaklandığı durumlarda, kredi tutarının faizsiz olarak sürenin sonuna kadar kullanılacağı ve bu hallerde ödeme planının değişikliklere göre yeniden belirleneceği açıkça düzenlenmiştir.

Diğer ülkelerdeki yasal düzenlemelerde de benzer hükümlere rastlıyoruz. Şöyle ki;

  • İsviçre’de 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun’un 15.maddesinin 1.fıkrası uyarınca öngörülen şekle ve zorunlu içeriğe sahip olmayan tüketici kredisi sözleşmesi batıldır; ancak bu durumda tüketici kullanmış olduğu kredi miktarını –faiz ve masraf söz konusu olmaksızın- sözleşme süresi sona erene kadar kredi verene geri ödemekle yükümlü olup, bu geri ödemeleri eşit taksitler halinde ve -sözleşmede başka bir vade aralığı öngörülmüş olmadıkça- bir aylık aralıklarla yapmak durumundadır.
  • Almanya’da 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu’nun 6.paragrafının 2. –veya 3.- fıkrasına göre, söz konusu kanunda öngörülen şekle tamamen uyulmaksızın yapılan tüketici kredisi sözleşmeleri batıldır; ancak bu batıl sözleşmeye dayanılarak tüketiciye kredi kullandırılmışsa, sözleşme hukuken geçerli kabul edilir ve eğer sözleşmesel faiz, efektif yıllık faiz veya kredinin tüketici için toplam maliyeti sözleşmede yer almıyorsa, sözleşmesel faiz yerine sadece yasal faiz –veya daha düşük gösterilmiş ise sözleşmedeki efektif faiz- uygulanır.

4- Tüketici Kredi Sözleşmeleri İle ilgili Olarak Tüketiciyi Koruyucu Diğer Özel Hükümler

a) Tüketici aleyhine tek taraflı değiştirme yasağı:

TKHK.m.10/I,3 hükmü uyarınca, taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen kredi şartları, sözleşme süresi içerisinde tüketici aleyhine değiştirilemez.

Tüketici kredisi sözleşmeleri hemen daima standart (tip) sözleşme şeklinde genel işlem koşulları ile düzenlendiğinden, sözkonusu hüküm olmasaydı da, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından TKHK’un 6.maddesine dayanılarak hazırlanan ve 13.06.2003 tarihli 25137 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik’in Ek a/10 bendi uyarınca, kredi verenin sözleşme şartlarını tek taraflı olarak ve sözleşmede belirlenmiş olan önemli sebeplerden bir olmaksızın değiştirebileceğine ilişkin şartlar haksız şart olarak kabul edildiğinden aynı sonuca varılabilecekti. Keza TBK’nun genel işlem koşullarına ilişkin “Değiştirme yasağı” başlıklı 24.maddesi uyarınca da, genel işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyen tek yanlı olarak karşı taraf aleyhine genel işlem koşulları içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtlar yazılmamış sayıldığından, kredi verenin kredi şartlarında tüketici aleyhine tek taraflı değişiklik yapması bu hüküm karşısında da mümkün olamayacaktır.

Ancak hatırlatalım ki, tüketici kredisi sözleşmesinde öngörülen kredi şartlarının, sözleşme süresi içerisinde tüketici lehine değiştirilmesi daima mümkündür ve bu tür değişiklikler hukuken tamamen geçerlidir. Buna göre tüketici kredisi sözleşmesine, ileride faiz oranları artarsa bu -sözleşmede kararlaştırılmış faiz oranından- daha yüksek faiz oranlarının uygulanacağına ilişkin bir hüküm konulamayacak ve konulsa bile batıl (kesin hükümsüz) sayılacak; buna karşılık ileride faiz oranları düşerse bu –sözleşmede kararlaştırılmış faiz oranından- daha düşük faiz oranlarının uygulanacağına ilişkin bir hüküm hukuken geçerli olarak konulabilecektir.

b) Kredi borçlusu tüketiciye başvurmadan kefile başvurma yasağı:

TKHK.m.10//III,3 hükmü uyarınca Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez. Sözkonusu hükümde geçen “kredi veren, asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez” ifadesinden ne anlaşılması gerektiği konusunda bir tereddüt yaşanması son derece doğaldır. Zira iki farklı yorum ile bu ifadeden iki farklı anlam çıkarılabilir. Şöyle ki;

  • Kanun koyucunun bu ifade ile, tüketici kredilerinde sadece adi kefaletin sözkonusu olabileceğini ve müteselsil kefaletin taraflarca hukuken geçerli olarak kararlaştırılamayacağını düzenlediği kabul edilebilir. Nitekim 2009 tarihli Değişiklik Taslağı’nın 12.maddesi ile TKHK’un 10.maddesinde konu ile ilgili olarak yapılan değişiklikte, kullanılan kredinin güvencesi olarak şahsi teminat verilen hallerde, kredi verenin, asıl borçluya ve diğer teminatlara başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemeyeceği; tüketici kredisi sözleşmelerindeki kefaletin 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda belirtilen adi kefalet hükümlerine tabi olduğu açıkça düzenlenmiştir.
  • Buna karşılık kanun koyucunun bu ifade ile, kredi verenin müteselsil kefalet durumunda bile, önce bir süre vererek asıl borçluya ödeme için başvurması ve ancak asıl borçlunun bu süre içerisinde de kredi borcunu ödememesi durumunda müteselsil kefile başvurabileceğini düzenlediği de kabul edilebilir. Nitekim TBK’nun “müteselsil kefalet” başlıklı 586.maddesinin 1.fıkrasının 2.cümlesinde de asıl borçlunun müteselsil kefile başvurabilmesi için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir.

Bu iki farklı yorum ile verilecek iki anlamın birbirinden çok farklı sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Şöyle ki;

  • Birinci yorum kabul edildiğinde, muacceliyet sonrası asıl borçlunun kredi veren tarafından kendisine verilen süre içerisinde borcunu ödememesi, kredi verenin müteselsil kefile başvurabilmesi için yeterli olmayacak, ayrıca asıl borçlu hakkında borç ödemeden aciz belgesi alınması veya iflasına karar verilmesi ya da aleyhine Türkiye’de takibatın imkansız hale gelmesi (TBK’na göre ya da borçluya konkordato mehli verilmiş olması) ve şayet varsa kefaletten önce veya kefalet sırasında alınmış rehinlerin paraya çevrilmesi (TBK’na göre borçlunun iflasına veya kendisine konkordato mehli verilmesine karar verilmişse, ayni teminatların paraya çevrilmesine gerek yoktur) gerekecektir.
  • Oysa ki ikinci yorum kabul edildiğinde, muacceliyet sonrası asıl borçlunun kredi veren tarafından kendisine verilen süre içerisinde borcunu ödememesi, kredi verenin müteselsil kefile başvurabilmesi için yeterli olacak, yukarıda değinilen diğer hususların gerçekleşmesine gerek kalmayacaktır (TBK’na göre –alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hakim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da korkordato mehli verilmesi halleri dışında- teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehninin önceden paraya çevrilmesi gerekecektir).

TKHK ile korunması hedeflenen tüketici lehine yorum yapılması ilkesinden hareket ettiğimizde ve 2009 tarihli Değişiklik Taslağı’nın 12.maddesi ile TKHK’un 10.maddesinde konu ile ilgili olarak yapmak istediği değişikliği dikkate aldığımızda, kanun koyucunun sözkonusu hüküm ile, tüketici kredilerinde sadece adi kefaletin sözkonusu olabileceğini, müteselsil kefaletin taraflarca hukuken geçerli olarak kararlaştırılamayacağını düzenlediğinin kabul edilmesi gerektiği kanısındayım.

Bu arada yeri gelmişken, uygulamada tüketici kredisi sözleşmelerinin hemen hepsinde bir kefil alındığını dikkate alarak, TBK’nun kefalete ilişkin hükümleri uyarınca, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğunu(m.583), eşlerden birinin -mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça- ancak diğerinin -sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında vereceği- yazılı rızasıyla kefil olabileceğini(m.584) önemle vurgulamak istiyorum.

c) Muacceliyet klozu:

TKHK.m.10/III, 1 ve 2 hükmü uyarınca, kredi veren, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak; ancak kredi verenin bütün edimlerini ifa etmiş olması durumunda ve tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi halinde kullanılabilir. Ancak kredi verenin bu hakkını kullanabilmesi için en az bir hafta süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması gerekir.

TKHK.m.6/A’da taksitli satışlardaki muacceliyet klozu düzenlemesi ile büyük paralellik göstermekle beraber, taksitli satışlarda ödenmeyen taksitler toplamının satış bedelinin en az 1/10’u olması şartı, tüketici kredilerindeki düzenlemede aranmamıştır.

İsviçre’de 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun’un 18.maddesindeki muacceliyet klozuna ilişkin benzer düzenlemede, ödenmeyen taksitler toplamının kredi net miktarının en az %10’u olması şartı aranırken; Almanya’da 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu’nun 12.paragrafının 1.fıkrasındaki benzer düzenlemede ise, ödenmeyen birbirini takip eden en az iki taksit tutarının toplamının, kredinin veya taksitler toplamının -3 yıldan kısa süreli tüketici kredisi sözleşmelerinde- %10’unu veya -3 yıldan uzun süreli sözleşmelerde ise- %5’ini oluşturması ve tüketiciye en az 14 gün süre verilmesi aranmaktadır.

d) Kredi alan tüketicinin vadeden önce ödemede bulunma hakkı:

TKHK.m.10/IV hükmü uyarınca tüketici, kredi verene borçlandığı toplam miktarı önceden ödeyebileceği gibi aynı zamanda vadesi gelmemiş bir ya da birden çok taksit ödemesinde de bulunabilir; her iki durumda da kredi veren, ödenen miktara göre gerekli faiz ve komisyon indirimini yapmakla yükümlü olup, Bakanlık ödenen miktara göre gerekli faiz ve komisyon indiriminin ne oranda yapılacağının usul ve esaslarını belirler. Nitekim Tüketici Kredisi Yönetmeliği’nde özellikle Ek-1’de erken ödeme halinde indirim tutarının nasıl hesaplanacağı örneklerle gösterilirken, Ek-2’de ödemeler ve masraflar ile kredi miktarı arasındaki denkliği gösteren denklem –kullanılan harf ve sembollerin anlamları da açıklanmak suretiyle- anlatılmıştır.

Bu hüküm, BK.m.80/I, 2’de yer alan, borçlunun vadeden evvel ödemede bulunmasından dolayı bir miktar indirim talep etme hakkının bulunmadığı kuralına kanun ile getirilmiş bir istisnadır. TBK’nun “Erken ifa” başlıklı 96.maddesinin 1.fıkrasının 2.cümlesinde de aynı şekilde “kanun veya sözleşme ya da adet gereği olmadıkça borçlu, erken ifada bulunması sebebiyle indirim yapamaz” hükmü yer almakta olup, TKHK.m.10/IV hükmü, kanun gereği erken ödemede indirim yapılabilecek istisnalardan birini oluşturmaktadır.

Aynı doğrultuda tüketiciye;

  • İsviçre’de 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun’un 17.maddesinin 1. ve 2.fıkraları uyarınca,
  • Almanya’da 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu’nun 14.paragrafı uyarınca,
  • Avrupa Birliği Meclisi’nin 87/100/AET sayılı Direktifi’nin 8.maddesinin 1.fıkrası, 2008/48/EC sayılı Direktifi’nin 16.maddesinin 1.fıkrası uyarınca,

erken ödeme indiriminden yararlanma hakkı tanınmıştır.

e) Bağlı tüketici kredilerinde kredi verenin satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsil sorumluluğu:

TKHK.m.10/V hükmü uyarınca, kredi veren, tüketici kredisini, belirli marka bir mal veya hizmet satın alınması ya da belirli bir satıcı veya sağlayıcı ile yapılacak satış sözleşmesi şartı ile vermesi durumunda –ki bunlara bağlı kredi denilmektedir- satılan malın veya hizmetin hiç ya da zamanında teslim veya ifa edilmemesi halinde kredi veren tüketiciye karşı satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu olur.

Keza kredi veren, bu tür bağlı kredilerde, TKHK.m.4/III ve m.4A/III uyarınca, imalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente ve ithalatçı ile birlikte, ayıplı maldan veya hizmetten, ayıplı malın veya hizmetin neden olduğu her türlü zarardan ve tüketicinin bu maddelerde yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur ve satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Kredi verenin bu sorumluluğu kapsamında;

  • Ayıplı mal, TKHK.m.4/I uyarınca, ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilânlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar,
  • Ayıplı hizmet ise, TKHK.m.4A/I uyarınca, sağlayıcı tarafından bildirilen reklam ve ilânlarında veya standardında veya teknik kuralında tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler
    olarak kabul edilir.

Bağlı kredilerde kredi verenin satıcı veya sağlayıcılar ile birlikte müteselsil sorumluluğuna ilişkin benzer düzenlemeler, İsviçre’de 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun’un 21.maddesinde, Almanya’da ise 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu’nun 9.paragrafında yer almaktadır.

f) Kredi geri ödemelerini kıymetli evraka bağlama ve teminat olarak kıymetli evrak alma yasağı:

TKHK.m.10/VI uyarınca, kredi verenin ödemeleri bir kıymetli evraka bağlaması ya da krediyi kıymetli evrak kabul etmek suretiyle teminat altına alması yasaktır. Bu yasağa rağmen tüketiciden bir kıymetli evrak alınacak olursa, tüketici bu kıymetli evrakı kredi verenden geri istemek hakkına sahiptir. Ayrıca, kredi veren kıymetli evrakın ciro edilmesi sebebiyle tüketicinin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

Aynı düzenleme, İsviçre’de 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun’un 20.maddesinde, Almanya’da ise 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu’nun 10.paragrafının 2.fıkrasında yer almaktadır.

g) Kredi sözleşmelerine ilişkin reklamlarda kredinin toplam maliyetinin açık ve anlaşılır biçimde belirtilmesi zorunluluğu:

TKHK’un tüketici kredisine ilişkin 10.maddesinde aldatıcı reklamlara ilişkin herhangi bir koruyucu hükme yer verilmemiş olmasına karşın, 14.06.2003 tarihli 25138 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin İlkerler ve Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik’in 21.03.2009 tarihli 27176 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin İlkerler ve Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasında Hakkında Yönetmelik’in 1.maddesi ile değiştirilen 7.maddesinin 1.fıkrasının (f) bendi uyarınca, kredi hizmetlerine ilişkin reklamlarda, kredinin türü ve vadesi, istenen teminatlar ya da aranan diğer özellikler ve geri ödeme koşulları hususlarında tüketiciyi yanıltabilecek ifadelere yer verilemez. Reklamlarda kredinin faiz oranına yer verilmesi durumunda; noter masrafları hariç olmak üzere, sözleşmesi faiz, vergi ve varsa sigorta primi tutarları, kredi sözleşmesine ilişkin yardımcı hizmet giderleri ve değişik isimler altında alınan her türlü masraflar dahil, tüketicinin ödemesi gereken toplam maliyetin aylık ve yıllık yüzde değeri olarak açık ve anlaşılır bir biçimde belirtilmesi zorunludur.

Bu yerinde düzenleme ile, tüketici kredisi alacak tüketicinin kredi verenlerin yapacağı reklamlarla yanıltılması önlenerek, kendisinin ödemesi gereken gerçek toplam maliyeti net bir şekilde bilerek doğru bir değerlendirme yapabilmesine ve çeşitli kredi verenlerin tekliflerini sağlıklı bir şekilde karşılaştırabilmesine olanak sağlanmak istenmiştir.

Son olarak belirtmek isterim ki, TKHK.m.10’da tüketiciye –kapıdan satışlarda 7 gün içerisinde hiçbir gerekçe göstermeksizin cayma hakkı tanınmışken- tüketici kredisi sözleşmesinden herhangi bir gerekçe göstermeksizin cayma hakkı tanınmamıştır. Oysa ki tüketiciye,

  • İsviçre’de 23.03.2001 tarihli Tüketici Kredisi Hakkında Federal Kanun’un 16.maddesinin 1.fıkrası uyarınca 7 gün içerisinde,
  • Almanya’da 17.12.1990 tarihli Tüketici Kredisi Kanunu’nun 7.paragrafı uyarınca 14 gün içerisinde,
  • Avrupa Birliği Meclisi’nin 2008/48/EC sayılı Direktifi’nin 14.maddesinin 1.fıkrası uyarınca 14 gün içerisinde,
  • 2009 tarihli Değişiklik Taslağı’nın 12.maddesi ile TKHK’un 10.maddesinde konu ile ilgili olarak yapılmak istenen değişiklik uyarınca 14 gün içerisinde

herhangi bir gerekçe göstermeksizin tüketici kredisi sözleşmesinden cayma hakkı tanınmış olup, böyle bir cayma hakkının ülkemizdeki kredi kullanan tüketicilere de tanınmasının –Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumu da dikkate aldığımda- yerinde olacağı kanısındayım.

Atilla Altop

*Bu metin,24-25 Kasım 2011 tarihinde gerçekleştirilen Uluslararası Tüketici Hukuku Sempozyumu’nun 1 . Gün 1. Oturumunda Galatasaray Ü. Hukuk Fak. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez tarafından sunulmuştur.

 

Bir önceki yazımız olan Polis Vazife Selahiyet Kanunu’nda 5681 sayılı Kanun ile Yapılan Değişikliklere Genel Bakış başlıklı makalemizde mustafa tırtır hakkında bilgiler verilmektedir.

Paylas.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: