Türk Yargı ve Hukuk Sistemi ile Adalet Bakanlığının Tarihçesi* - TÜRKİYE HUKUK

Türk Yargı ve Hukuk Sistemi ile Adalet Bakanlığının Tarihçesi*

0

Orta Asya’da kurulan Hun, Göktürk ve Uygur Devletleri ile Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinde, devlet yönetimine ilişkin ortak ilkeler görülmektedir. Bu devletlerden Hunlar’da kural olarak yargısal güç, hükümdarda toplanmıştır. Yetki hakanın başkanlığında bir yüksek mahkeme (Yargu) ve hakan adına yetkileri kullanan hakimler (Yargan) tarafından kullanılmıştır.

Tıpkı Hunlar döneminde olduğu gibi Göktürkler döneminde de örfi hukuku uygulamakla görevli hükümdar başkanlığında mahkeme ve hükümdar adına yetki kullanan hâkimler bulunmaktadır. Göktürkler’de yargı sistemi gelişme göstererek daha da ileriye gitmiştir.

Uygurlar döneminde aile hukuku, miras hukuku, şahsın hukuku gibi özel hukuk alanlarına ilişkin önemli gelişmeler yaşanmıştır. Göktürk Devleti’nin yıkılmasından sonra kurulan Uygurlar dönemine ilişkin geniş bilgi Yusuf Hâs Hâcip’in Kutadgu Bilig isimli eserinde yer almaktadır. Orta Asya’da kurulan Türk Devletleri hakkındaki bilgiler, Çin kaynakları dışında özellikle Orhun Anıtları, Kutadgu Bilig ve Nizamu’l-Mülk’ün Siyasetname’sinden alınmaktadır.

İslamiyet’in kabulünden sonra birçok Türk devleti kurulmuştur. Bu devletlerin biri de Karahanlılar’dır. Karahanlılar, İslam’ı benimsemiş olmakla birlikte Uygur kültürünü de devam ettirmişlerdir. Bu devirlerde kurulan Türk devletleri, devlet anlayışı, kamu müesseseleri, gelenekler ve anlayışlar açısından Orta Asya’nın derin izlerini taşımaktadırlar. İslamiyet’in etkisindeki Türk devletlerinde esas olarak hukukun kaynağı dini niteliktedir. Fakat Türk devletlerinde dini nitelikteki kuralların yanı sıra örfî hukuk da uygulanmıştır. Büyük Selçuklu Devletinde de şer’î hukuk ve örfî hukuk birlikte uygulanmıştır. Şer’î davalara kadılar bakmışlardır.

Osmanlı döneminde de hukukun iki tür kaynağı bulunmaktadır. Bunların ilki şer’î, ikincisi örfî niteliktedir. Hukukun kaynaklarına ilişkin bu ayrım çatışan bir görüntüde değil, uyum içerisinde yürümüştür. Bu kapsamda örfi hukuk için ayrı mahkemeler kurulmamış, tüm yargılamalar şer’i mahkemelerde yürütülmüştür.

Mahkemelerin uyguladıkları usul hukukunda Tanzimat dönemine kadar hukuk ve ceza ayrımı yapılmamış ve İslam hukuku esasları uygulanmıştır. Osmanlı’da yargı görevi padişahın şahsında toplanmıştır. Daha önceki Türk devletlerinde olduğu gibi Osmanlı’da da hükümdarın görevleri arasında adaleti sağlamak bulunmaktadır.

Osmanlı adalet teşkilatında üç önemli kurum bulunmaktadır. Bunlar kazaskerlik, kadılık ve Divân-ı Hümâyun’dur. Kazaskerlerin padişahın adalet işleriyle ilgili önemli görevleri bulunmaktadır. Kazaskerlik teşkilatı, 1360 veya 1363 yılında ihdas olunmuştur. İlk kazasker Bursa’ya, bütün kadıların denetleyicisi olarak atanmış; 1482 yılında kazasker sayısı ikiye çıkarılmıştır. Bunlar Rumeli ve Anadolu kazaskerleridir. Anadolu kazaskeri Anadolu ve Arabistan’daki, Rumeli kazaskeri ise Rumeli ve Karadeniz’in kuzeyindeki kadılardan sorumludur.

Kazasker, ilmiye sınıfının mensubu olarak idare ve yargıya ilişkin önemli görevler yapmaktadır. En kıdemli kadı olarak da tabir edilen kazaskerler Divân-ı Hümâyun’un üyesi olup, devlet protokolünde vezirlerden sonra gelmektedir. Kazaskerliğe İstanbul, Bursa ve Edirne gibi yerlerin kadılıklarından tayin olunduğu görülmektedir. Kazaskerlerin, kadıların tayini konusunda önemli görevleri bulunmaktadır. Kazaskerler, XVI. yüzyılın sonlarına kadar, tüm kadıları, müderrisleri ve din görevlilerini atanmak üzere seçip, sadrazama bildirmişlerdir. XVI. yüzyıldan sonra kazaskerlerin bu konudaki yetkileri sınırlanmış ve bir kısım kadıları atama yetkisi şeyhülislama verilmiştir. Kadıların atanması yargı bölgesinin genişliğine yani gelirinin büyüklüğüne bağlı olarak yapılmaktadır. Atama dışında kazaskerlerin kadı ve müderrisleri kontrol ve azillerini arz etme yetkisi bulunmaktadır.

Osmanlı devletinde Divân-ı Hümâyun, yüksek mahkeme görevini yerine getirmekte, paşa divanları, sancakbeyi divanları ve benzeri yargı organları diğer bazı davalara bakmaktadır. Divân-ı Hümâyu’nun yargılama görevi dışında siyasi, askeri ve idarî görevleri de bulunmaktadır.

Divân-ı Hümâyun kadı kararlarının padişah adına inceleme mercii olup kubbealtı vezirleri, nişancı, kazaskerler, defterdar, yeniçeri ağası, kaptan-ı derya ve Rumeli beylerbeyinden oluşmaktadır. Divân çalışmaları, doğal olarak padişahın denetim ve müdahalesine açık bulunmaktadır. Öte yandan, Divân-ı Hümâyun’un ilk derece mahkemesi olarak gördüğü önemli davalar da bulunmaktadır.

Osmanlı’da ilmiye sınıfının temsilcilerinden olan kadılar padişah adına yargı yetkisini kullanmanın yanı sıra, aynı zamanda idareye ilişkin önemli görevler de üstlenmişlerdir. Kadı, Osmanlı’da, devlet kuvvetinin sembolü olarak görülmüş ve fethedilen yerlere gecikmeksizin kadı tayin edilmiştir. Yargı çevreleri kaza olarak adlandırılan kadılar, yargı çevresinin büyüklüğüne göre sınıflandırılmışlardır. Kadılığa atanma yüksek bir medrese eğitimini gerektirmekte ve önemli şartlara bağlı olmaktadır.

Kadıların tayini zaman içinde değişiklikler göstermekle birlikte sadrazam ve kazaskerin iradesi ile günlük gelirine göre yapılmaktadır. Kadılık kural olarak sıkı görev sürelerine tabi olmuştur. Bu görev sürelerinin iki ya da üç yıl olduğu görülmektedir.

Kadıların görev süresini tamamlamadan görevden alınması, halkın şikâyeti ya da görevini ihmal etmesinin anlaşılması üzerine olmakta ve buna “azl” ya da “ref” denilmektedir.

Kadının emri altında naibler, katipler, muhzırbaşı ve muhzırlar ile mahkeme hademeleri çalışırken, esnaf kethüdası, mütevelli, subaşı ve sipahi gibi görevliler ise faaliyetlerinde kadıya karşı sorumludurlar.

Hukuk, yönetim ve eğitim alanındaki yenileşme hareketlerinin Tanzimat’la birlikte yoğunlaştığı görülmektedir. Bu dönemde Batı hukuk sistemine ilgi ve yöneliş başlamış; İslam hukukunun bazı alanlarında ise önemli kodifikasyonlar yapılmıştır. Yapılan düzenlemelerle, Batı hukukuyla İslam hukukunun yan yana yürütüldüğü sürece girilmiştir. Bu süreçte Batı hukukunda örnek alınan ülke Fransa olmuştur. Fransa’nın ticaret, ceza ve yargılama usul kanunları tercüme edilerek Osmanlı hukuk sisteminin bir parçası haline getirilmiştir. Bu kanunları uygulayacak mahkemeler ve üst yargı organları da yine Fransız modeline uygun olarak oluşturulmuştur. Tanzimat öncesi dönemde adliye teşkilatının temeli “kadılık”ken, bu dönemde 1840 tarihli Ceza Kanunu’nu uygulamak üzere önce İstanbul’da sonra tüm eyalet merkezlerinde “Meclis-i Tahkikat” adlı bir yargı makamı kurulmuştur. Modern mahkeme yapısına gidişi ifade eden bu gelişmeyi şer’iyye mahkemelerinin yargı alanı dışında kurulan nizamiye mahkemeleri takip etmiştir. Ceza hukuku alanında 1840 ve 1851 tarihli Ceza Kanunlarından sonra 1858 yılında Fransız Ceza Kanunu iktibas edilmiştir.

1858 tarihli Ceza Kanunu değişik tarihlerde yapılan düzenlemeler ile 1926 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.

Adli teşkilatta önemli bir işlevi olan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye ise kanun ve nizamnameleri hazırlamakta ve Temyiz mahkemesi görevini de yerine getirmekteydi. Bu meclis 1868 yılında kaldırılarak yerine Şurâ-yı Devlet (Danıştay) ve Divân-ı Ahkâm-ı Adliye (Yargıtay) kurulmuştur. Bu dönemdeki çok önemli bir gelişme de İslam Hukukunun önemli eserlerinden biri olan Mecelle-i Ahkam-ı Adliyenin yayımlanması olmuştur. Bu eser hükümlerin derlenmesi ve kanunlaştırılmasına duyulan ihtiyaçtan doğmuştur. Mecelle, bugünkü anlamda kanunlaştırma alanının İslam Hukukundaki örnek bir eseridir. Eser onaltı kitap ve 1851 maddeden oluşmakta olup, borçlar, ayni haklar ve usul hukukunu içine alır.

Osmanlı adalet teşkilatının Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonraki süreçte mahkeme teşkilatında önemli düzenlemelerin yapıldığı görülmektedir. Batı hukukunun benimsendiği bu süreçte iki dereceli olarak kurulan yeni mahkemeler nizamiye mahkemeleri olarak adli teşkilatta yerini almıştır. Özellikle adli ıslahat yılı olarak adlandırılan 1879 yılında çıkarılan kanunlar ile hem adli teşkilatın idari yapısında hem de mahkeme teşkilatında dikkate değer düzenlemeler yapılmıştır. 1879 yılında yürürlüğe giren kanunlar şöyledir; Adliye ve Mezahib Nezaretinin ve Devair-i Merbutasının vezaifi nizamnamesi, İlamat-ı Hukukiyenin Suret-i İcrâsına Dair Kanun; Mehakim-i Nizamiye Teşkilatı Kanunu; Usûl-ı Muhâkemât-ı Hukukiyye Kanunu; Usûl-ı Muhâkemât-ı Cezaiyye Kanunu. Çıkarılan bu kanunlar, adliye teşkilatında yeni birimleri de beraberinde getirmişti. Örneğin Teşkilat-ı Mehakim Kanunu ile adliye müfettişlikleri ve müdde-i umumilikler (savcılık) devreye sokuldu. Yine muhakeme usul kanunları ile nizamiye mahkemelerinde, muhakemenin nasıl yerine getirileceği açıklığa kavuşturuldu. Osmanlı Devleti’ndeki gayrimüslimlerin devlet ile olan ilişkileri Hariciye Nezareti’nde (Dışişleri Bakanlığı) bulunan Mezahib Kalemi tarafından yürütülmekteydi. Daha sonra bu işlemler Adliye Nezareti bünyesine alınmış ve Adliye Nezareti’nin ilk teşkilat nizamnamesi ile de Mezahib Müdürlüğü kurulmuştur. Gayrimüslimlerin mezhep işlerinin adalet teşkilatında görülmesi işlemi Lozan Antlaşması’na kadar devam etmiştir.

Adliye Nezareti’nin 1879 tarihli ilk nizamnamesi ile nezaretin teşkilat yapısı ortaya çıkmıştır. Bu nizamnameye göre kurulan idari birimler şunlardı: Adliye Müsteşarlığı, Adliye Mektupçuluğu, Havale Müdürlüğü, Umûr-ı Cezaiyye Müdürlüğü, Umûr-ı Hukukiyye Müdürlüğü, Sicill-i Memurin Müdürlüğü, Mezahip Müdürlüğü, Evrak Müdürlüğü ve Muhasebe Müdürlüğü. Adliye Nezareti’nin bu birimlerine, 1911 tarihli ikinci teşkilat nizamnamesi ile İhsaiyyât ve Müdevvenât-ı Kanuniyye Müdürlüğü ilave edildi. Ayrıca Adliye Nezareti’nde yabancı hukukçular da müşavir olarak görev yapmaya başladılar.

Bu birimlerin dışında ayrıca önemli görevler ifa eden komisyonlar da bulunmaktadır. Bunlardan; Encümen-i İntihab-ı Memurin-i Adliye, bazı hakimlerin seçimini yapmakta ve adliye nazırı, müsteşar, temyiz mahkemesi veya istinaf mahkemesi reisleri ile temyiz mahkemesi dairelerinden birer üyeden oluşmaktadır. Diğer bir komisyon olan Adliye İntihab Komisyonu ise dersaadet bidayet mahkemesi reis-i evvelinin başkanlığında bidayet mahkemesi azalarından seçilen beş kişiden oluşmakta ve mahkemelerde çalışan personelin seçimine ilişkin işlemleri yapmaktadır.

Adliye nazırının başkanlığında, müsteşar, temyiz mahkemesi reisi, başmüddei umumi ve temyiz mahkemesi dairelerinden gelen üyelerden oluşan Islahat-ı Adliye Komisyonu ise reform çalışmalarını değerlendirmektedir. Ayrıca Adliye Nezaretinin adeta bir danışma organı olan Encümen-i Adliye ise Temyiz Mahkemesi ile istinaf mahkemesi reisleri ile azalarından oluşmaktadır.

Adalet teşkilatına ilişkin önemli yeniliklerden biri de adliye müfettişliği, müdde-i umumilik (savcılık) ve mukavelat muharrirliğinin (noterlik) oluşturulmasıdır. Bu düzenlemeler 1879 yılında gerçekleştirilen adli ıslahat programı çerçevesinde ve 1879 tarihli Teşkilat-ı Mehakim Kanunu ile olmuştur. Avukatlık kurumu ise 1875’te sistemimize dahil olmuştur. Bu gelişmeler ve ceza mahkemelerinde heyet yargılamasına geçilmesi ile İslam Hukukunun monist yargılama anlayışı değişmiştir.

Adliye ve Mezahip Nezareti, 1911 yılında çıkarılan Nizamname’de aldığı şekil ile Cumhuriyet dönemine intikal etmiştir. 1917 yılında yapılan düzenleme ile Adliye Nezareti güçlendirilmiştir. Buna göre, kazaskerlik ve evkaf mahkemeleri ile bütün şer’iyye mahkemeleri Adliye Nezaretine bağlanmış ve Temyiz Mahkemesinde şer’iyye adıyla yeni bir daire kurulmuştur.

1920 – Adalet Bakanlığı’nın temeli atıldı

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşundan hemen sonra çıkartılan 3 Mayıs 1920 tarih ve 3 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İcra Vekillerinin Suret-i İntihabına Dair Kanun’un 1 inci maddesi ile Adliye ve Mezahip Vekâleti adıyla bugünkü Bakanlığın temeli atılmıştır. Bakanlık, ilk yıllarda Adliye Vekâleti veya Umur-i Adliye olarak anılmıştır.

1925 – Danıştay, bağımsız bir mahkeme olarak kuruldu

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından aynı dönem içerisinde 7 Haziran 1920 tarihinde kabul edilen 4 sayılı Kanun ile merkezi Sivas’ta olmak üzere bugünkü Yargıtay’ın Cumhuriyet tarihindeki ilk şekli olan Temyiz Heyeti oluşturulmuştur. İstanbul’daki Temyiz Mahkemesinde bulunan dosyalar ise 1922 de Sivas’taki Yüksek Mahkeme’ye gönderilmiştir. Sivas’taki Temyiz Heyeti 14/11/1923 tarih ve 371 sayılı Kanunla Eskişehir’e nakledilerek Mahkeme-i Temyiz adını almıştır. 1868 tarihinde açılan ve Şurâ-yı Devlet’in (Danıştay) faaliyeti 1922 de bütün kuruluşların TBMM Hükümeti idaresine geçmesiyle sona ermiş ve Danıştay 1925’te yeniden kurularak bağımsız bir mahkeme niteliğiyle 1927 tarihinden itibaren çalışmaya başlamıştır.

20/1/1337 (1921) tarih ve 85 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanununda Adalet Bakanlığı ve yargıya ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır. Zira bu dönemde Kurtuluş Savaşı halen devam ettiği için devlete ait tüm yetkiler Meclis tarafından kullanılmaktaydı. 1924 Anayasası, bütün Devlet faaliyetlerini Meclisin yetkisi dâhilinde kabul etmekle birlikte, bağımsız bir adliye olmadıkça kanunların uygulanamayacağını dikkate alarak, adliye işini bağımsız mahkemelere vermiştir. 1924 Anayasasının bu düzenlemeleri 1961 ve 1982 Anayasalarında da muhafaza edilmiştir.

Yargı bağımsızlığı açısından 1924 Anayasasında olduğu şekliyle sadece mahkemelerin Meclis denetimi dışında tutulmaları yeterli olmamıştır. Bu amaçla hazırlanan 1926 tarihli Hâkimler Kanunu hâkimlerin atama, nakil ve terfileriyle ilgili önemli düzenlemeler içermektedir. Söz konusu Kanun ile, belirtilen işlerin yüksek hâkimlerin katılımıyla oluşturulan kurullar eliyle yürütülmesi sistemi benimsenmiştir.

Osmanlı döneminden intikal eden Mezahip Müdürlüğü ise Lozan Anlaşmasından sonra 8/4/1924 tarihinde kaldırılmıştır.

Bu aşamada “08/04/1924 tarih ve 469 sayılı Mehakimi Şer’iyyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muadil Kanunu”nu belirtmekte yarar vardır. 12 maddeden ibaret bu Kanun ile şer’iye mahkemeleri ilga edilmiş ve Bakanlığın teşkilat yapısında da önemli bir değişiklik yapılmıştır.

1929 yılında yürürlüğe giren 1452 sayılı Devlet Memurları Maaşatının Tevhid ve Teadülüne Dair Kanunla Bakanlık teşkilatında yeni ihtiyaçları karşılayacak birimler oluşturulmuştur. Bu çerçevede olmak üzere daha önce İçişleri Bakanlığına bağlı olan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Adalet Bakanlığı bünyesine katılmıştır.

1939 yılında, Başbakanlığa bağlı olan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Adalet Bakanlığına bağlanmış ise de daha sonra ayrılmıştır. Aynı yıl içerisinde, İstanbul’da kurulu bulunan Adli Tıp Kurumu Adalet Bakanlığına bağlanmış; Bakanlığın merkez teşkilatında Müsteşarlık, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Zat İşleri Genel Müdürlüğü, Özel Kalem Müdürlüğü, Yayım Müdürlüğü, Levazım Müdürlüğü, Evrak Müdürlüğü ve Komisyonlar ile Adli Tıp Kurumu oluşturulmuştur.

1945 – Adliye Vekâleti’nin adı Adalet Bakanlığı oldu

TBMM’in açılmasından itibaren Adliye Vekâleti olarak anılan Bakanlığın adı, 1945 yılında Adalet Bakanlığı olmuştur. Türkiye Barolar Birliği ise 7 Temmuz 1969 tarihinde yürürlüğe giren 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile kurulmuştur.

Tüm idari davalar 1982 yılına kadar ilk derece ve yüksek mahkeme olarak Danıştay’da görülmekteyken 1982 yılında kabul edilen 2576 sayılı Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun ile bugünkü sistem oluşturulmuştur.

Askeri yargı organları mahkeme olarak ilk kez 1837 tarihli Kanunname ile düzenlenmiştir. Bu kanunname ile öngörülen tek dereceli bir askeri yargı sistemidir. İlk derece mahkemelerince verilen kararları incelemek üzere, 1914 yılında 233 sayılı geçici kanunla, Divan-ı Temyiz-i Askeri adıyla bir temyiz mahkemesi kurulmuştur. 1930 yılında kabul edilen 1631 sayılı Askeri Muhakeme Usulü Kanunu ile divanı harpler kaldırılarak askeri mahkemeler kurulmuştur. 1922 yılında ise 237 sayılı kanunla Askeri Temyiz Mahkemesi kurulmuştur.

Askeri Yargıtay 1961 ve 1982 Anayasalarında yüksek yargı organları içerisinde yerini almıştır. Askeri idari uyuşmazlıklara ise 1938 tarihli Kanun ile Askeri Yargıtay, daha sonra da 1953 tarihli Kanun ile Danıştay bakmıştır. Bu uyuşmazlıkları ilk derece ve yüksek mahkeme olarak çözmekle görevli Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1971 yılında 1488 sayılı Kanun ile 1961 Anayasasının 140 ıncı maddesinde yapılan değişiklikle kurulmuştur.

Adli, idari ve askeri yargı organları arasında görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemekle görevli Uyuşmazlık Mahkemesi ise ilk kez 1945 yılında 4787 sayılı Kanunla kurulmuş olup, 1961 ve 1982 Anayasalarında yüksek mahkeme olarak yer almıştır.

1961 – Anayasa Mahkemesi kuruldu

Anayasa Mahkemesi 1961 Anayasası ile kurulmuştur. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri, yargılama ve çalışma usulü ile kararlarının niteliği 1961 Anayasası’nın 145 ila 152 nci maddelerinde düzenlenmiş, buna bağlı olarak Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında 44 sayılı Kanun, 1962 yılında kabul edilmiştir. 1961 Anayasası’nda 1971 Anayasası ile yapılan değişiklikle, kanun hükmünde kararnameleri şekil ve esas bakımından, anayasa değişikliklerini ise Anayasa’da gösterilen şekil şartları bakımından denetleme görevi verilerek Anayasa Mahkemesinin görev alanı belirgin hale getirilmiştir. 1982 Anayasası, Anayasa Mahkemesini 146 ila 153 üncü maddelerinde düzenlemiştir. 1982 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesine ilişkin ilk kanuni düzenleme, 1983 yılında 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile yapılmıştır. Anayasa’nın 146 ila 149 uncu maddelerinde değişiklik getiren 7/5/2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik yapılması Hakkında Kanun’un 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halkoylamasıyla kabul edilmesiyle birlikte Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Bu Anayasa değişikliğinin ardından kabul edilen 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile de Anayasa Mahkemesinin çalışma usul ve esasları yeniden belirlenmiştir.

1982 – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturuldu

1924 Anayasasında yargının bağımsızlık ve tarafsızlığını sağlamak üzere bir yargı kuruluna yer verilmemişken 1926 yılında 766 ve 2556 sayılı Kanunlarla bu husus düzenlenmiştir. 1961 Anayasası ile dünyada ilk örneklerinden biri olan Yüksek Hakimler Kurulu, 1962 yılında kabul edilen 45 sayılı Kanun ile Yüksek Savcılar Kurulu kurulmuştur. Yüksek Savcılar Kurulu 1971 Anayasa değişikliği ile anayasal statüye kavuşmuştur. 1982 Anayasası ile Yüksek Hakimler Kurulu ile Yüksek Savcılar Kurulu tek çatı altında birleştirilmiş ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturulmuştur. Kurulun yapısına ilişkin köklü değişiklikler ise 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile gerçekleşmiştir.

1984 – Adalet Bakanlığı bugünkü halini aldı

1984 yılında kabul edilen 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunla Adalet Bakanlığı bugünkü halini almıştır.

Birimlerden; Teknik İşler Dairesi Başkanlığı, 1992 Yılında; Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı 2001 Yılında; Strateji Geliştirme Başkanlığı ve İç Denetim Birimi 2006 Yılında yapılan Kanun değişiklikleriyle kurulmuştur.

Bakanlık bünyesinde Arabuluculuk Daire Başkanlığı, İnsan Hakları Daire Başkanlığı, Mağdur Hakları Daire Başkanlığı, Avrupa Birliği Proje Uygulamaları Dairesi Başkanlığı, İnsan Hakları Tazminat Komisyonu ve Yurtdışı Teşkilatının kurulması teşkilatta son yıllarda yapılan önemli değişiklikler olmuştur.

*Bu yazı; Adalet Bakanlığı Strateji Planı 2015 – 2019 çalışmasından alınmıştır.

Tarihçe Bibliyografyası:
1- Ahmet Akgündüz, Halil Cin, Türk Hukuk Tarihi, Timaş Yayınevi, 1990, İstanbul
2- Ali Akyıldız, Osmanlı Bürokrasisi ve Modernleşme, İletişim Yayınları, 2004, İstanbul
3- Coşkun Üçok, Ahmet Mumcu, Gülnihal Bozkurt, Türk Hukuk Tarihi, Turhan Kitapevi, 2007, Ankara
4- Fatmagül Demirel, Adalet Nezaretinin Teşkilat Tarihçesi, Adalet Kitabı, Adalet Bakanlığı Yayınları, 2007, Ankara
5- Fatmagül Demirel, Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri (1876-1914), Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2009, İstanbul
6- Fahrettin Demirağ, Anayasal Bir Kurum Olarak Askeri Yargı ve Anayasa Önerileri, TBB Dergisi, Sayı 75, 2008, Ankara
7- Gülnihal Bozkurt, Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi (Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Resepsiyon Süreci
1839-1939), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2000
8- Halil İnalcık, Osmanlı Hukukuna Giriş, Adalet Kitabı, Adalet Bakanlığı Yayını, 2007, Ankara
9- Halil İnalcık, Osmanlı’da Devlet, Hukuk, Adalet, Eren Yayınları, 2. Bası, 2000, İstanbul
10- Hasan Tahsin Fendoğlu, Türk Hukuk Tarihi, Filiz Kitapevi, 2000, İstanbul
11- İlber Ortaylı, Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devletinde Kadı, Turhan Kitabevi,1994, Ankara
12- İlber Ortaylı, Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi, Cedit Neşriyat,2008, Ankara
13- Sıddık Sami Onar, İdari Hukukunun Umumi Esasları, 1968, İstanbul.
14- Teşkilat Tarihçesi, Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, No:2,1997, Ankara
15- Türk Hukuk Tarihi Sürecinde Yargıtay, Yargıtay Yayınları, No:28, 2004, Ankara
16- Yılmaz Öztuna, Büyük Osmanlı Tarihi, Ötüken Yayınları, 1994, İstanbul,

Bir önceki yazımız olan Başkanlık Sistemi ile Parlamenter Sistemin Karşılaştırılması - İnfografik başlıklı makalemizde başkanlık sistemi, Faruk Bilir ve infografik hakkında bilgiler verilmektedir.

Paylas.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: