Atatürk İlkelerinin Anayasa’ya Eklenmesinin 84. Yıl Dönümü

Atatürk İlkeleri

Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk; ulus devlet, tam bağımsızlık, ulusal egemenlik ve çağdaşlaşma hedeflerini hayata geçirmek için kurduğu Cumhuriyet Halk Fırkası’nın program ilkeleri olarak 6 ilke belirledi. Bu ilkeler; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık.

Türkiye’nin çağdaşlaşma yönünü belirleyen fikir ve düşünceler olarak görülen, bu ilkeler 84 yıl önce 5 Şubat 1937’de 1924 Anayasası’na eklendi. 

İlkelerin Anayasa’ya Eklenmesinin Tarihsel Gelişimi 

Gazi Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Halk Fırkası’nın program ilkeleri olarak da belirlediği altı ilkenin Anayasa’ya dahil edilmesi, toplumda korku ve panik yaratmamak için bazı şartların oluşmasını beklemek amacıyla zamana yayıldı. Bu ilkeler önce parti içerisinde resmî olarak şekillendi, daha sonra ise 1924 Anayasası’na eklendi. 

Yapılan ilk düzenleme Cumhuriyet’in ardından 3 Mart 1924 tarihinde halifeliğin kaldırılması oldu. 10 Nisan 1928 tarihinde Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılarak ikinci maddede yazılı olan “Türkiye Devleti’nin dini İslâmdır” ibaresi ile yirmi altıncı maddesindeki “Ahkâm-ı şer’iyenin Büyük Millet Meclisi tarafından yürütüleceği”ni belirten cümle kaldırıldı. Ayrıca, milletvekilleri ve cumhurbaşkanının yaptıkları yeminlerde yer alan dini ifadeler, yerini “namus üzerine and içme”ye bıraktı. 

1927 yılında toplanan Cumhuriyet Halk Fırkası Kurultayı’nda kabul edilen cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık ve laiklik ilkelerine 10 Mayıs 1931’deki üçüncü büyük kongrede  “Devletin esas teşkilatı: Türkiye milliyetçi, halkçı, devletçilik, lâik ve inkılâpçı bir cumhuriyettir” şeklinde düzenlenerek devletçilik ve inkılapçılık dahil edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 1935 programının giriş kısmında “Parti’nin güttüğü bütün bu esaslar, Kemalizm’in prensipleridir” şeklinde tanımlandı. Programın ikinci kısmında da “Cumhuriyet Halk Partisi; cumhuriyetçi, ulusçu, halkçı, laik ve devrimcidir” ifadesiyle “CHP’nin Altı Oku” olarak ifade edildi.

5 Şubat 1937 tarihinde 3115 sayılı Kanunla 1924 Anayasası’nın 2’nci maddesi “Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır.” şeklinde düzeltilerek Atatürk ilkeleri anayasal hale getirildi. Anayasa’ya eklenen bu ilkelerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel nitelikleri olduğu da belirtildi. 

Okuma önerisi:  Özel hukuk uyuşmazlıkları

Cumhuriyetçilik

Cumhuriyetçilik, devlet yönetiminde millî egemenliği, millî iradeyi ve özgür seçimi esas kabul eden ilkedir. Cumhuriyet bu ilkenin yönetim biçimi ve siyasal rejim olarak ifadesidir. 

Cumhuriyet kurma fikri Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı ve giderek olgunlaştı. Savaşın ardından Rusya, Avusturya, Almanya gibi imparatorlukların yanı sıra Azerbaycan da ilk müslüman cumhuriyet olarak kuruldu. Atatürk’ün cumhuriyeti kurma ve bağımsızlık kazanma fikri, Birinci Dünya Savaşı sonrasında daha belirgin hale geldiği, katıldığı kongre tutanaklarında görülmektedir. Halifelik ve sultanlığın olduğu bir dönemde cumhuriyetin ilanı halkın büyük çoğunluğunda tepki çekebileceği için saltanat kaldırıldıktan bir yıl sonra cumhuriyet ilan edilmiştir.

Milliyetçilik

Milliyetçilik, belirli bir milletin çıkarlarını, özellikle egemenliğini ön planda tutan ve bunu ilelebet sürdürmeyi amaçlayan ideolojik fikir hareketi olarak adlandırılmaktadır. Bu ilke, dünya üzerindeki tüm çağdaş toplumlarla uyum içinde yaşamanın yanı sıra, Türk toplumsal varlığının özel karakterini ve bağımsız kimliğini yansıtmayı amaçlar.

Atatürk’ün milliyetçilik anlayışında din, dil, ırk, kültür ayrımı gözetilmez. 

Halkçılık

Halkçılık, Türk toplumunda birey, aile, zümre ve sınıf egemenliğinin olamayacağı, bütün millet bireylerinin yasa önünde eşitliği esasına dayanır.

Atatürk’ün göre halkçılık anlayışında herkes kanun önünde eşittir. Hiçbir kişi, zümre ya da gruba ayrımcılık yapılması kabul edilemez. 

Laiklik

Laiklik, en basit tanımıyla din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak ifade edilir. 

Atatürk laiklik hakkında şu sözleri söylemiştir: “Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep, hiçbir zaman siyaset aracı olarak kullanılamaz.”

Türkiye’nin kuruluş aşamasında yaşanan laiklik aşamaları; saltanatın kaldırılması, halifeliğin kaldırılması, tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması, “Devletin dini İslam’dır.” ibaresinin anayasadan çıkarılması şeklinde olmuştur.

Okuma önerisi:  Hukuk Fakülteleri Taban Puanları 2021

Devletçilik

Devletçilik ilkesi hızlı bir planlama ile ülkenin kalkınması ve ekonomik alanda bireylerin yapamayacağı bazı işleri devletin üstlenmesi esasına dayanmaktadır. 

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devletçilik anlayışı, kalkınma sürecinde olan Türkiye’nin ekonomi siyasetinde devleti, yapıcı ve yönetici olduğu kadar düzenleyici bir unsur görmektedir.

İnkılapçılık

İnkılapçılık (devrimcilik), Türk ulusunun çağdaşlaşması yolunda yapılan Atatürk devrimlerinin benimsenmesi, geliştirilmesi ve her türlü tehlikelere karşı korunmasıdır.

Atatürk, yapılan devrimlerin, sonrasında korunması; sürekli yeniliklere ve çağın gereklerine uygun olarak yenilenmesi gerektiğini savunmaktaydı.