Türk Ceza Kanununda Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Ticareti Suçları - TÜRKİYE HUKUK

Türk Ceza Kanununda Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Ticareti Suçları

0

İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan SINAR‘ın imzasını taşıyan bu tebliğ, 7 Nisan 2015 tarihinde İ. Kemerburgaz Üniversitesi’nde düzenlenen Disiplinler Arası ve Ceza Hukuku Boyutlarıyla Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Ticaretiyle Mücadele Sempozyumu‘nda sunulmuştur. Söz konusu sempozyumda sunulan bütün tebliğler Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Ticaretiyle Mücadele ismiyle kitaplaştırılmıştır.

GENEL OLARAK

Uyuşturucu madde ve insan ilişkisi incelendiğinde uyuşturucu madde kullanımının neredeyse insanlık tarihinin başlangıcına kadar uzandığı görülmektedir. Tarih boyunca uyuşturucu maddeler keyif verici, ağrı giderici ve hastalık iyileştirici amaçlarla insan yaşamının içerisinde var olmuşlardır (1).

(1) Martin BOOTH, Haşhaştan Eroine Uyuşturucunun 6000 Yıllık Öyküsü, İstanbul, 1996, s. 4.

İlkel toplumlarda kabile ayinlerinde ve erkekliğe geçiş törenlerinde “değiştirilmiş bilinç durumları” denilen gündelik bilinç düzeylerinden daha farklı alanlara ulaşabilmek için halüsinojen bitkiler, afyon türevleri ve koka yaprakları kullanıldığı bilinmektedir. Sonrasında tarihsel süreç içerisinde daha çok tıbbî amaçlarla kullanılan uyuşturucu maddelerin özellikle keyif verici özelliğinin anlaşılmasıyla birlikte, bu amaçla illegal olarak tüketilmeye başlandığı görülmüştür. Her arz-talep ilişkisinde olduğu gibi bu yöndeki artan tüketimi karşılamaya yönelik arz da beraberinde şekillenmiş ve bu şekilde bir uyuşturucu ekonomisinin temelleri atılmıştır (2).

(2) Uyuşturucu Maddelerin Suistimalinin Tarihçesi, http://www.t2174a.com/?p=2384

Uyuşturucu maddelerin ekonomik bir enstrüman haline dönüşmesi üzerine özellikle 20. yüzyılın başlarından itibaren çeşitli çıkar gruplarının rant sağlamak, terör grupları için finansman kaynağı elde etmek amacı doğrultusunda ve hatta uluslararası ilişkilerde ideolojik ve politik bir araç olarak uyuşturucu madde ticareti yaygınlaşmıştır. Tüm diğer zararlarının ötesinde, uyuşturucu maddelerin yarattığı bağımlılık etkisinin her ülkede kamu sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturması sonucu, uyuşturucu madde ticaretiyle mücadele zaman içerisinde tüm devletler için ortak bir amaç haline gelmiştir. Uyuşturucu madde ticaretinin sınır aşan bir niteliğe sahip olması nedeniyle, ulusal hukuk düzenlerinde de bu alanda kullanılan mücadele araçları yetersiz kalmış ve 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren uyuşturucu maddelerle mücadele alanında çeşitli uluslararası antlaşmalar yürürlüğe konulmuştur. Türkiye de, bu alandaki birçok uluslararası sözleşmeye taraf olmuştur (3).

(3) Murat BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, Ankara, 2009, s. 1.

Ancak uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımının, özellikle sağlık sektöründe kaçınılmaz olarak gerekli olması ve bu alanda önemli bir role sahip olması, bu maddelerin üretim ve ticaretinin bütünüyle yasaklanmasını da imkânsız kılmaktadır. Bu nedenle, her ülkede uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin üretim ve ticareti ruhsata bağlı olarak, kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Şu halde, kanunlarda suç olarak düzenlenen faaliyet biçimi, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ticaretinin yapılmasından ibarettir.

Türk hukukunda uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretiyle ceza hukuku araçlarıyla mücadelenin tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır (4). Aşağıda önce bu tarihsel süreç kısaca incelenecek, sonrasında ise yürürlükteki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun uyuşturucu madde ticaretine ilişkin olarak özellikle uluslararası alanda yaşanan gelişmelerin etkisiyle şekillenmiş olan düzenleme rejimi ele alınacaktır.

(4) Köksal BAYRAKTAR, “Uyuşturucu Maddeler ve Suç Siyaseti”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C: LI, Sy: 1-4, 1985, s. 46.

I- TÜRK HUKUKUNDA UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİYLE MÜCADELENİN TARİHSEL PERSPEKTİFİ

A. İslam Hukukunda ve Osmanlı İmparatorluğu Döneminde

1. İslam Hukukunda

İslamiyet öncesi Arap toplumunda uyuşturucu maddelerden ziyade alkol kullanımının yaygın olduğu bilinmektedir. Yaygın alkol kullanımının toplumsal ve bireysel açıdan yarattığı ciddi zararlar göz önünde bulundurularak, İslam dininin kabulünden sonra içki kullanımı yasaklanmıştır (5). Bununla birlikte, İslam hukukunun ilk dönemlerinde, uyuşturucu madde kullanımının hukukî niteliği hususunda bir tartışma yaşanmıştır. Bu açıdan bir görüş, haşhaş ve afyon gibi uyuşturucu maddelerin tıpkı alkol gibi “sarhoş edici” madde olduğunu belirterek, sarhoş edici maddelerin haram olduğunu ve Kuran-ı Kerim’de içki kullanımına ilişkin yasaklamanın uyuşturucu maddeler için de geçerli olmasını savunmuştur. Buna karşın diğer bir görüş ise, uyuşturucu maddelerin sarhoş edici değil, ancak iradeyi fesada uğratıcı nitelikte olduğunu ileri sürmüştür. Buna göre, uyuşturucu maddeler insan iradesinin bütünlüğünü bozarak, onu normal olmayan birtakım ruh hallerine ve davranış biçimlerine yöneltir. Bu nedenle, uyuşturucu madde kullanımı içki gibi kesin surette (haram) yasaklanmış değildir; ancak bu maddelerin kullanımı da insan ruhu bakımından ciddi zararlar yarattığı için yasaklanmalı ve taziren cezalandırılmalıdır (6).

(5) Mehmet Emin ARTUK, Alkol und Rauschgift im islamischen Strafrecht, Annalés dé la Faculté Dé Droit d’İstanbul, C: XXIX, No: 45-1983, s. 227.

(6) BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 57.

Ancak tüm bu yasaklamalara karşın İslam hukukunun egemen olduğu coğrafyada gerek Emevîler gerek Abbasiler döneminde özellikle haşhaş, afyon ve esrar gibi uyuşturucu maddelerin kullanımının tam olarak önlenemediği de görülmektedir. Hatta Selçuklu İmparatorluğu döneminde, M.S. 12. yüzyılın başlarında Hasan Sabbah ismi verilen bir kişinin liderliğinde gelişen ve devlet adamlarına düzenledikleri suikastlar ile bugün dahi çok iyi bilinen “Haşhaşiler” tarikatının isminin, eyleme gönderilen militanlara verilen uyuşturucu “haşhaş” maddesinden kaynaklandığı ifade edilmektedir (7).

(7) Bu tarikatın, aslında İsmaili tarikatının bir kolu olarak 9. yüzyılda ortaya çıktığı ancak Hasan Sabbah’ın öncülüğünde Kuzey İran’da otonom bir bölge oluşturarak, kendi dünya görüşlerini yaşama geçirmek amacıyla, etraflarındaki tüm güç odaklarını hedef aldıkları belirtilmektedir. Ayrıntılı bilgi için, Peter WILLEY, Alamut Kalesi- Haşhaşiler, Hasan El Sabbah ve Fedaileri, Çeviren: İlhan KAYA, 2012, İstanbul, s. 9 vd.

2. Tanzimat Öncesi Osmanlı Döneminde

Osmanlı Devleti döneminde prensip olarak İslam hukuku kuralları uygulanmakta olduğu için, İslam hukukunun uyuşturucu maddelere ilişkin katı ve yasaklayıcı yaklaşımı, Osmanlı Devleti’nde de geçerliydi. Bununla birlikte Osmanlı Devleti döneminde de uyuşturucu madde kullanımı sona ermediği gibi, bu durumla ilgili sorunlar ve görüş ayrılıkları yaşanmaktaydı.

Osmanlı’da en yaygın olarak kullanılan uyuşturucu “afyon”du. Osmanlı döneminde afyona “tiryak”, afyon kullanana ise “tiryakî” ismi verilirdi (8). Afyona mercimekten daha küçük boyutta başlanır, yavaş yavaş iri fındık büyüklüğüne çıkartılır, zamanla birkaç misline çıkardığı halde yine de afyonla yeterince keyiflenemediği için içine “aksülümen” olarak nitelenen bir zehir karıştıran tiryakîler görülürdü (9).

(8) Ferit DEVELİOĞLU, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, 2010, s. 1294.

(9) Yaşar KORKMAZ, Afyon Bitkisinin Osmanlı Gündelik Yaşamındaki Yeri, https://www.academia.edu/5858120/Afyon_bitkisinin_Osmanl%C4%B1_G%C3%BCndelik_Ya%C5%9Fam%C4%B1ndaki_yeri, s. 7.

Osmanlı Devleti’nde, tıpkı İslam hukukunda olduğu gibi, uyuşturucu maddelerin hukukî nitelendirmesinde bir fikir birliği yoktu. Bir grup ulema, afyonun dinî kurallar uyarınca yasaklanması gerektiğini savunuyor, diğer bir grup ulema ise afyon kullanımının dine karşı suç teşkil etmeyeceği görüşünü ileri sürüyordu. Ancak halk arasında afyon kullanımının yaygınlığı, IV. Murat’a kadar, Osmanlı hükümdarlarının bu konuda açık bir tavır almalarını engellemişti (10). IV. Murat, fazla dozda kullanılan uyuşturucu maddenin sarhoşluk etkisi yarattığı gerekçesiyle, dinî kuralların gereği olarak uyuşturucu madde kullanımını tüm tebaasına yasakladı. Ancak IV. Murat’ın ölümünden sonra bu yasak da hafiflemişti.

(10) Osmanlı’da afyonun yanı sıra esrar kullanımının da yaygın olduğunu belirtilerek, hatta II. Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim gibi bazı padişahların da esrar kullandığı ileri sürülmektedir. Ancak bu yöndeki bir tespiti doğrulayacak yönde sağlam tarihsel kaynaklar ise ortaya konulamamıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Handan YOKUŞSEVÜK, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Kullanılmasına İlişkin Suçlar, Ankara, 2007, s. 76.

3. Tanzimat Sonrası Osmanlı Döneminde

Tanzimat dönemi Osmanlı hukuk sisteminde batılı anlamda kanun yapma tekniğinin geliştiği dönemi ifade eder. Bu dönemde inceleme konumuz yönünden öne çıkan temel düzenleme, büyük ölçüde 1810 Napolyon Fransız Ceza Kanunu’ndan esinlenerek yürürlüğe konulan 1858 (hicri 1274) tarihli Osmanlı Ceza Kanunname-i Hümayunu’dur (11). Bu Kanunun 196. maddesine göre:

“Sıhhat-ı umumiyeyi ihlal edecek ecza-yı murızza ve karışık meşrubat ve kefaletsiz semmiyat füruht edenler bir haftadan iki seneye kadar hapis olunur. Bir mecidiye altından yirmi beş mecidiye altınına kadar cezayı nakdi alınır. Ve sattığı eşya her ne ise canibi hükümetten zabt olunur” (12).

(11) Bu Kanun hakkında ayrıntılı bilgi için Mustafa ŞENTOP, Tanzimat Dönemi Osmanlı Ceza Hukuku, İstanbul, 2004, s. 37 vd.

(12) Ahmet GÖKÇEN, Tanzimat Dönemi Osmanlı Ceza Kanunları ve Bu Kanunlardaki Ceza Müeyyideleri, İstanbul, 1989, s. 151.

Görüldüğü üzere 1858 Kanunu’nun bu hükmü, uyuşturucu maddeyle mücadele anlamında bugünkü çağdaş hukuk düzenlemeleri ile benzer özellikler taşımakta, hapis ve para cezalarının yanı sıra, müsadereye de yer vermektedir.

Tanzimat döneminde uyuşturucu maddelerle mücadele amacıyla ilk sivil toplum inisiyatiflerinin de başladığı görülmektedir. Nitekim bu alanda çalışmalar yapan ilk sivil toplum kuruluşu olarak “Cemiyet-i Tıbbiye-i Mülkiye” isimli bir derneğin kurulduğu ve bu derneğin, esrarın tıbbî amaçlı olmaktan çok keyif amaçlı olarak kullanıldığı yönündeki çalışması üzerine 1872 yılında Sedaret Tezkeresi ile Hint keneviri ekiminin yasaklandığı görülmektedir (13).

(13) YOKUŞ SEVÜK, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Kullanılmasına İlişkin Suçlar, s. 77.

4. Cumhuriyet Döneminde 

Cumhuriyetin ilanından sonra, yeni devletin kuruluş felsefesi ile paralel olarak girişilen en önemli faaliyetlerden birisi çağdaş batılı kanunların iktibas edilmesi yoluyla gerçekleştirilen “kodifikasyon” hareketidir. Kodifikasyon çabasının önemli bir ayağını ise 1889 İtalyan Zanardelli Ceza Kanunu’ndan iktibas edilerek yürürlüğe konulan 1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu oluşturmaktadır.

765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 403 vd. maddeleri, yürürlükte kaldıkları 2005 yılına kadar Cumhuriyet döneminde uyuşturucu madde suçlarına ilişkin olarak temel düzenlemeyi oluşturmaktaydılar. Bununla birlikte, cumhuriyet döneminde uyuşturucu madde suçları ile yakından ilişkisi olan diğer bazı kanunlar da yürürlüğe konulmuş bulunmaktadır. Aşağıda önce bu kanunların hükümlerine çok kısaca değinilecek, ardından ise 765 sayılı TCK’da yer alan uyuşturucu madde suçlarına kısaca temas edilecektir.

a. 765 sayılı Kanun Dışındaki Yasal Düzenlemeler

Cumhuriyet döneminde uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin olarak, TCK dışındaki temel düzenlemelerden ilki 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun’dur (14). Bu Kanun ile öncelikle belirli uyuşturucu madde türleri sayma esasına göre belirlenmiş, ardından ise bu maddelerin ithali, imali, ihracı ve satışı yasaklanmış ve belirli durumlarda ise Sağlık Bakanlığı’nın iznine bırakılmıştır (15). Bu Kanun’a istinaden çıkartılan “2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun’un Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (16)”te ise, bu kanun kapsamında olup da imali, ithali, ihracı, satılması, devri, bulundurulması, kullanılması, tedariki suç teşkil eden uyuşturucu madde ve müstahzarlardan gerek analiz için, gerekse hükmün kesinleşmesine kadar saklanmak üzere örnek alınması, tahlil için gönderilmesi, uyuşturucu maddenin zaptı ve imhası, uyuşturucu madde örneğinin hükmün kesinleşmesine kadar saklanması, imhada hazır bulunacak heyetin kuruluşu, imhanın ne şekilde yapılacağı ve teslim usulü ile ilgili hususlar düzenlenmiştir.

(14) Resmî Gazete, T: 24.06.1933, Sy: 2435.

(15) Özkan ÖZMEN, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Bahçeşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2009, s. 38.

(16) Resmî Gazete, T: 21.11.1982, Sy: 17875.

Yine uyuşturucu madde ticareti suçlarıyla doğrudan ilişkili ve daha yakın tarihli diğer bir Kanun ise, 3298 sayılı Uyuşturucu Maddelerle İlgili Kanun (17)‘dur. Bu Kanun ile yine sayma esasına gore belirli uyuşturucu madde türleri (haşhaş kapsülleri ile, ham afyon, tıbbi afyon ve morfin evsafını haiz afyon alkaloidleri, tuzları, esterleri ve eterleri; koka yaprağı ve bunun alkaloidleri, tuzları, esterleri ve eterleri) belirlenmiş ve bu uyuşturucu maddelerin alımı, satımı, imali ve ihracı ile ilgili hususlar Bakanlar Kurulu’nun denetimine bırakılmıştır (18). Bunun yanı sıra, yine Kanun’da, haşhaş ekilecek yerlerin tespitine ve izin belgesi alma zorunluluğuna ilişkin esaslar tespit edilmiştir. 3298 sayılı Kanun’un 3. maddesi, uyuşturucu madde ticareti suçları yönünden özellik arz eder. Çünkü bu hüküm ile ham afyon, hazırlanmış afyon, tıbbî afyon ve bunların müstahzarlarının Türk Ceza Kanunu uygulamasında “uyuşturucu madde” sayılacakları açıkça ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra, izin belgesi almaksızın ham haşhaş ekimi yapılması ve izin belgesine aykırı haşhaş ekimi suçları düzenlenmiştir. Bu Kanun’a istinaden çıkartılan “Haşhaşın Ekimi Kontrolü,
Toplanması, Değerlendirilmesi, İmhası, Satın Alınması, Satılması, İhracı ve İthali Hakkında Yönetmelik” (19) te ise, haşhaş maddesinin ekimi, kontrolü, toplanması, satın alınması, bundan uyuşturucu madde imali, değerlendirilmesi, satılması, ihraç edilmesi, uyuşturucu madde ithali ve ilgili diğer hususlar detaylı bir şekilde gösterilmiştir.

(17) Resmî Gazete, T: 19.06.1986, Sy: 19139.
(18) ÖZMEN, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, s. 40.
(19) Resmî Gazete, T: 04.05.1988, Sy: 19804.

765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin 403 ve 404. maddeleri bu Kanun’un yürürlükte olduğu 1926-2005 arası yaklaşık 80 yıllık süre boyunca, bu alandaki temel düzenlemeler olarak uygulanmıştır.

765 sayılı TCK’nın 403. maddesinin 1926 yılında yürürlüğe giren orijinal şeklinde uyuşturucu maddelerin nelerden ibaret olduğuna ilişkin sayma esasına yer verilmiş ve uyuşturucu maddelerin her biri sayılmış idi. Ancak 1941 yılında gerçekleştirilen 4055 sayılı Kanun değişikliği ile sayma yöntemi terkedilmiş ve bunun yerine “uyuşturucu madde” kavramı ilk kez mevzuata girmiştir (20). 765 sayılı TCK’nın 403. maddesi son olarak 1991 yılında 3756 sayılı Kanun ile değişikliğe uğramış olup, bu değişiklik sonrasında nihaî olarak şu şekilde düzenlenmişti:

(20) BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 62.

“1. Uyuşturucu maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal veya ithal edenlere on yıldan yirmi yıla kadar ağır hapis ve uyuşturucu maddenin her gram ve küsuru için ellibin lira ağır para cezası verilir.

2.1 numaralı fıkrada yazılı maddeleri ihraç edenlere, altı yıldan on iki yıla kadar ağır hapis ve uyuşturucu maddenin her gram ve küsuru için ellibin lira ağır para cezası verilir.

3. Uyuşturucu maddeleri imal veya ithal ettikten sonra ihraç edenler hakkında 1 numaralı fıkrada gösterilen cezalara da ayrıca hükmolunur.

4. Böylece ihraç edilmiş maddeler dolayısıyla yabancı memlekette hükmedilmiş ve çekilmiş veya yabancı ülkede çekilmemiş olmakla beraber Türkiye de infazı kabil cezalar çekildikleri takdirde, ihraç sebebiyle hükmedilecek cezadan indirilir.

5. Uyuşturucu maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak satanlara veya satışa arz edenlere veya satın alanlara veya yanında yahut başka bir yerde bulunduranlara veya bu maddeleri parasız devredenlere yahut bu suretle devralanlara veya sevk veya nakledenlere veya bunların alınıp satılmasına veya devrine veya ne suretle olursa olsun tedarik edilmesine aracı olanlara dört yıldan on yıla kadar ağır hapis ve uyuşturucu maddenin her gram ve küsuru için elli bin lira ağır para cezası verilir.

6. Yukarıdaki fıkralarda gösterilen uyuşturucu madde eroin, kokain, bazmorfin, morfin ise, fail hakkında verilecek ceza bir katı oranında artırılır.

7. Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, teşekkül oluşturanlar ile idare edenler veya bu teşekküle dahil bulunanlar tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza ayrıca yarı oranında artırılır.

8. Bu maddede yazılı suçlar, bunları meslek, sanat veya geçim vasıtası haline getirenler ile aralarında teşekkül olmaksızın birden ziyade kimse tarafından toplu olarak işlenirse, hükmolunacak cezalar üçte bir oranında artırılır.

9. On sekiz yaşını bitirmeyen küçükleri veya ceza ehliyetini sahip bulunmayanları bu maddede yazılı suçları işlemekte kullanan kimseler hakkında, fiil için tertip olunacak ceza altıda biri oranında artırılarak hükmolunur.

10. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemek maksadı ile teşekkül oluşturanlar ile bunları idare edenlere veya bunlara dahil olanlara beş yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası verilir. 

11. Birden ziyade kimsenin bu suçları işlemek için önceden anlaşmaları teşekkül sayılır. 

12. Uyuşturucu maddeleri sahte reçete ile alanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bir milyon liradan beş milyon liraya kadar ağır para cezası verilir”.

765 sayılı TCK’nın uyuşturucu madde kullanımına ilişkin 404. maddesinde ise, 1941 yılında 4055 sayılı Kanun ile getirilen bazı yapısal değişikliklerin ardından, sonraki yıllarda uyuşturucu kullanıma ilişkin değişen koşulların ve ortaya çıkan ve daha ileri ve kapsayıcı bir yasal düzenlemeye olan gereksinimin yarattığı toplumsal baskının bir sonucu olarak 1953 tarihli ve 6123 sayılı ve 1991 tarih ve 3756 sayılı Kanunlar ile de çeşitli değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Bu değişikliklerden sonra 765 sayılı TCK’nın 404. maddesinin nihaî hali şu şekilde düzenlenmişti:

“1. Özel bir yer sağlayarak veya başka suretle bir kimsenin uyuşturucu madde kullanmasını kolaylaştıranlar ile bu maddeleri on sekiz yaşını bitirmeyen küçüklere veya aklen malullere veya müptela olan kişilere verenler hakkında 403 üncü maddenin 5 ve 6 numaralı fıkralarında yazılı cezalar altıda biri oranında artırılarak hükmolunur.

2. Uyuşturucu maddeleri kullananlar ile bu maksatla yanında bulunduranlara, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir.

3. Uyuşturucu madde kullanan kimse, hakkında herhangi bir tahkikata girişilmeden resmi makamlara başvurarak tedavi ettirilmesini isteyecek olursa, kullanma fiilinden dolayı hakkında kovuşturma yapılmaz.

4. Uyuşturucu maddeleri kullanan kimselerin alışkanlığı iptila derecesinde ise, salahı tıbben anlaşılıncaya kadar bir hastanede muhafaza ve tedavisine hükmolunur. Bu kimselerin hastanede muhafaza ve tedavilerine, yetkili mahkemece tahkikatın her safhasında da karar verilebilir”.

II- 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNUNDA UYUŞTURUCU VE UYARICI MADDE TİCARETİYLE MÜCADELE (TCK md. 188)

A. TCK md. 188 ile Korunan Hukukî Yarara İlişkin Genel Açıklamalar

Uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçlarının düzenlendiği TCK md. 188, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. Kitabının “Kamu Sağlığına Karşı Suçlar” başlıklı 3. Bölümünde yer almaktadır. Öğretide, bu suç tipinin kamu sağlığına karşı suçlar arasında düzenlenmesinin gerekçesi olarak farklı görüşlerin ortaya konulduğu görülmektedir. Nitekim bir görüşe göre, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçlarının kamu sağlığına karşı işlenen bir suç olarak görülmesinin nedeni, mağdurlarının belirsiz olmasıdır (21). Buna karşın, diğer bir görüş ise, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçlarının TCK’da kamunun sağlığına karşı işlenen suç tiplerinin içinde yer almasının nedenini toplumdaki mağdurların belirsiz olması olgusundan ziyade; uyuşturucu madde ticaretinin uluslararası boyut taşıması ve toplumu oluşturan bireylerin ve gelecek nesillerin sağlığını tehdit eden ve toplumda uyuşturucu salgını olarak değerlendirilebilecek nitelikte etki bırakan bir yasa dışı faaliyet olmasına bağlamaktadır (22). Bu nedenle, bu suçlar ile korunan hukuksal yarar, uyuşturucu kullanımının şahsın sağlığını tehdit etmesi ve sosyolojik olarak toplumun önce sağlık sorunlarından başlayarak iktisadi, sosyal ve ahlaki çöküntüye uğrama tehlikesinden korunmasıdır (23).

(21) Ali PARLAR-Muzaffer HATİPOĞLU, Türk Ceza Kanunu Yorumu, Ankara, 2007, s. 1398.
(22) Arzu TUNCER, Uyuşturucu Madde İmali ve Ticareti Suçları, İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümü Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, 2011, s. 61.
(23) TUNCER, Uyuşturucu Madde İmali ve Ticareti Suçları, s. 61.

Kanımızca da, uyuşturucu madde ticaretinin kamu sağlığı yönünden yarattığı tehlikeyi, meselenin ekonomik ve sosyal boyutlarından bağımsız düşünmek mümkün değildir. Uyuşturucu madde ticaretiyle iştigal eden kişiler, bu maddelere bağımlı olan belirsiz sayıda kişinin içinde bulundukları acziyet ve çaresizliği sömürerek çok büyük miktarlarda haksız kazanç sağlamaktadırlar. Ancak, bu ticaret bir yandan tacirlere haksız kazanç sağlarken, diğer yandan da giderek uyuşturucu maddeye ulaşmayı kolaylaştırarak, toplumda yaşayan daha fazla kişinin bu sömürü çarkının mağduru olmasına yol açmaktadır. Uyuşturucu madde ticaretiyle ortaya çıkan bu arz-talep sarmalı, bir yandan devletin bu suçluluk türüyle etkin bir biçimde mücadele edebilmesini zorlaştırırken; diğer yandan toplumda giderek artan uyuşturucu madde bağımlılarının tespit ve tedavileri son derece zahmetli ve masraflı bir kamusal mücadeleyi zorunlu kılmaktadır. Ayrıca bu süreçte, uyuşturucu madde bağımlılarının gerek kendileri gerek aileleri ve sosyal çevreleri açısından yarattıkları tüm olumsuz travmaların da, toplum düzeni açısından büyük bir tehdit yarattığının altını çizmek gerekir.

Ancak tüm bunların yanında ifade etmek gerekir ki, uyuşturucu madde ticaretinin salt kamu sağlığına karşı suçlar olarak değerlendirilmesi bugün çağdaş ceza hukuku öğretisinde güncelliğini giderek yitiren bir düşünce tarzıdır (24). Gerçekten, uyuşturucu madde ticaretinin küresel ölçekte yaygınlığının giderek artması (Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Birimi’nin 2009 yılında yaptığı araştırmada dünya genelinde uyuşturucu madde kullanıcılarının sayısının 250 milyona kadar ulaştığı ifade edilmektedir.) ile paralel olarak uyuşturucu madde ticareti dünya üzerinde en önemli yasa dışı gelir kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır ve bu gelirin çok büyük bir bölümü terör örgütleri ve mafya oluşumları gibi organize suç örgütlerine aktarılmaktadır. Bu nedenle, uyuşturucu madde ticaretinin bugün gelinen noktada artık diğer sınır aşan suçluluk türleri gibi (insan ticareti veya uluslararası terörizm gibi) insanlığa karşı işlenen bir suç olduğu kabul edilmektedir (25).

24 Durmuş TEZCAN-M. Ruhan ERDEM-R. Murat ÖNOK, Teorik ve Pratik, Ceza Özel Hukuku, 6. Bası, Ankara, 2008, s. 562.

25 Neil BOISTER, An Introduction to Transnational Criminal Law, Oxford University Press, 2012, s. 9-10 ve ayrıca bkz. s. 50 vd.

Uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretinin diğer bir yansıması ise yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü hakkı üzerinde meydana getirdiği zararlardır. Çünkü uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı özellikle bir bağımlılığa dönüştükten sonraki süreçte, kişinin bedensel ve ruhsal sağlığı üzerinde telafisi mümkün olmayan zararlara dönüşmekte ve bağımlı kişileri kaçınılmaz olarak doğal olmayan erken bir ölüme sürüklemektedir. Oysa yaşama hakkı, bireyin diğer tüm haklarını kullanabilmesi için bulunması gereken ilk ve en önemli haktır (26). Zaten bu nedenle, ulusal üstü insan hakları belgelerinde ilk sırada güvence altına alınır. Yaşama hakkı, ceza hukuku tarafından da öncelikli şekilde korunur ve yaşama hakkını ihlal edenler ceza kanunlarında en ağır şekilde cezalandırılırlar. Çünkü yaşama hakkı, salt bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir yarardır. Bir toplumun varlığını sürdürebilmesi ve bir toplum düzeninden söz edebilmek için, öncelikle o toplumu oluşturan bireylerin yaşama haklarının devlet tarafından güvence altına alındığına ilişkin sarsılmaz bir güven duygusuna sahip olmaları gerekir. Yaşama hakkının korunduğuna ilişkin bu güven duygusunun korunabilmesi ise yaşama hakkına yönelen saldırıların ceza hukuku düzeni tarafından etkin ve ağır bir şekilde cezalandırılmasına bağlıdır.

26 Nur CENTEL-Hamide ZAFER-Özlem ÇAKMUT, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul, 2007, s. 23.

Nihayet, kişinin vücut bütünlüğüne yönelen ve bu anlamda gerek bedensel gerekse ruhsal sağlığına ilişkin tehdit oluşturan fiiller de, ceza kanunu tarafından yaptırım ile karşılanmış ve bu şekilde bireylerin vücut bütünlüğü hakkı da, korunan bir hukuksal yarar olarak benimsenmiştir.

B. TCK md. 188’de Düzenlenen Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Ticareti Suçları

1. Ruhsatsız veya Ruhsata Aykırı Olarak Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal, İthal veya İhracı (TCK md. 188/1)

Uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin imali, ithali veya ihracı suçunun temel şekli TCK md. 188’de şu şekilde düzenlenmiştir:

“Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya hukuka aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi yirmi yıldan otuz yıla (27) kadar ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır”.

(27) TCK md. 188/1’in orijinal şeklinde bu suçun yaptırımı “on yıldan az olmamak üzere” şeklinde düzenlenmiş iken, 18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun değişikliği (md. 66) ile, bu suçun yaptırımı yirmi yıldan otuz yıla kadar şeklinde arttırılmıştır. (Resmî Gazete, T:28.06.2014, Sy: 29044).

Görüldüğü üzere bu suçun tipe uygun olarak nitelendirilebilmesi için fail veya failler tarafından ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak uyuşturucu veya uyarıcı madde imal, ithal veya ihracının yapılması gerekir. Bu açıdan, ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihracı yapılan madde, bir uyuşturucu veya uyarıcı madde değil de söz gelimi bir zehirli madde ise, bu takdirde bu suçun tipiklik unsuru gerçekleşmeyeceği için, bu tarz bir fiil TCK md. 188/1’i değil, ancak “zehirli madde imal ve ticareti”ne ilişkin TCK md. 193’ü ihlal edecektir. Benzer şekilde, burada suçun maddî konusu oluşturan madde bir ilaç özelliğine sahip bir madde ise bu durumda “kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde ilaç yapma veya satma” suçuna ilişkin TCK md. 187 hükmünün uygulanması gündeme gelebilir.

Suçun maddî unsuru yönünden, TCK md. 188/1’de düzenlenen suç tipi bir seçimlik hareketli suç tipidir. Diğer bir ifadeyle, bu suçun oluşması için, kanunî tanımda yer alan imal, ithal veya ihraç şeklindeki seçimlik hareketlerden bir tanesinin gerçekleştirilmiş olması yeterlidir. Bu seçimlik hareketlerden ne anlaşılması gerektiğini ise kısaca şu şekilde açıklayabiliriz:

İmal, sözlük anlamı itibarıyla bir hammaddeyi işleyip mal üretme, yapım anlamına gelir (28). TCK md. 188/1’deki imal ise uyuşturucu veya uyarıcı madde içeren doğal bitkilerin teknik ve kimyasal bir süreçten geçirilmesi sonucu içlerindeki uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ayrıştırılarak elde edilmesi anlamını taşır (29). Bu açıdan öğretide, uyuşturucu ve uyarıcı madde içeren doğal bitkilerin ekilmesi suretiyle gerçekleşen tarım yoluyla yetiştirmenin, imal kavramı içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususu tartışmalıdır. Bir görüşe göre, tarım yoluyla yetiştirme de imal kavramı içerisinde değerlendirilmelidir, çünkü TCK md. 188/1’deki seçimlik hareketler, ülke içerisinde uyuşturucu ve uyarıcı maddenin miktar ve çeşitliliğini artıran hareketlerdir. Bu nedenle, bu maddelere ilişkin miktar ve çeşitlilik artışıyla daha iyi mücadele edebilmek için, sadece fabrikasyon şekilde laboratuvarda gerçekleşen üretimi değil, ancak her ne şekilde olursa olsun kullanıma elverişli hale getirmeyi imal olarak kabul etmek gerekir (30). Buna karşın bizim de katıldığımız diğer görüşe göre ise, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerle mücadeleye ilişkin Türk hukukundaki mevcut yasal düzenlemeler, bu yönde bir kabule olanak sağlamamaktadır. Çünkü yukarıda değindiğimiz üzere, mevzuatımızda uyuşturucu veya uyarıcı madde içeren haşhaş vb. bitkilerin ekimi usulü, bu ekime getirilen sınırlama ve yasaklamalar başka kanunlar ile düzenlenmiş ve yaptırıma bağlanmıştır. TCK md. 188/1’deki imal ise, uyuşturucu veya uyarıcı madde içeren doğal bitkilerin tarımını değil ancak tarımı yapılmış olan bu bitkilerin fabrikasyon birtakım teknik usullerin kullanılması suretiyle ayrıştırılarak, uyuşturucu veya uyarıcı maddeye dönüştürülmesini kapsamaktadır. Bu nedenle, söz konusu bitkilerin tarım yoluyla yetiştirilmesi, toplanması, saklanması, depolanması işlemleri, TCK md. 188/1 kapsamında değerlendirilemez (31).

28 Türk Dil Kurumu, Büyük Türkçe Sözlük.
29 Öğretideki imal tanımları için bkz. Yılmaz GÜNAL, Uyuşturucu Madde Suçları, Ankara, 1976, s. 87. TEZCAN-ERDEM-ÖNOK, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 565.
30 Sahir ERMAN-Çetin ÖZEK, Ceza Hukuku Özel Bölüm-Kamunun Selâmetine Karşı İşlenen Suçlar (TCK md. 369-413), İstanbul, 1995, s. 263

31 YOKUŞ SEVÜK, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Kullanılmasına İlişkin Suçlar, s.138; Erhan GÜNAY, Uygulamalı Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları ve İlgili Mevzuat, Ankara, 2007, s. 57.

İthal sözlük anlamı olarak, içine alma, bir ülkeye başka ülkelerden mal getirme veya satın alma ya da başka ülkelerden alınan mal anlamını taşır (32). TCK md. 188/1 anlamında ithal etmek ise herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı maddenin yurt dışından Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal sınırları içerisine sokulması demektir (33). Uyuşturucu veya uyarıcı madde, tanınan yasal istisnalar kapsamında kanunlara uygun olarak yurda sokulmuşsa, bu durumda artık ithal etme seçimlik hareketi oluşmaz (34). İthal etme, ülkeye yasal yollardan girişin yapıldığı bir gümrük kapısından gerçekleştirilebileceği gibi, ülkenin kara, deniz veya hava sınırlarının herhangi bir yerinden yasa dışı bir giriş şeklinde de gerçekleştirilebilir. Bu açıdan, incelediğimiz seçimlik hareketin oluşması yönünden, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin nerede üretilmiş olduğu hususu önem taşımaz. Eğer uyuşturucu veya uyarıcı maddenin hedef ülkesi Türkiye değilse ve Türkiye yalnızca hedef ülkeye giderken geçilmesi gereken bir güzergâh ise, bu durumda “transit yoluyla geçiş” söz konusu olur. Belirtelim ki, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin Türkiye’ye ithali değil ancak Türkiye’den transit geçişi söz konusuysa, bu durumda TCK md. 188/1’deki ithal etme seçimlik hareketi değil ancak TCK md. 188/3’deki “nakil” hareketinin varlığından söz etmek gerekir. Yine, failin yurt dışından Türkiye’ye soktuğu uyuşturucu veya uyarıcı maddenin, miktar itibarıyla ticareti yapılmak için değil ancak kişisel kullanım amacıyla getirildiği anlaşılırsa, artık TCK md. 188/1’deki ithal etme seçimlik hareketinden değil; ancak TCK md. 191 uyarınca uyuşturucu madde kullanımı suçunun oluştuğundan söz etmek gerekir.

(32) Türk Dil Kurumu, Türkçe Büyük Sözlük.
(33) GÜNAL, Uyuşturucu Madde Suçları, S. 90.
(34) BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 128.

İhraç kavramı, sözlük anlamı olarak, çıkarma, dışarıya atma, yurt dışına mal satma anlamına gelir. TCK md. 188/1 anlamındaki ihraç etme ise, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yurt dışına satılmasıdır (35). Uyuşturucu veya uyarıcı madde yasal şekilde gümrük kapılarından yurt dışına çıkartılabileceği gibi, ülkenin kara, deniz ve hava sınırlarından birinden yasa dışı bir biçimde de yurt dışına çıkartılabilir. TCK md. 188/1’deki ihraç şeklindeki seçimlik hareketin bazen imal şeklindeki seçimlik hareketle birlikte işlenmesi söz konusu olabilir. Diğer bir ifadeyle, aynı fail ya da failler, uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi Türkiye’de fabrikasyon yöntemlerle imal ettikten sonra, bu maddeleri yasa dışı bir biçimde yurt dışına çıkartabilirler. Bu durumda, iki seçimlik hareket de oluşmuş olmakla birlikte, iki ayrı suç meydana gelmez. Fail veya failler tek bir TCK md. 188/1 ihlalinden sorumlu olurlar. Bununla beraber, suçu işlerken iki farklı seçimlik hareketi birlikte gerçekleştirdikleri için TCK md. 61 uyarınca temel ceza belirlenirken mahkeme bu durumu gözetir ve alt sınırdan ayrılarak hüküm kurmak yoluna gidebilir.

(35) Doğan SOYASLAN, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2006, s. 389.

Suçun manevi unsuru yönünden, TCK md. 188/1’de yer alan uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imali, ithali veya ihracı suçu ancak kasten işlenebilen bir suçtur. Diğer bir ifadeyle, failin suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş olması aranır. Öğretide, bu suçun olası kastla da işlenebileceği ileri sürülmektedir. Söz gelimi, kimyager olarak çalıştığı fabrikanın uyuşturucu madde üretme konusunda bir ruhsatı olmadığını öngörmesine rağmen yine de fabrikanın kendisine sağladığı ekonomik imkânlardan vazgeçmediği için uyuşturucu üretimine devam eden kimyagerin, olası kastla hareket ettiğinden söz edilebilir. Buna karşın, aynı kimyagerin söz gelimi kendisine fabrika sahibi tarafından sahte bir uyuşturucu üretim ruhsatının gösterilmiş olması nedeniyle üretime devam etmiş olması durumunda, hukuka uygunluk nedeninin maddi koşullarının varlığında hataya düşmesi söz konusudur ve bu hatasının kaçınılmaz olarak kabul görmesi durumunda, TCK md. 30/3 uyarınca, kaçınılmaz hatasından yararlanacaktır (36).

(36) BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 142.

Bu örnekle bağlantılı şekilde, hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmesi için, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal, ithal veya ihracının ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak gerçekleştirilmiş olması aranır. Bu durumda, her somut olayda uyuşturucu madde üzerinde tasarrufta bulunma yetkisinin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Uyuşturucu
madde üzerinde tasarrufta bulunma ve ticaretini yapma yetkisi öncelikle, tıbbî ve bilimsel maksatlarla ortaya çıkar. Türkiye’de bu gibi maksatların varlığı halinde uyuşturucu madde üzerinde imal, ithal veya ihraç şeklindeki seçimlik hareketlerin gerçekleştirilmesine izin verme yetkisi bir lisans sistemi çerçevesinde Toprak Mahsulleri Ofisi’ne tanınmış bir yetkidir. Bu konuda yasal çerçeveye ilişkin ilk düzenleme olarak 3298 sayılı Uyuşturucu Maddeler Hakkında Kanun ele alınmalıdır. Bu Kanun’un 3. maddesi, haşhaşın imali, ithali ve ihracıyla ilgili genel çerçeveyi çizmektedir. Bu Kanun’a bağlı olarak çıkartılan “Haşhaşın Ekimi, Kontrolü, Toplanması, Değerlendirilmesi, İmhası, Satın alınması, Satılması, İhracı ve İthali Hakkında Yönetmelik (37)“ ise uyuşturucu ve uyarıcı madde elde edilmesinde kullanılan temel doğal bitki olan haşhaş üzerinde ruhsatlı bir biçimde tasarrufta bulunmaya ilişkin esasları kapsamlı şekilde düzenlemektedir. Bu konuda önem taşıyan bir diğer önemli yasal düzenlemeyi ise Sağlık Bakanlığı tarafından çıkartılmış olan “Kontrole Tabi Kimyasal Maddeler Hakkında Yönetmelik (38)“ oluşturmaktadır. Bu Yönetmelikte de yasa dışı uyuşturucu veya psikotrop madde imalinde kullanılan veya kullanılması olasılığı bulunan kimyasal maddelerin yasal ticaretlerine ve yasal olarak kullanımının denetlenmesi maksadıyla uygulanan tedbirlere ilişkin esaslar ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir (39).

37 Resmî Gazete, T: 04.05.1988, Sy:19804.
38 Resmî Gazete, T: 16.06.2004, Sy:25494.
39 Kontrole Tabi Kimyasal Maddeler Hakkındaki Yönetmelik md. 6-8-14.

Suçun özel oluşum biçimleri yönünden öncelikle, suça teşebbüs yönünden bu suçu oluşturan her bir seçimlik hareketi kısaca irdelemek gerekir. Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin imali şeklindeki seçimlik hareket yönünden, imal işleminin yapılmasıyla suç tamamlanmış olur. Bu açıdan bu maddelerin imali için gerekli laboratuvarın kurulmuş olması, imalde kullanılacak doğal bitkilerin ve kimyasalların hazırlanmış olması gibi hareketler, doğrudan doğruya icraya başlama kapsamındadır ve TCK md. 188/1’e teşebbüs gerçekleşmiştir. Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ithali ise, suç konusu olan maddelerin yurda sokulması ile gerçekleşir. Bu açıdan ancak failin bu maddeleri yurda sokarken yakalanması halinde teşebbüs söz konusu olabilir, ancak bu maddeler bir biçimde (gümrük bölgesi olan yerlerde gümrük bölgesinden, gümrük bölgesi olmayan yerlerde ise ülkeye giriş yapıldığı yerden) ülkenin siyasal sınırlarından içeri girmişse artık suç tamamlanmıştır (40). Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ihracı ise, suç konusu maddelerin yurt dışına çıkartılması ile gerçekleşir. Bu açıdan da, ihracın teşebbüs halinde kalmasından söz edebilmek için, failin bu maddeleri yurt dışına çıkartmak üzere doğrudan doğruya icra hareketlerine başlamış olması gerekir.

(40) Hamide ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, İlaç Hukuku ve Etik Anlayışı Sempozyumu, 2007, s. 117. Buna karşın Yargıtay uygulamasında ise, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ithaline teşebbüs kabul edilmemektedir. Yargıtay, bu konuda yurda sokulmak istenen uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gümrük görevlilerine beyandan önce mi yoksa sonra mı ele geçirilmiş olduğunu esas alan bir test uygulamakta ve eğer bu maddeler, gümrük görevlilerine beyandan önce ele geçirilmişse TCK md. 188/3 uyarınca tamamlanmış bir bulundurma, nakletme veya sevk etme suçunun; gümrük görevlilerine beyandan sonra ele geçirilmişse ise yine tamamlanmış bir uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ithali suçunun söz konusu olacağını savunmaktadır. (Bkz. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 14096/12469 sayılı Karar). Karar ve eleştirisi için bkz. BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 155-156, dp. 490.

Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imali, ithali veya ihracı suçu, iştirak kurumu yönünden özellik taşıyan bir suç tipi değildir. Diğer bir deyişle suça iştirakin her şeklinin uygulanabilmesi mümkündür.

Suçların içtimaı yönünden, incelediğimiz suç tipi, seçimlik hareketli bir suç olduğu için –yukarıda da değindiğimiz üzere- birden fazla seçimlik hareketin birlikte işlenmesi halinde, birden fazla suç değil, tek bir suç oluşur. Buna karşın, fail uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi yurtdışından ithal ettikten sonra, yurt içinde bu maddeyi nakleder veya sevk ederse, bu durumda hem TCK md. 188/1’den hem de TCK md 188/3’den ayrı ayrı cezalandırılması gerekir.

2. Ruhsatsız veya Ruhsata Aykırı Olarak, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Satma, Satışa Sunma, Başkalarına Verme, Sevk Etme, Nakletme, Depolama, Satın Alma, Kabul Etme ve Bulundurma (TCK md. 188/3)

TCK md. 188/3’e göre:

“Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden nakleden, depolayan satın alan, kabul eden, bulunduran kişi on yıldan az olmamak üzere ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Ancak uyuşturucu veya uyarıcı madde satılan veya verilen kişinin çocuk olması halinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz (41)“.

(41) TCK md. 188/3’in orijinal şeklinde bu suçun yaptırımı “beş yıldan on beş yıla kadar” şeklinde düzenlenmiş iken, 18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun değişikliği (md. 66) ile, bu suçun yaptırımı “on yıldan az olmamak üzere” şeklinde değiştirilmiştir. Yine, aynı değişiklikle TCK md. 188/3’ün orijinal şeklinde bulunmayan, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin verildiği veya satıldığı kişinin bir çocuk olmasına özgü olarak uygulanan cezayı ağırlaştıran nitelikli hal maddeye eklenmiş bulunmaktadır. (Resmî Gazete, T:28.06.2014, Sy: 29044).

Tipe uygunluk yönünden, TCK md. 188/3’de dikkati çeken ilk özellik, bu suçun oluşabilmesi için işlenmesi gereken hareket biçimlerinin “ülke içinde” gerçekleştirilmesi gerekliliğidir. Öğretide burada geçen “ülke içinde” işlenme gerekliliğinin, işlenen fiilin hukuka aykırılığını ve haksızlık içeriğini etkilemeyen ancak yalnızca bu fiilin cezalandırılabilmesi yönünden özellik taşıyan bir “objektif cezalandırılabilme şartı” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususu tartışılmış olmakla birlikte, kanımızca bu suç açısından kanuni tanımda belirlenmiş olan “ülke içinde” işlenme gerekliliği, bir objektif cezalandırılabilme şartı olarak değil ancak tipe uygunluk kapsamında değerlendirilmesi gereken bir husustur. Ülke kavramından ne anlaşılması gerektiği ise TCK md. 8’de belirlenmiş olup, bu tanım çerçevesinde, Türk kara ve hava sahaları ile Türk karasularında, açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında, Türk deniz veya hava araçlarında veya bu araçlarla, Türk deniz ve hava savaş araçlarında veya bu araçlarla, Türkiye’nin kıt’a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karşı işlenen tüm suçlar, “ülke içinde” işlenmiş sayılır.

Suçun maddi unsuru yönünden, TCK md. 188/3’de oldukça geniş yelpazede belirlenmiş seçimlik hareketlere yer verildiği görülmektedir. Gerçekten suçun kanuni tanımında, bu suçu oluşturan seçimlik hareketler olarak “satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satına alan, kabul eden, bulunduran” şeklindeki bir belirlemeyle, uyuşturucu madde ticaretine yönelik tüm hareket biçimleri madde kapsamına alınmak istenmiştir. Kanun koyucunun, ceza hukukunun temel kurallarından birisi olan “kıyas yasağı”nı ihlal etmeksizin, uyuşturucu madde ticaretine kaynaklık edebilecek tüm hareket biçimlerini kapsamak ve bu suretle bu normun etrafından dolaşılarak bir şekilde ticaret yapılmasını engellemek kaygısıyla, suçun seçimlik hareketlerinde bu denli geniş bir spektrum belirlediği düşüncesindeyiz.

Suçun kanunî tanımında yer alan seçimlik hareket biçimlerini çok kısaca şu şekilde açıklayabilmek mümkündür:

Satmak, sözlük anlamı olarak, bir değer karşılığında bir malı alıcıya vermek anlamını taşır. TCK md. 188/3 anlamında satmak ise uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bir bedel karşılığında başkasına devredilmesidir. Ancak bunun için tarafların yalnızca iradelerinin uyuşması yetmez, uyuşturucu veya uyarıcı madde üzerindeki fiili hâkimiyetin de aralarındaki anlaşmaya uygun olarak alıcıya geçmiş olması gerekmektedir (42).

(42) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, s.109.

Satışa arz etmek açısından, öncelikle arz terimi, sözlük anlamı olarak sunma, piyasaya mal sürme anlamını taşır. Buradan hareketle TCK md. 188/3’deki satışa arz ise uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bir bedel karşılığında satılmak üzere ortaya konulması, hazırlanmasıdır. Failin uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi satma iradesini açığa vuran bir harekette bulunması ile satışa arz gerçekleşir. Örneğin; uyuşturucu veya uyarıcı maddenin satışı için pazarlık yapma veya kapora olarak belirli bir miktar para alma gibi hareketler satışa arz terimi kapsamında değerlendirilir (43).

(43) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, s. 109.

Başkalarına vermek terimindeki vermek, sözlük anlamı olarak, üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek anlamına gelir. TCK md. 188/3’deki başkalarına vermek ifadesi, uyuşturucu veya uyarıcı madde üzerindeki tasarruf yetkisinin bir karşılık beklemeksizin başkalarına sunulması, intikal ettirilmesidir (44). Failin, uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi bir başkasına hangi maksatla bedelsiz olarak devrettiğinin bir önemi yoktur. Kanun koyucu, 765 sayılı TCK’da “parasız verme” seçimlik hareketini olduğu gibi, 5237 sayılı TCK’da da “başkalarına verme” seçimlik hareketini düzenleyerek, uyuşturucu ve uyarıcı madde sirkülasyonunun ne şekilde yapılırsa yapılsın engellenmesi yönünde bir irade ortaya koymuştur.

(44) ERMAN-ÖZEK, Ceza Hukuku Özel Bölüm, s. 275.

Sevk etme, sözlük anlamı olarak göndermek, götürmek işi olarak tanımlanmaktadır. TCK md. 188/3’deki sevk etme ise uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bir başkası üzerinden bir yerden bir başka yere gönderilmesi anlamını taşımaktadır. Örneğin; uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kargo hizmeti veren bir servis aracılığıyla bir başka yere gönderilmesi, sevk etme kapsamında bir fiildir. Sevk etme şeklindeki hareket biçimi TCK md. 188/3’ün orijinal şeklinde bulunmamasına karşın, 29.06.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanun ile diğer seçimlik hareketler arasına eklenmiştir. Kanun’da bu değişikliğe gerekçe olarak ise uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretine ilişkin olarak TCK md. 188/3 ile uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin üretiminde kullanılan diğer maddelerin ticaretine ilişkin TCK md. 188/7 arasında yaşanması muhtemel tereddütlerin giderilmesi olarak açıklanmıştır. Sevk etme şeklindeki hareket biçiminin söz konusu olabilmesi için, sevke konu olan uyuşturucu veya uyarıcı maddenin miktar itibarıyla kişisel kullanım için belirlenen ölçüden daha fazla olması gerekir, aksi takdirde sevk etme değil ancak TCK md. 191’deki uyuşturucu madde kullanımı suçu söz konusu olur. Nihayet, sevk etme fiili, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin gönderildiği veya taşındığı yere ulaştırılması ile tamamlanır. Bu açıdan, suça konu maddenin alıcısına ulaşması zorunlu değildir.

Nakletme, sözlük anlamı olarak, nakil işini yapmak, bir yerden başka yere geçirmek, devretmek anlamını taşır. TCK md. 188/3’deki nakletme ise failin kendisine veya başkasına ait bulunan uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi kişisel kullanım dışında bir amaçla bir yerden başka bir yere götürmesi anlamını taşır (45). Nakil, her türlü araçla veya kişinin bedeni üzerinde gerçekleştirilebilir. Nakil süresinde icra hareketleri işlenmeye devam ettiği için, nakletme halinde kesintisiz bir suç söz konusudur. Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin nakledilen kişiye (alıcıya) ulaşıp ulaşmaması veya bir bedel karşılığında yapılıp yapılmaması önem taşımaz. Ancak, kişinin özellikle üzerinde nakil halinde, naklettiği uyuşturucu veya uyarıcı madde miktarı, kişisel kullanım sınırları içerisindeyse, nakletme seçimlik hareketinden değil, TCK md. 191’in varlığından söz edilebilir (46). Son olarak, nakletmenin, TCK md. 188/1’deki uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ithal veya ihracı şeklindeki seçimlik hareketlerden farkı, nakletmenin ülke içinde gerçekleştirilmesidir. Fiilin sınır aşan bir nitelik taşıdığı hallerde ise artık nakletme değil, TCK md. 188/1’deki seçimlik hareketlerden birisi söz konusu olur (47).

(45) GÜNAY, Uygulamalı Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları ve İlgili Mevzuat, s. 74.
(46) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, s. 110.

(47) BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 179.

Depolama, sözlük anlamı olarak, saklamak veya korumak amacıyla ambara koymak, depo etmek, biriktirmek, ambarlamak işi olarak tanımlanmaktadır. TCK md. 188/3 anlamında depolamak ifadesi, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin saklanmak veya korunmak maksadıyla bir yerde tutulması anlamını taşır. Depolamada, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin değişik yerlere sevk edilmek üzere geçici olarak bir yerde bekletilmesi söz konusudur. Depolar, sürekli uyuşturucu veya uyarıcı madde girişi ve çıkışı yapılan ve bu amaçla hazırlanmış olan yerlerdir (48). Depolama şeklindeki seçimlik hareketin söz konusu olabilmesi için, failin uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi kendi kullanımı dışında, başkalarına temin etmek maksadıyla bir yerde tutuyor olması gerekir. Çünkü kişisel kullanım amacıyla bu madde tutuluyorsa, artık bu suç değil ancak TCK md. 191 hükümleri uygulanacaktır. Bununla birlikte, depolanan uyuşturucu maddenin başkalarına temin etmek için mi yoksa kişisel kullanım için mi depolanmış olduğunun belirlenmesinde, uygulamada bugün yapıldığı gibi, failin kastının madde miktarına göre belirlenmesi adil olmayan sonuçlara yol açabilir. Çünkü madde bağımlısı bir kişi eline para geçtiğinde pekâlâ bir yıllık kullanımına yetecek miktarda uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi depolamış olabilir (49). Bu durumda, failin kastının belirlenmesinde daha titiz davranılması ve salt kullanım maksadıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde depolayan kişinin uyuşturucu madde ticaretinden değil ancak, kullanımından cezalandırılması daha doğru olacaktır.

(48) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, s. 110.
(49) YOKUŞ SEVÜK, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Kullanılmasına İlişkin Suçlar, s. 142.

Satın alma, sözlük anlamı olarak, bir nesne için belirlenen fiyatı ödeyerek kendine mal etmek olarak anlamını taşır. TCK md. 188/3’deki satın alma ise uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bir bedel karşılığında başkasından devralınması anlamını taşır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin satın alınması, prensip olarak satın alınan bu maddelerden farklı pazar veya piyasalarda yeniden ve daha yüksek fiyat elde edilmesi ve bu suretle kâr edilmesi amacıyla gerçekleştirilir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticaretiyle ilgili yapılan çalışmalar, denetimin sıkılığıyla paralel olarak ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin satıldığı yere bağlı olarak fiyatları arasında çok büyük farklılıklar olduğunu ve özellikle suç örgütlerinin üretildiği ülkeden nispeten ucuza aldıkları bu maddeleri başka ülkelerde çok daha yüksek fiyatlara satarak büyük kazanç elde ettiklerini ortaya koymaktadır (50). Benzer bir durum bazen aynı ülke içerisinde de ortaya çıkabilmektedir. Buna karşın, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin yeniden satmak değil ancak kişisel kullanım amacıyla satın alınmış olması durumunda, artık bu seçimlik hareket değil, ancak TCK md. 191’deki suç oluşur (51).

(50) “Tarihi İpek Yolu Uyuşturucu Yolu Oldu”, Sabah Gazetesi, 29.08.2010
(51) BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 181. Öğretide, satın alma şeklindeki seçimlik hareketin oluşabilmesinin ticari kazanç maksadıyla yapılma koşuluna bağlı olması eleştirilmiş ve bu satın alma işleminin, depolama veya bulundurma gibi maksatlarla da gerçekleştirilebileceği ileri sürülmüştür. Yusuf YAŞAR, Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İstanbul, 2004, s. 184. Kanımızca yukarıda değindiğimiz gibi, kişisel kullanım amacıyla satın alması halinde, incelediğimiz TCK md. 188/3’deki suç değil, TCK md. 191’deki suç oluşur. Bununla beraber, kişisel kullanım amacı ve failin ticari kazanç elde etme maksadı olmaksızın uyuşturucu maddeyi bulundurmak veya depolamak üzere satın alması eşyanın tabiatına aykırıdır. Fail kişisel kullanım miktarını aşan bir biçimde uyuşturucu madde satın almış ise bu durumda er ya da geç bu uyuşturucu maddeden ticari kazanç sağlamak maksadı olmalıdır. Belki bir dönem fiyatların daha da artması ve benzeri gerekçelerle bu maddeyi bekletebilir, ancak eninde sonunda mutlaka yeniden satarak kazanç sağlamak yoluna gidecektir. Dolayısıyla izlenen yöntem farklı da olsa, sonuçta yine de kazanç sağlamak maksadı ortaya çıkacağı için, bu eleştiride savunulan görüşü paylaşmıyoruz.

Kabul etme, seçimlik hareketi yönünden, kabul sözlük anlamı olarak bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olma, sunulan bir şeyi, armağanı alma anlamını taşımaktadır. TCK md. 188/3’deki kabul etme ise, uyuşturucu veya uyarıcı madde üzerinde tasarrufta bulunmak olanağı elde etmektir (52). Alıcı konumunda bulunan kişi tarafından gerçekleştirilir ve uyuşturucu veya uyarıcı maddenin mülkiyetinin veya zilyetliğinin bedelsiz olarak kendisine devredilmesiyle tamamlanır. Çünkü bir bedel ödenirse, bu durumda satın alma seçimlik hareketi söz konusu olur. Kabul etme ani bir hareketle gerçekleşir ve uyuşturucu veya uyarıcı maddenin alıcı konumunda olan kişinin zilyetliğine geçmesiyle birlikte tamamlanır. Bu şekliyle, kabul etme hareketi teşebbüse elverişlidir (53).

(52) PARLAR-HATİPOĞLU, Türk Ceza Kanunu Yorumu, s. 1409.
(53) ERMAN-ÖZEK, Ceza Hukuku Özel Bölüm, s. 278.

Bulundurmak, sözlük anlamı olarak, var olmasını, hazır bulunmasını sağlamak anlamına gelmektedir. TCK md. 188/3’deki bulundurmak ise failin kendisine veya başkasına ait uyuşturucu veya uyarıcı madde üzerinde fiili egemenlik ilişkisi kurması ve bu maddeyi ruhsatsız  veya ruhsata aykırı olarak fiili veya hukukî egemenliği altında tutması söz konusudur (54). Buna göre, failin başkalarına gereksinim duymaksızın dilediği zaman uyuşturucu veya uyarıcı maddeye ulaşma imkanının olması, bulundurma olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bulundurulması bir kesintisiz suç olma özelliği gösterir. Ancak elbette, bulundurulan uyuşturucu veya uyarıcı maddenin miktarı itibarıyla, kişisel kullanım amacıyla bulundurma söz konusuysa, artık bu hüküm değil, ancak kişisel kullanım amacıyla bulundurmaya ilişkin TCK md. 191 uygulanacaktır.

(54) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, s. 110.

Suçun manevî unsuru yönünden, inceleme konumuzu oluşturan suç tipi ancak kasten işlenebilir, bu suçun taksirle işlenebilmesi mümkün değildir. Bu suç tipinde kastın tespiti yönünden, her bir seçimlik hareketi incelerken belirttiğimiz üzere, failin belirtilen seçimlik hareketlerden birini veya birden fazlasını uyuşturucu ya da uyarıcı maddenin ticaretini yapmak için mi, yoksa ticari bir maksadı olmaksızın yalnızca kendi kişisel kullanım için mi gerçekleştirmiş olduğunun belirlenmesi gerekir. Bu belirlemede kullanılan temel kriterse uyuşturucu veya uyarıcı maddenin miktarıdır.

Türk hukukunda, hangi miktara kadar olan uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kişisel kullanım için olduğu ve hangi miktardan sonra ise bu maddelerin ticaretinin yapıldığına ilişkin karine olacağına yönelik herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, bu kriterin uygulanmasına ilişkin esasların belirlenmesi uygulamaya bırakılmıştır. Ancak kanımızca, özellikle farklı yönlerde gelişebilen ve adil olmayan sonuçlara yol açabilen böyle bir tercihin yerine, bu kriterin doğrudan kanun koyucu tarafından belirlenmesi daha isabetli bir yöntem olacaktır. Buna karşın, bugün için bu kriterin tespitinde Yargıtay içtihatları belirleyici bir rol üstlenmektedir ve bu içtihatlarda, elde edilen uyuşturucu veya uyarıcı madde miktarının kişisel kullanım için yeterli olduğu sonucuna ulaşılırsa, TCK md. 191 uyarınca uygulama yapılmaktadır. Bu kriteri esas alan Yargıtay içtihatları incelendiğinde, şöyle sonuçlara ulaşıldığı ortaya çıkmaktadır:

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin, 21.01.2010 tarih ve E: 2009/5405 – K: 2010/710 sayılı içtihadına göre “…Evinde ele geçen 4,92 gramdan ibaret esrarı kullanmak için bulundurduğunu belirten sanığın savunmasının aksine, sözü edilen maddenin ticaretinin yapıldığına ilişkin, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçu yerine, uyuşturucu madde ticareti suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi yasaya aykırı…..” olarak kabul edilmiştir (55).

(55) Ömer Yılmaz ÇAMLIBEL, “Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları ve Yargıtay Uygulaması”, Yargıtay Kararları Çerçevesinde Ceza Hukuku Sempozyumu, 14-15 Ocak 2011, Ankara, s. 390.

Yine Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin, 22.01.2010 tarih ve E: 2001/229 – K: 2010/729 sayılı içtihadında ise “…sanığın evinde ele geçirilen 25.58 gramdan ibaret esrarı, kullanmak için bulundurduğuna ilişkin savunmasının aksine, X muhbirin soyut ihbarı dışında, satmak için veya başka amaçla bulundurduğuna ilişkin, kuşku sınırlarını aşan, kesin ve yeterli delil bulunmadığı, sanığın eyleminin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı biçimde hüküm kurulması yasaya aykırı….” olarak nitelendirilmiştir (56).

(56) ÇAMLIBEL, “Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları ve Yargıtay Uygulaması”, s. 390

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin, 27.01.2010 tarih ve E: 2009/190 – K: 2010/1445 sayılı içtihadına göre ise, “…sanıkların birlikte seyir halinde bulundukları motosiklette şüphe üzerine yapılan arama sonucu ele geçirilen 9,28 gramdan ibaret esrarı, kullanacaklarına ilişkin savunmalarının aksine, başka amaçla bulundurduklarını gösteren, kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma yerine, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi yasaya aykırı…” olarak benimsenmiştir (57).

(57) ÇAMLIBEL, “Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları ve Yargıtay Uygulaması”, s. 391.

Buna karşın, yine Yargıtay 10. Ceza Dairesi, sanığın üzerinde (1500 gram toz esrar elde etmeye elverişli olan) 2164 gram dişi Hint keneviri bitkisi yakalandığı bir vakıaya ilişkin içtihadında ise sanığın uzun süreli kişisel kullanım ihtiyacı için bulundurduğu yönündeki savunmasına itibar etmemiş ve ticaret maksadının varlığını kabul etmiştir (58).

(58) BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 188, dp. 600.

Yargıtay içtihatlarında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin miktarı temel kriter olarak kullanılmakla birlikte, sanığın kastının tespiti noktasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin yakalanma şekli, bulunduğu yer ve bulundurma şekli gibi hususların da dikkate alındığı görülmektedir. Ancak yukarıdaki içtihatlarda da vurgulandığı üzere, yalnızca bir soyut ihbarın varlığı uyuşturucu madde ticareti kastını ortaya koymak için yeterli değildir, bu itibarla ele geçirilen uyuşturucu veya uyarıcı madde miktarının kişisel kullanım sınırları içerisinde olması ve ticaret kastını destekleyecek başka bir delilin de bulunmaması durumunda, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, TCK md. 191 hükümlerinin uygulanması yoluna gidilmektedir (59).

(59) BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 189.

TCK md. 188/3’de “ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak” ibarelerine yer verildiğine göre –TCK md. 188/1’deki suç tipi ile paralel olarak-, bu suçun da hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmesi, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti niteliği taşıyan fiilin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak işlenmesini gerektirmektedir. Bu itibarla, ulusal hukuk düzeni içerisinde yetkili makam tarafından uyuşturucu veya uyarıcı özellikteki bir maddenin ticaretine izin verilmiş ise bu durumda yetkili makam tarafından belirlenen sınırlar içerisinde gerçekleşen ticaret faaliyeti, hukuka uygun hale gelecektir. Uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin bir yandan topluma verdikleri olağanüstü zarara karşılık, diğer yandan başta ilaç endüstrisi olmak üzere kamu sağlığının korunmasına yönelik farklı alanlarda bu özellikteki maddelere bir gereksinimin varlığı da yadsınamaz. Onun için, hukuk düzenlerinde bu maddelerin ruhsata tâbi olarak ticaretine ilişkin ciddi bir denetim mekanizması öngörülmüş ve bu mekanizma idarî bir mevzuata bağlanmıştır (60). Türk hukukunda da, uyuşturucu veya uyarıcı bir maddenin ticaretine ruhsat verilmesi -Sağlık Bakanlığı’nın talebi üzerine- Bakanlar Kurulu’na ait olan bir yetkidir. Bakanlar Kurulu’nun ruhsata bağladığı maddeler ile ilgili olarak, ruhsat verme yetkisi de Sağlık Bakanlığı tarafından kullanılır. Şu halde, Türk hukukunda uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti için ruhsat almak için gerekli işlem ve prosedürler Sağlık Bakanlığı üzerinden yürütülür ve bu prosedürlere uygun olarak gerçekleştirilen ticaret faaliyeti de hukuka uygun bir faaliyettir (61).

(60) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, s. 111.
(61) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, s. 111. Ruhsatlı olarak yapılan, hukuka uygun uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti faaliyetlerinin yürütülmesi şekli hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 192-195.

Suçun özel oluşum biçimleri bakımından TCK md. 188/3 incelendiğinde, ilk olarak suça teşebbüs yönünden, suç tipini oluşturan seçimlik hareketlerden bazıları teşebbüse elverişli iken, diğer bazıları açısından ise teşebbüs hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını ifade etmek gerekir. Bu kapsamda söz gelimi satma, nakletme, depolama, sevk etme veya verme gibi hareket biçimlerinde icra hareketinin kısımlara bölünebilmesi mümkün olduğu için, bu hareketler teşebbüse elverişlidir. Buna karşın, satışa arz etme, satın alma, kabul etmek ve bulundurmak şeklindeki hareket biçimleri ise teşebbüse elverişli değildir.

Suça iştirak yönünden ise söz konusu suç tipinin herhangi bir özellik arz ettiğinden söz edilemez. Diğer bir ifadeyle, bu suça gerek fail gerekse şerik olarak iştirak etmek mümkündür ve suça iştirakin her şekli bu suç açısından uygulama alanı bulabilir. Ancak aşağıda değineceğimiz üzere, kanun koyucu, 18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun değişikliği ile bu suçun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesini bir cezayı ağırlaştıran nitelikli hal olarak kabul etmiştir.

Suçların içtimaı yönünden, TCK md. 188/1’de olduğu gibi burada da, seçimlik hareketli bir suç tipi olduğu için, bu seçimlik hareketlerden birden fazlasının işlenmesi, suç sayısını etkilemez, ortada yine tek bir suç vardır; ancak bu durum temel cezanın tayininde göz önüne alınır. Bu hareketlerden birisi tamamlanmış, diğer teşebbüs halinde kalmışsa faile tamamlanmış suçun cezası verilir (62). Buna karşın, fail TCK md. 188/1’ deki seçimlik hareketlerden birisini işledikten sonra ayrıca bu suçtaki seçimlik hareketlerden birisini işlemişse, iki suçtan da ayrı ayrı sorumlu olur. TCK md. 188/3’deki suç tipi niteliği gereği, başka suçların işlenmesi süreciyle de mantıksal bir bağ içerisinde olabilir. Söz gelimi, TCK md. 188/3’deki suçu işleyerek yüksek miktarda haksız gelir elde eden bir kişinin, illegal yoldan elde ettiği bu geliri legal hale getirebilmek için çeşitli işlemlere başvurması halinde ayrıca, TCK md. 282 uyarınca suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçundan sorumlu olacaktır. Benzer şekilde, failin uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi bir kimsenin konutuna, iş yerine, aracına vs. koyduktan sonra onu ihbar etmesi halinde, fail hem TCK md. 188/3’den hem de TCK md. 267 uyarınca iftira suçundan sorumlu olacaktır (63). Yine, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin eczaneden sahte reçete ile alınması halinde ise, hem TCK md.188/3 hem de TCK md. 204 uyarınca resmî belgede sahtecilik suçu söz konusu olacaktır. Ancak bu durumda tek bir fiilin varlığı göz önüne alındığında, fikrî içtima kurallarının uygulanması gerekmektedir (64).

(62) ERMAN-ÖZEK, Ceza Hukuku Özel Bölüm, s. 283-284.
(63) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”,s. 119.
(64) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”,s. 119.

3. TCK md. 188/1 ve 188/3’ün Ortak Cezayı Etkileyen Nitelikli Halleri

a) Uyuşturucu veya Uyarıcı Maddenin Eroin, Kokain, Morfin, Sentetik Kannabinoid veya Bazmorfin Olması (TCK md. 188/4)

Gerek TCK md. 188/1 gerekse TCK md. 188/3 açısından uygulama alanı bulan bu ilk ortak cezayı ağırlaştıran nitelikli hal, suçun konusu yönünden ortaya çıkmaktadır. Buna göre, işlenen suçun konusu kokain, morfin, sentetik kannabinoid veya bazmorfin ise, fail hakkında verilecek olan ceza yarı oranında arttırılacaktır. Belirtelim ki, bu sayılan maddelerden “sentetik kannabinoid”, TCK’nın orijinal şeklinde cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren maddeler arasında sayılmamıştır. Ancak gündelik hayatta “bonzai” olarak bilinen uyuşturucu madde türünün son derece ucuz ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle, toplumsal yaşam açısından giderek daha büyük bir tehlike arz ettiğini göz önüne alan kanun koyucu tarafından, 27.03.2015 tarih ve 6638 sayılı Kanun değişikliği ile bu fıkraya eklenmiştir (65).

(65) Öğretide, gündelik hayatta sıklıkla karşılaşılan bir diğer uyuşturucu madde türü olan “esrar”ın da bu fıkra kapsamına alınması gerektiği ifade edilmektedir. BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 205.

b) Suçun, Örgütlü Suç Faaliyeti Çerçevesinde İşlenmesi (TCK md. 188/5)

Uyuşturucu madde ticareti yüksek gelir sağlama potansiyeli nedeniyle, gerek ideolojik gerekse çıkar amaçlı suç örgütlerinin en çok rağbet ettiği fiillerin başında gelmektedir. Bunun yanı sıra, uyuşturucu madde ticaretinin bir organizasyon desteğiyle gerçekleştirilmesinin yarattığı kolaylık, suç örgütlerini bu faaliyeti organize etmeye ve haksız kazanç elde etmeye yönlendirmektedir. Bu durumu göz önüne alan kanun koyucu, mülga 765 sayılı TCK’da olduğu gibi, 5237 sayılı TCK’da da, uyuşturucu madde ticaretinin suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek cezanın bir kat artırılacağı belirlenmiştir.

Ancak bu hükümde de, kanun koyucu tarafından 18.06.2014 tarih ve 6545 Kanun ile değişikliğe gidilerek, söz konusu fıkraya, bu suçların “üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır” hükmü getirilmiştir. Kanun koyucu bu düzenleme ile söz konusu suçların üç veya daha fazla kişi tarafından işlenmesini cezayı ağırlaştıran bir nitelikli hal olarak kabul etmek suretiyle, bu şekildeki bir iştirak ilişkisinin varlığı halinde ceza sorumluluğunun kapsamını ağırlaştırmak yoluna gitmiştir. Bununla birlikte, üç veya daha fazla kişi arasındaki iştirak ilişkisinin varlığı ile suç örgütü faaliyeti arasında da bir ayırım gözetmiştir. Buna göre, üç veya daha fazla kişinin iştiraki halinde ceza yarı oranında artırılırken, bir suç örgütünün faaliyeti halinde ise ceza bir kat artırılacaktır.

c) Suçun Konusunun Üretimi Resmi Makamların İznine Veya Satışı Yetkili Tabip Tarafından Düzenlenen Reçeteye Bağlı Olan Ve Uyuşturucu Veya Uyarıcı Madde Etkisi Doğuran Her Türlü Madde Olması (TCK Md. 188/6)

Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin gerek imal, ithal veya ihracına ve gerekse ticaretine ilişkin olarak, resmî makamlar tarafından izin/ruhsat verilmiş olması halinde, bu izne/ruhsata uygun olarak yürütülen bir faaliyetin, hukuka uygun nedeni oluşturacağını ve bu itibarla bahsi geçen suçları oluşturmayacağını daha önce belirtmiştik. Buna karşın, kanun koyucu gerek TCK md. 188/1’deki gerekse TCK md. 188/3’deki suçların konusunun, “üretimi resmi makamların iznine” veya “satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye” bağlı olmasını, cezayı yarı oranında indirebilen bir cezayı azaltan nitelikli hal olarak belirlemiştir. Bu hüküm, uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından geçerli kılınmıştır. Öğretide, bu düzenleme idarenin düzenleyici işlemlerle suç ihdas etme yasağına aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirilmekte ve düzenlemenin yürürlükten kaldırılması gerektiği savunulmaktadır (66).

(66) BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 218-219.

d) Suçun Sağlık Hizmetiyle Bağlantılı Bir Kişi Tarafından İşlenmesi (TCK md. 188/8)

TCK md. 188/8’de, TCK md. 188/1, 188/3 ve -hemen aşağıda inceleyeceğimiz-188/7’deki suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hasta bakıcı, sağlık hizmet veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi halinde, verilecek cezanın yarı oranında artırılması esası benimsenmiştir.

4. Uyuşturucu veya Uyarıcı Etki Doğurmamakla Birlikte, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Üretiminde Kullanılan ve İthal veya İmali Resmi Makamların İznine Bağlı Olan Maddeyi Ülkeye İthal Etme, İmal Etme, Satma, Satın Alma, Sevk Etme, Nakletme, Depolama veya İhraç Etme Suçu (TCK Md. 188/7)

Bu suç tipinin konusunu, uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithal veya imali resmi makamların iznine bağlı olan maddeler teşkil etmektedir. Benzer bir suç tipi 765 sayılı TCK’da düzenlenmemiş olup, buna karşın 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun’un Ek. 1. maddesinde benzeri bir hükme yer verilmiştir. 2313 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesinde de, 5728 sayılı Kanun ile değişikliğe gidilmiş ve bu hükümde sayılan maddelere ilişkin belirli seçimlik hareketlerin yapılması idari para cezasına bağlanmıştır. TCK’nın 188. maddesinin 7. fıkrasıyla ise aynı maddeler yönünden uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanmak amacı şeklinde ayırıcı bir kriter getirilmiş ve karşılığında dört yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası belirlenmişti. Kanun koyucu, izlediği suç siyasetinin bir sonucu olarak, önceki uyuşturucu madde suçlarında olduğu gibi bu suçta da 18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun ile yaptırımların ağırlaştırılması yöntemini tercih etmiş ve bu kanun değişikliği ile TCK md. 188/7’deki suçun yaptırımını sekiz yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası olarak yeniden belirlemiştir.

Tipe uygunluk yönünden özellik taşıyan ilk husus, bu suçun oluşabilmesi ancak suça konu olan maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan bir madde olmasıdır. Eğer maddenin özellikleri böyle bir üretim faaliyetinde değerlendirilmesine elverişli değilse, bu suç tipi oluşmaz. Diğer yandan, suç konusu maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılmak ile birlikte, kendisinin uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmaması zorunludur. Ele geçirilen maddenin bu yönde bir etki doğurmaya elverişli olduğunun anlaşılması halinde, artık fiilin gerçekleşmesinde özelliklere göre TCK md. 188/1 veya TCK md. 188/3 hükümleri uygulanır. Aynı
zamanda suça konu madde, ithal veya imali resmi makamların iznine bağlı kılınmış bir madde olmalıdır. Eğer, bir maddenin ithal veya imali herhangi bir resmi makamdan ruhsat alınması koşuluna bağlanmamış ise, bu durumda bahse konu madde yönünden bu suç hükümleri uygulanamaz.

Suçun maddi unsuru yönünden TCK md. 188/7’de seçimlik hareketli bir suç tipinin düzenlendiği görülmektedir. Kanun’a göre, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithali veya imali resmi makamların iznine bağlı olan bir madde hakkında ithal, imal, satma, satın alma, sevk etme, nakletme, depolama veya ihraç şeklindeki seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile bu suç oluşur (67).

(67) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, s. 104.

Suçun manevi unsuru, kast şeklinde ortaya çıkar. Bu suçun taksirle işlenebilmesi mümkün değildir. Şu halde fail tarafından, uyuşturucu veya uyarıcı etki yaratmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithal veya imali resmi makamların iznine bağlı olan maddeyi, bilerek ve isteyerek ithal edilmesi, imal edilmesi, satılması, satın alınması, sevk edilmesi, nakledilmesi, depolanması veya ihraç edilmesi halinde suçun manevi unsuru gerçekleşecektir (68).

(68) ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, s. 104.

Suçun özel oluşum biçimleri açısından, ilgili suça teşebbüste TCK md. 188/3’den farklı olarak, tüm seçimlik hareketler, icra hareketinin kısımlara ayrılmasının mümkün olduğu hareket biçimleridir. Bu itibarla, TCK md. 188/7’deki suç tipi tüm seçimlik hareketler yönünden teşebbüse elverişlidir. Suça iştirak yönünden ise herhangi bir özellik söz konusu değildir. Kişinin gerek fail gerekse şerik sıfatıyla bu suça iştirak edebilmesi mümkündür, iştirak hükümlerinin uygulanması açısından bir sınırlama söz konusu değildir. Nihayet, suçların içtimaı yönünden, failin seçimlik bir hareketi gerçekleştirirken, uyuşturucu veya uyarıcı etki doğuran maddeler ile bu şekilde bir etki doğurmayan ancak uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithal ve imali resmi makamların iznine bağlı bulunan maddeler üzerinde birlikte bu hareketi gerçekleştirmişse, bu takdirde TCK md. 188/7’deki suçun haksızlık içeriğinin, işlenen fiilin niteliğine göre TCK md. 188/1 veya TCK md 188/3’ün haksızlık içeriğinde eridiğini ve bu bağlamda tükenen-tüketilen norm ilişkisine ilişkin kurallar bağlamında, bu fiilin bir bütün olarak yalnızca TCK md 188/1 veya 188/3 olarak kabul edilmesi gerektiği düşüncesindeyiz (69).

(69) Aynı yönde bkz. BALCI, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, s. 230-231.

5. Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Ticareti Suçlarında Etkin Pişmanlık (TCK md. 192)

Kanun koyucunun, uyuşturucu ve uyarı madde ticaretiyle mücadelede izlediği suç siyaseti gereği, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti faaliyetine bir şekilde karışmış olmak ile birlikte, artık bu faaliyetlere son vererek, dürüst bir hayat yaşamak isteyen; ancak bu suçlar için öngörülen ağır cezalar nedeniyle bu konuda adım atamayan bazı suç faillerinin cesaretlendirilmesi gerekmektedir. İşte, TCK md. 192’de düzenlenmiş olan, uyuşturucu madde ticareti suçlarında “etkin pişmanlık” düzenlemesi, bu amaca hizmet etmek üzere ihdas edilmiş bir düzenlemedir. TCK md. 192/2’de failin gösterdiği pişmanlığın (nedametin) niteliğine göre cezayı tümüyle kaldırması veya yalnızca azaltması söz konusu olur. Aşağıda bu ayırım çerçevesinde kısaca, uyuşturucu madde ticareti suçlarında etkin pişmanlık konusu irdelenecektir.

a) Cezayı Kaldıran Etkin Pişmanlık Halleri 

Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçlarına İştirak Etmiş Olanların, Resmî Makamlar Tarafından Haber Alınmadan Önce İhbarda Bulunması (TCK md. 192/1)

Uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretine ilişkin olarak TCK md. 192/1’de düzenlenen ilk etkin pişmanlık hali, cezayı kaldıran kişisel bir neden olma özelliği taşır. Buna göre, bu hüküm uyarınca uygulama yapılabilmesi için:

– failin uyuşturucu veya uyarıcı madde imal veya ticareti suçlarına iştirak etmiş olması,
– diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddenin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber vermesi,
– bu haber verme hareketinin, işlenen suç resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce yapılması ve
– verilen bilginin, suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması, şeklindeki koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu koşulların tümünün gerçekleşmesi halinde, cezayı kaldıran kişisel neden uygulama alanı bulur ve faile ceza verilmez.

b) Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanımına İlişkin Haller (TCK md. 192/2 – TCK md. 192/4)

Belirtelim ki, TCK md. 192/2 ve TCK md. 192/4’de benzeri “etkin pişmanlık” hali, yine cezayı kaldıran kişisel birer neden olarak; ancak bu kez uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıcıları hakkında düzenlenmiştir. Buna göre, ilk olarak, TCK md. 192/2 uyarınca, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu ya da uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz. Bunun yanı sıra, TCK md. 192/4’de, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişilere ilişkin bir etkin pişmanlık hali düzenlenmiş olup, bu kişilerin uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmî makamlara başvurarak tedavi ettirilmeyi istemeleri hakkında, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanacakları ve kendilerine ceza verilmeyeceği belirtilmiştir. Şu halde, belirtilen bu iki etkin pişmanlık hali, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ticaretini yapan kişiler için değil, ancak bu maddeleri kullanan kişiler yönünden uygulama alanı bulacaktır.

c) Cezayı Azaltan Etkin Pişmanlık Hali

Haber Alındıktan Sonra İhbarda Bulunulması (TCK md. 192/3)

TCK md. 192/3’deki etkin pişmanlık halinin, TCK md. 192/1’den temel farkı, uyuşturucu madde imal ve ticareti faaliyeti resmi makamlar tarafından haber alındıktan sonra gerçekleştirilmesidir. Söz gelimi, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirildiği ancak sahibinin bilinmediği bir aşamada, bu uyuşturucu veya uyarıcı maddenin sahibinin bildirilmesi, bu kapsamda değerlendirilir (70). Şu halde, bu etkin pişmanlık halinin uygulama alanı bulabilmesi için:

(70) 70 YOKUŞ SEVÜK, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Kullanılmasına İlişkin Suçlar, s.223; ZAFER, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md.188”, s. 115.

– failin uyuşturucu veya uyarıcı madde imal veya ticareti suçlarına iştirak etmiş olması,
– suçun meydana çıkmasına veya fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet veya yardım etmesi,
– bu hizmet veya yardım hareketinin gönüllü olarak ve işlenen suçun resmi makamlar tarafından haber alındıktan sonra yapılması, şeklindeki koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir.

SONUÇ

Uyuşturucu madde ticareti modern çağdaki en önemli suçluluk türlerinden birisidir ve bu itibarla her ülkede ulusal hukuk düzenleri ceza hukuku araçlarını kullanarak, bu suçlulukla mücadele etmeye gayret etmektedir. Bu konuda söz gelimi, Alman hukukunda olduğu gibi bazı ülkelerde, uyuşturucuyla mücadeleyle ilgili tüm konuları tek bir uyuşturucu maddeler kanununda toplanırken; Türk hukukunun da dâhil olduğu diğer bazı ülkelerde ise uyuşturucu madde ticaretine ilişkin suçlar ceza kanunu içinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmektedir.

Bu itibarla, uyuşturucu madde ticareti suçları Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinde düzenlenmiş ve bu suçların karşılığı olarak ağır ceza yaptırımları öngörülmüştür. Ancak kanun koyucu süreç içerisinde, izlediği suç siyasetinin gereği olarak, Kanun’da öngörülmüş olan bu yaptırımları yeterli görmeyerek, özellikle 18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun ile bu suçların yaptırımlarına tekrar ciddi artırımlar yapılması yoluna gitmiştir. Oysa cezaların artırılması suretiyle suçlulukla mücadele edilebileceği şeklindeki anlayış, bugün artık çağdaş ceza hukukunda terk edilmiştir. Suçlulukla mücadelede esas belirleyici ve caydırıcı olan, cezaların artırılması değil, aksine mevcut cezaların etkin ve kesin bir şekilde uygulanmasıdır.

Bu durum, aynı zamanda uyuşturucu madde ticareti faaliyetinin özelliklerini göz önüne alan bütünlüklü bir suç siyasetinin uygulanması ile doğrudan ilişkilidir. Bu itibarla, çok boyutlu bir sorun olan uyuşturucu madde ticaretine yine çok katmanlı bir çözüm anlayışı ile yaklaşmak gerekir. Bu itibarla, uyuşturucu madde ticareti için uygun ve elverişli bir ortam yaratan koşulların soğukkanlı bir biçimde tahlil edilmesi ve bu koşulların ortadan kaldırılabilmesine yönelik olarak psikolojik, sosyolojik, farmasotik ve medikal tedbirlerin kararlılıkla uygulanması gerekir. Bu açıdan, iletişim teknolojisindeki gelişmelerin, söz konusu tedbirlerin kitlelere ulaştırılabilmesi ve yaygınlaştırılabilmesi için yarattığı imkanların da proaktif bir anlayışla değerlendirilmesi gerekmektedir. TCK md. 188 çerçevesinde ortaya konulan ceza hukuku araçları, bu şekilde birçok katmanlı bir mücadele anlayışıyla bütünlüklü bir program çerçevesinde tamamlandığında, uyuşturucu madde ticaretiyle mücadelede çok ciddi mesafeler kat edilebileceği düşüncesindeyiz.

Bu makale, Disiplinler Arası ve Ceza Hukuku Boyutlarıyla Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Ticaretiyle Mücadele kitabının yayın ve telif haklarını elinde bulunduran Lale Yayıncılık ve Lale Organizasyon‘un izniyle Türkiye Hukuk’ta paylaşılmıştır. Bu sebeple yukarıdaki makale, yazılı izin olmadan kopyalanamaz, yayımlanamaz.

KAYNAKÇA

  • ARTUK Mehmet Emin, Alkol und Rauschgift im islamischen Strafrecht, Annalés dé la Faculté Dé Droit d’İstanbul, C: XXIX, No: 45-1983.
  • BALCI Murat, Türk Ceza Kanunu’nda Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, Ankara, 2009.
  • BAYRAKTAR Köksal, “Uyuşturucu Maddeler ve Suç Siyaseti”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C: LI, Sy: 1-4, 1985.
  • BOISTER Neil, An Introduction to Transnational Criminal Law, Oxford University Press, 2012.
  • BOOTH Martin, Haşhaştan Eroine Uyuşturucunun 6000 Yıllık Öyküsü, İstanbul, 1996.
  • CENTEL Nur – ZAFER Hamide – ÇAKMUT Özlem, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul, 2007.
  • ÇAMLIBEL Ömer Yılmaz, “Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları ve Yargıtay Uygulaması”, Yargıtay Kararları Çerçevesinde Ceza Hukuku Sempozyumu, Ankara, 14-15 Ocak 2011.
  • DEVELİOĞLU Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, 2010.
  • ERMAN Sahir – ÖZEK Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm-Kamunun Selâmetine Karşı İşlenen Suçlar (TCK md. 369-413), İstanbul, 1995.
  • GÖKÇEN Ahmet, Tanzimat Dönemi Osmanlı Ceza Kanunları ve Bu Kanunlardaki Ceza Müeyyideleri, İstanbul, 1989.
  • GÜNAL Yılmaz, Uyuşturucu Madde Suçları, Ankara, 1976.
  • GÜNAY Erhan, Uygulamalı Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları ve İlgili Mevzuat, Ankara, 2007.
  • KORKMAZ Yaşar, Afyon Bitkisinin Osmanlı Gündelik Yaşamındaki Yeri, https://www.academia.edu/5858120/Afyon_bitkisinin_Osmanl%C4%B1_G%C3%BCndelik_Ya%C5%9Fam%C4%B1ndaki_yeri
  • ÖZMEN Özkan, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları, Bahçeşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2009.
  • PARLAR Ali – HATİPOĞLU Muzaffer, Türk Ceza Kanunu Yorumu, Ankara, 2007.
  • RESMÎ GAZETE http://www.resmigazete.gov.tr/default.aspx
  • SOYASLAN Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2006.
  • ŞENTOP Mustafa, Tanzimat Dönemi Osmanlı Ceza Hukuku, İstanbul, 2004.
  • TEZCAN Durmuş – ERDEM M. Ruhan – ÖNOK R. Murat, Teorik ve Pratik, Ceza Özel Hukuku, 6. Bası, Ankara, 2008.
  • TUNCER Arzu, Uyuşturucu Madde İmali ve Ticareti Suçları, İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümü Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, 2011.
  • TÜRK DİL KURUMU, Büyük Türkçe Sözlük.
  • WILLEY Peter, Alamut Kalesi- Haşhaşiler, Hasan El Sabbah ve Fedaileri, Çeviren: İlhan KAYA, İstanbul, 2012.
  • YAŞAR Yusuf, Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İstanbul, 2004.
  • YOKUŞ SEVÜK Handan, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Kullanılmasına İlişkin Suçlar, Ankara, 2007.
  • ZAFER Hamide, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu-TCK md. 188”, İlaç Hukuku ve Etik Anlayışı Sempozyumu,2007.
  • “Tarihi İpek Yolu Uyuşturucu Yolu Oldu”, Sabah Gazetesi, 29.08.2010 http://www.t2174a.com/?p=2384

Bir önceki yazımız olan Bir Uluslararası Güvenlik Sorunu Olarak Uyuşturucu Ticareti başlıklı makalemizde Disiplinler Arası ve Ceza Hukuku Boyutlarıyla Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Ticaretiyle Mücadele Sempozyumu, Tolga Demiryol ve uyuşturucu kitabı hakkında bilgiler verilmektedir.

Paylas.

Yorumunuz

%d blogcu bunu beğendi: