Ana Sayfa Blog Sayfa 119

AYM Başkanı Arslan’dan “Bireysel Başvuru Kurumu Felç Olabilir” Uyarısı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, Bursa’da düzenlenen Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru ihlal kararları ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin 3. bölge toplantısında konuştu.

Hukukun toplumsal ve siyasal hayatın vazgeçilmez olduğuna vurgu yapan Zühtü Arslan, devletin temel amacının iyi işleyen ve adil bir hukuk düzeni kurmak suretiyle bireylerin hak ve özgürlüklerini güvenceye almak olduğu hatırlatmasında bulundu. Temel hak ve özgürlüklerin korunması bakımından bireysel başvurunun çok önemli kurumların başında geldiğine dikkat çeken Arslan, 2010 anayasa değişikliğiyle kabul edilen bireysel başvuru hakkının, hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğini iddia eden tüm vatandaşlara Anayasa Mahkemesine şikâyette bulunabilme imkanı sağladığının altını çizdi.

AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın, Anayasa Mahkemesi Kararlarının Etkili Uygulanması Projesi Kapsamında 3. Bölge Toplantısında yaptığı konuşmanın tam metni şu şekilde:

Değerli Katılımcılar,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Öncelikle sizleri en içten duygularımla, saygıyla selamlıyorum. Bireysel başvuruda ihlal kararları ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması konulu bölgesel toplantıların üçüncüsü olan bugünkü toplantının başarılı ve verimli geçmesini temenni ediyorum.

Konuşmamın başında toplantıya oturum başkanı, konuşmacı ve katılımcı olarak katkı yapanlara, ayrıca organizasyonda emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Bilindiği üzere hukuk toplumsal ve siyasal hayatın vazgeçilmez unsurudur. Bu anlamda devletin temel amacı iyi işleyen ve adil bir hukuk düzeni kurmak suretiyle bireylerin hak ve özgürlüklerini güvenceye almaktır. Bu da ancak adaleti tecelli ettirmek için çalışan, bağımsız ve tarafsız mahkemeler eliyle gerçekleşebilir.

Adil bir muhakemenin önemini en iyi anlatanlardan biri yaklaşık 1.000 yıl önce yaşayan büyük hukuk âlimlerinden Serahsî’dir. İlginç bir hayat hikâyesi vardır bu âlimin. Serahsî bir kuyu şeklindeki hapishanede tam 15 yıl kalmış, her gün kuyunun başına gelen öğrencilerine Mebsût adlı 31 ciltlik kitabı dikte ettirmiştir.

Hukuk tarihinin en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilen Mebsût’un 16. cildinde yargılama hukukunun çoğu bugün için de geçerli olan esasları anlatılmaktadır. Edebu’l Kâdî (Yargılama Usulü) bölümünün girişinde hak ile hüküm vermenin en kuvvetli (muhkem) vecibelerden biri olduğu vurgulanır. Zira Serahsî’ye göre hak ile hüküm verilince adalet tecelli eder, adalet sayesinde de yer ve gök ayakta durur.1

Değerli Katılımcılar,

Dün olduğu gibi bugün de adalet temel hak ve özgürlüklerin korunmasında tecessüm etmektedir. Bunun da son kertede mahkemelerin hak ile hüküm vermesine bağlı olduğu hepimizin malumudur.

Bu kapsamda bireysel başvuru temel hak ve özgürlüklerin korunması bakımından çok önemli kurumların başında gelmektedir. Ülkemizde 2010 anayasa değişikliğiyle kabul edilen bireysel başvuru, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’mızda ortaklaşa korunan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine herkesin şikâyette bulunabilmesine imkân sağlamaktadır.

Anayasa şikâyeti olarak da bilinen bireysel başvurunun 10 yıllık uygulaması, temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasında etkili bir hak arama yolu olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte bireysel başvurunun yoluna devam edebilmesinin birbiriyle bağlantılı iki temel şartı olduğunu söyleyebiliriz.

Birincisi her geçen gün artan iş yükünün azaltılması ve yönetilebilir bir düzeyde tutulması gerekir. Maalesef bireysel başvuru sayısı inanılmaz bir şekilde artmıştır. Bugün itibarıyla derdest başvuru 110 bine yaklaşmıştır. Bu sayı 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşanan yoğun başvurudan sonra ikinci zirveyi ifade etmektedir.

Her vesileyle belirttiğimiz üzere hızla artan iş yükü bireysel başvuru kurumunu felç etme potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle bireysel başvurunun geleceğinin iş yükünün azaltılmasına bağlı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Belirtmek gerekir ki mevcut başvuruların yaklaşık yarısı makul sürede yargılanma hakkına ilişkindir. Başka bir ifadeyle yapısal bir sorun olan uzun yargılamalara yönelik şikâyetlerin bireysel başvuru yoluyla doğrudan Anayasa Mahkemesine taşınması iş yükünü vahim bir boyuta getirmiştir. Bunun çözümü ise uzun yargılamalara ilişkin şikâyetlerin Anayasa Mahkemesinden önce bir idari merci tarafından ele alınmasının sağlanmasıdır.

Değerli Katılımcılar,

Bireysel başvurunun etkili bir hak arama yolu olarak devam etmesinin ikinci ve daha önemli şartı ise ihlal kararlarının gereği gibi uygulanmasıdır. Esasen bu toplantıların da konusunu teşkil eden kararların etkili icrası, bir yandan başvurucunun mağduriyetinin giderilmesine diğer yandan da yeni ihlallerin önlenmesine yönelik bir meseledir. Birincisi bireysel başvurunun subjektif etkisi, ikincisi ise objektif etkisi kapsamında değerlendirilmektedir.

Bireysel başvurunun nihai başarısı ihlal kararlarının objektif etkisinin gerçekleşmesine bağlıdır. Objektif etki Anayasa Mahkemesinin kararlarında ortaya konulan temel ilke ve esaslar dikkate alınarak ihlale neden olan kural, işlem veya kararların kaldırılmasını gerektirmektedir. Bu noktada ihlalin kaynağına göre idareye, yargıya ve yasama organına çok büyük görevler düşmektedir. Ancak bu sayede ihlallerin kaynağı kurutulabilir ve yeni ihlallerin ortaya çıkması engellenebilir.

Esasen bir hukuk devletinde mahkeme kararlarının uygulanmasının bırakın tartışılmasını, gündeme dahi gelmesi kabul edilemez. Zira yargı kararlarının etkili icrası Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin zorunlu bir sonucudur. Kanunlar ve bunlara dayalı işlemler ve kararların Anayasa’ya aykırı olamaması Anayasa’nın üstünlüğünün gereğidir. Aynı şekilde Anayasa’nın bağlayıcılığı da bir yandan anayasal hükümlerin diğer yandan da bu hükümleri yorumlayan ve uygulayan Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlamasını ifade etmektedir.

Dolayısıyla genelde yargı kararlarının, özelde ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarının etkili icrası, hem adil yargılama sürecinin tamamlayıcı unsurunu hem de daha genel anlamda hukuk devletinin alametifarikasını teşkil etmektedir.

Hepimizin malumudur ki hukuk devleti temel hak ve özgürlüklerin yargı eliyle korunduğu devlettir. Dahası bundan yaklaşık 2.500 yıl önce Platon, iyi işleyen mahkemelere sahip olmayan bir devletin devlet olma vasfını kaybedeceğini söylemiştir.2

Platon’un hocası olan Sokrates’in ölüm cezasına mahkûm edilmesinin ardından kendisini kaçmaya ikna etmek için uğraşan öğrencisi Kriton’a söyledikleri de mahkeme kararlarının icrasının önemi bakımından oldukça çarpıcıdır. Sokrates der ki “mahkeme kararlarının hükümsüz olduğu, basit bireyler tarafından geçersiz kılınıp ayaklar altına alındığı” bir devlet ayakta kalamaz.3

Nitekim Anayasa Mahkemesi de yargı kararlarının etkili şekilde icrasını hukuk devletinin zorunlu unsuru olarak görmektedir. Mahkemeye göre hukuk devleti bir retorikten ibaret değildir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular sonucu verdiği ihlal kararlarının yerine getirilmemesi “hukukun üstünlüğü ilkesinin ve bu ilkenin temel alındığı anayasal düzenin ağır bir biçimde ihlali anlamına gelmekte”dir.4

Değerli Katılımcılar,

Bugün gelinen noktada bireysel başvuru hukuk sisteminiz bakımından gerçekten çok büyük bir kazanımdır. Bu nedenle bu kurumu yaşatmak ve etkili bir hak arama yolu olarak gelecek nesillere aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bu duygu ve düşüncelerle toplantımızın verimli geçmesini diliyor, tüm katılımcılara şükranlarımı sunuyorum.

Hepinize sağlık ve afiyet diliyorum.

Sağ olun, var olun.

Haber kaynak

2. Uluslararası Bilişim ve Teknoloji Hukuku Sempozyumu Tebliğ ve Katılım Daveti

YÖK tarafından belirlenen kriterlere göre “Uluslararası bilimsel sempozyum” niteliği taşıyan; Bilişim ve Teknoloji Hukuku Derneği ile İstanbul Medeniyet Üniversitesinin birlikte organize ettiği “II. Uluslararası Bilişim Ve Teknoloji Hukuku Sempozyumu” 19 – 20 Kasım 2022 tarihlerinde Üsküdar Bilim Merkezinde yüz yüze gerçekleştirilecek.

Sempozyum Konu Başlıkları

bthukukusempozyumu.com/bildiri-cagrisi/ sitesi üzerinden gönderilecek özet metinler çift hakem inlemesinden geçirilecek, kabul edilen metinler “elektronik bildiri özeti” şeklinde yayımlanacak. Sempozyum sonrası ayrıca Bilişim ve Teknoloji Hukuku Yıllığı ismiyle kitap yayınlamanacak olup kitap bölümü yazmak isteyenlerin bthukukusempozyumu.com/Bildiri/Kitap linkinden göndermeleri gerekmekte. 

  • E-Devlet Ve Dijital Dönüşüm
  • Bilişim Etiği Ve Dijital Bağımlılık 
  • Metaverse
  • Yapay Zekâ ve Robotik
  • Kripto Varlıklar
  • Akıllı Sözleşmeler
  • Fikrî Mülkiyet
  • E – Ticaret ve Dijital Çağda Tüketici
  • Sosyal Medya ve İnternet
  • Bilişim Suçları
  • Elektronik Haberleşme
  • Veri Hukuku
  • Siber Güvenlik
  • Yapay Zekâ Ve Robotik
  • Elektronik Para ve Kitle Fonlama
  • Gelişen Teknolojinin Hukuka Yansımaları

Sempozyum Takvimi

  • Sempozyum tarihi : 19 – 20 Kasım 2022
  • Özet bildiri son gönderim tarihi : 30.09.2022
  • Sempozyum programının ilanı : 01.10.2022
  • Kitap bölümü son gönderim tarihi : 01.12.2022

Sempozyum iletişim bilgileri: 

HSK Üyeleri, Avrupa Savcıları Konferansına Katıldı

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyeleri Genel Sekreter Yardımcısı Sinan Ekici, Tetkik Hâkimi Ali Rıza Ülker ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Hülya Çetin Avrupa Konseyi Dönem Başkanı İtalya’nın ev sahipliğinde 5-6 Mayıs 2022 tarihlerinde İtalya’nın Palermo kentinde düzenlenen Avrupa Savcıları Konferansına katıldı. HSK, ilgili konferansla ilgili şu açıklamayı yayımladı:

Konferansa Avrupa Konseyi’nin 46 üye devleti ile Amerika Birleşik Devletleri, Cezayir, Fas, Kanada, Kazakistan, Libya, Tunus ve Vatikan’dan üst düzey savcılık delegasyonları ile Avrupa Konseyi, Avrupa Savcıları Danışma Kurulu, Uluslararası Savcılar Birliği, Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi Komitesi gibi kuruluşların temsilcileri katılım sağlamışlardır.

Program kapsamında İtalya’da yasadışı yapılanmalar hakkında yapılan soruşturmalar ve yargılamalar ile ilgili bilgi almak ve konferansın sonuç değerlendirmesini yapmak üzere 1990’lı yıllarda organize suç örgütü yargılamalarının yapıldığı Palermo Adliyesinde bulunan Aula Bunker duruşma salonu ziyaret edilmiştir. 

Konferans, Palermo Norman Sarayı’nda İtalya Yargıtay Başşavcısı Giovanni Salvi’nin açılış konuşması ile başlamış; ‘Savcıların Bağımsızlığı, Otonomisi ve Hesap Verebilirliği: Değişik Modeller, İnsan Haklarının Korunmasında Güncel Zorluklar’, ‘Çevre Suçlarının Soruşturulması’ ve ‘Finansal Suçlar’ konularında üç ayrı oturum düzenlenmiş; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Hülya Çetin, konferansın ikinci oturumunda Türkiye’de çevre suçlarının soruşturulması hakkında bir sunum yapmıştır.

Konferansın sonuç oturumu Palermo Adliyesinde bulunan Aula Bunker duruşma salonunda İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, İtalya İçişleri Bakanı Luciana Lamorgese, İtalya Adalet Bakanı Marta Cartabia ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric katılımlarıyla gerçekleştirilmiştir.

Konferans esnasında Azerbaycan, Cezayir, İskoçya, İtalya, Libya, Portekiz, Tunus gibi ülkelerin ve Avrupa Savcıları Danışma Kurulu, Uluslararası Savcılar Birliği gibi kuruluşların temsilcileri ile fikir alışverişinde bulunulmuştur.

Haber kaynak

TBB’den “Ortaya Koyduğumuz İradenin Arkasındayız” Mesajı

Türkiye Barolar Birliği (TBB), 11 Haziran 2022 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun‘la ilgili “Türkiye Barolar Birliği Olarak Tüm Baro Başkanlarımız ve Delegelerimiz İle Birlikte Ortaya Koyduğumuz İradenin Arkasındayız” başlıklı basın bildirisi yayımladı.

Yapılan açıklamada Mecliste grubu bulunan tüm partilere avukatların sosyo-ekonomik durumları ile avukat intiharlarının ve avukata dönük şiddetin araştırılması için Meclis araştırma komisyonu kurulması yönünde 4 Nisan 2022 tarihinde teklif ilettiklerini hatırlatan TBB, söz konusu reddedildiği ancak aynı gün mesleğin hiçbir sorununa çözüm içermeyen, avukatlık stajını niteliksizleştiren ve iki numaralı barolara eşitlik unsuruna tamamen aykırı şekilde adli yardım bütçesinden daha fazla pay ayıran düzenlemenin kamuoyuyla paylaşıldığı yönünde ifadelere yer verdi.

TBB’nin yayımladığı basın bildirisinin devamında şu açıklamalar yapılmakta:

Birliğimiz tarafından Avukatlık Kanunu’nun 110/1. maddesi uyarınca kanun taslağını görüşmek üzere Baro Başkanları toplantıya davet edilmiş; tasarıya ilişkin baro başkanlarımızın görüşleri alınmış, taslakta düzenleme getirilmesi düşünülen konularda alternatif öneriler tartışılmıştır. Bu kapsamda stajyer avukatların ekonomik sorunlarının çözümü ile staj eğitiminin niteliğinin artırılması ve adli yardım büroları aracılığıyla yurttaşların adalete erişiminin sağlanmasında bütçe yetersizliği nedeniyle meslektaşlarımıza ücretlerinin zamanında ödenememesi konularında önerilerimiz olgunlaştırılmıştır.

Baro Başkanları toplantısında yapılan değerlendirmeler görüş haline getirilerek, bizzat TBB Başkanı, yönetim kurulu üyeleri ile katılan bazı baro başkanlarımızdan oluşturulan komisyon tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonunda net bir şekilde dile getirilmiş, getirilmesi düşünülen düzenlemenin staj eğitimine hiçbir katkı sunmayacağı gibi niteliğini de azaltacağı, ayrıca stajyer meslektaşlarımızın ekonomik sorunlarına çözüm olmayacağı, yurttaşların adli yardım bürosu tercihinde ayrıştırılmasının yargı bağımsızlığına gölge düşüreceği yönündeki kaygılarımız ifade edilmiş, stajda devlet destekli ücret ödemesi ile adli yardım bütçelerinin artırılması önerilerimiz iletilmiştir.

Açık, net, gerçekçi ve somut bir şekilde ortaya konan sakıncalara rağmen, teklif Adalet Komisyonunda revize edilmeksizin kabul edilmiş; teklifin Genel Kurula indirilmesine kadar geçen süreçte de çeşitli düzeylerde çok sayıda temas ve müzakerelerle yasanın getireceği büyük sorunlar açıklanmış, çözüm yöntemleri sunulmuştur. Her türlü yapıcı girişimimize rağmen bu müzakerelerden de bir sonuç alınamamış, 2 Haziran 2022 Perşembe günü Genel Kurul gündemine getirilen teklif, 8 Haziran 2022 Çarşamba günü itibariyle yasalaşmış, 11 Haziran 2022 Cumartesi günü yürürlüğe girmiştir.

Avukatlık mesleğinin sorunlarını başta Türkiye Barolar Birliği olmak üzere muhataplarıyla müzakere ederek değil, çoklu baro uygulamasında da görüldüğü üzere kendi politik ajandaları ekseninde gündemleştiren anlayışın mesleğimizin asıl sorunlarını çözme iradesine sahip olmadığının farkındayız. Nitekim, henüz bir hafta önce Türkiye Barolar Birliği Yönetiminin, Baro Başkanlarının ve Genel Kurul Delegelerinin ortak imzasıyla yayınlanan deklarasyonda dile getirilen sorunlarımızın çözümüne dair en küçük bir katkı sunmayan, hâkim ve savcılık stajını üç yıl süren bir yardımcılık kurumu şeklinde düzenleme çalışması yapılırken avukatlık stajını içeriksizleştiren ve staj sürecini avukatlık mesleği dışında geçirmeye mahkûm kılan, çoklu baro düzenlemesiyle karşılayamadıkları beklentilerini adli yardım ödenekleriyle can suyu vermek suretiyle tatmin etme amacı taşıyan bu düzenleme, sorun çözme değil yalnızca yasa koyma kudretine sahip iktidarın mesleğimize yaklaşımını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Türkiye Barolar Birliği olarak tüm baro başkanlarımız ve delegelerimiz ile birlikte 4-5 Haziran 2022 tarihli birinci değerlendirme toplantısı sonuç bildirgemizde ortaya konulan “mesleğimizin sorunlarının çözümü, hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının tesisi için somut adımların atılmaması halinde anayasal demokratik hakların sonuna kadar kullanılacağı” yönündeki iradenin arkasında aynı kararlılıkla durduğumuzu kamuoyunun bilgisine sunarız.

Haber kaynak

Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğünün 20. Yılında Aile Hukukuna İlişkin Güncel Meseleler Sempozyumu

Yeditepe Üniversitesi, Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girişinin yirminci yılı dolayısıyla Aile Hukukuna İlişkin Güncel Meseleler Sempozyumu düzenliyor. 13 Haziran’da GSF Konferans Salonunda gerçekleştirilecek sempozyum, üç oturumdan oluşacak.

Prof. Dr. Sultan Tahmazoğlu Üzeltürk başkanlığında yapılacak birinci oturumda Prof. Dr. Abdülkadir Arpacı, Prof. Dr. Fulya Erlüle ve Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Tekben konuşmacı olarak yer alacak.

İkinci oturumun başkanlığını Prof. Dr. Abdülkadir Arpacı yürütecek. Bu oturumda Prof. Dr. Diler Tamer, Av. Nazan Moroğlu, Av. Fatih Karamercan ile Av. Aslı Pasinli birer konuşma gerçekleştirecek.

Prof. Dr. Diler Tamer‘in oturum başkanlığını üstleneceği son oturumdaysa Prof. Dr. Şükran Şıpka, Dr. Öğr. Üyesi Fulya Eroğlu, Öğr. Gör. Cihan Mengü Acun ve Dr. Öğr. Üyesi Filiz Yavuz İpekyüz konuşma yapacak.

09.30 – 18.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek Türk Medeni Kanunu’nun Yürülüğünün 20. Yılında Aile Hukukuna İlişkin Güncel Meseleler Sempozyumunun birinci oturumunda “Boşanma Davasına Bakan Hâkimin, Davacının Dayandığı Hukuki Sebeple Bağlı Olup Olmadığı Sorunu”, Boşanmadan Sonra Velayetin Kullanılması ve Değiştirilmesine İlişkin Güncel Gelişmneler” ile Yoksulluk Nafakasında Süreye İlişkin Güncel Tartışmalar Üzerine Düşünceler”; ikinci oturumda “Anlaşmalı Boşanma Protokolünün Değiştirilmesi”, “Yoksulluk Nafakası Tartışmaları” ile “Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Eşin Üçüncü Kişilere Karşı Dava Hakkı”; üçüncü oturumdaysa “Ölüm Nedeniyle Mal Rejimi Tasfiyesinin Miras Hukuku ile İlişkisi”, “Ceza Hukuku Bakışıyla Kadına Karşı Şiddetle Mücadeleye İlişkin Güncel Kanun Değişiklikleri”, “Amerika Birleşik Devletleri California ve Oklahoma Eyalet Yasalarında ‘Eş Nafakası’ Üzerine Bir Karşılaştırma” ve “Yoksulluk Nafakasına İlişkin Güncel Tartışmaların Veriler Kapsamında Değerlendirilmesi” başlıkları ele alınacak.

Sempozyum Programı

Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Sistemi Hangi Değişiklikleri İçeriyor? 

Adalet Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin TBMM Başkanlığına sunulduğunu duyurdu. Kabul edilmesi durumunda 1 Ocak 2023’te yürürlüğe girecek uygulamayla Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda değişikliğe gidilerek görev süresi üç yıl olan hâkim ve savcı yardımcılığı müessesesi getirilecek.

Adalet Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinden yapılan açıklamaya göre Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda yapılacak değişiklikler şu şekilde:


Hakim ve savcı yardımcılığı temel eğitim dönemi, görev dönemi ve son eğitim döneminden oluşacak. Temel eğitim ve son eğitim Türkiye Adalet Akademisi tarafından verilecek. Görev dönemi ise yargı mercilerinde fiilen görev yapmak suretiyle geçirilecek.

Hakim ve savcı yardımcıları, atanmalarını müteakip temel eğitime alınacak. Hakim ve savcı yardımcıları, temel eğitim döneminin sonunda yazılı sınava tabi tutulacak ve aldıkları puana göre en yüksek puandan başlamak üzere ayrı ayrı sıralanacak. Eşitlik halinde hakim ve savcı yardımcılığı yazılı yarışma sınavında puanı yüksek olana öncelik tanınacak. Eşitliğin devam etmesi halinde kura çekilmek suretiyle sıralama belirlenecek. Hakim ve savcı yardımcıları bu sıralamaya göre, Adalet Bakanlığınca belirlenen ilk derece yargı yerleri arasından seçtikleri il veya ilçelere görev dönemini geçirmek üzere atanacak.

Hakim ve savcı yardımcıları görev döneminde bölge adliye veya bölge idare mahkemeleri ile Yargıtay veya Danıştayda da görevlendirilebilecek.

Hakim ve savcı yardımcıları, görev döneminde Türkiye Adalet Akademisinde iki kez ara eğitime alınacak. Her ara eğitimin sonunda yazılı sınav yapılacak.

Görev dönemini tamamlayan hakim ve savcı yardımcıları son eğitime alınacak. Son eğitim dönemini bitiren hakim ve savcı yardımcıları, yazılı ve sözlü sınava tabi tutulacak. Sözlü sınava girebilmek için son yazılı sınav puanı ile yazılı sınavlar nihai puanının ayrı ayrı en az 70 olması gerekecek.

Temel eğitim ve ara eğitim yazılı sınav sonuçlarına göre; son yazılı sınavdan tam puan alsa bile yazılı sınavlar nihai puanının 70 ve üzerinde olma ihtimali kalmayan hakim ve savcı yardımcıları, 15 gün içinde yeniden ikinci ara eğitim yazılı sınavına alınacak. Bu sınav sonucuna göre de yazılı sınavlar nihai puanının 70 ve üzerinde olma ihtimali kalmayanların hakim ve savcı yardımcılıklarına Adalet Bakanlığınca son verilecek.

Hâkim ve savcı yardımcılığı sonunda başarılı sayılmak için yazılı sınavlar nihai puanının yüzde 50’si, sözlü sınav puanının yüzde 25’i ile görev ve eğitim dönemlerinde verilen puanların aritmetik ortalamasının yüzde 25’inin toplamının en az 70 olması gerekecek.

Yazılı sınavlar; hakim ve savcı yardımcılarına ders verenler arasından Türkiye Adalet Akademisi Başkanınca seçilen başkan ile 4 asıl ve 2 yedek üyeden oluşan yazılı sınav kurulu tarafından yapılacak.

Sözlü sınav; Türkiye Adalet Akademisi Başkanının başkanlığında, Teftiş Kurulu Başkanı ve Personel Genel Müdürü ile hakim ve savcı yardımcılarına ders verenler arasından ilgili bakan yardımcısınca seçilen 2 asıl ve 1 yedek üyeden oluşan sözlü sınav kurulu tarafından yapılacak.

Hakim ve savcı yardımcılığı sonunda başarılı olamayanlar, talepleri halinde merkez veya taşra teşkilatında genel idare hizmetleri sınıfında bir kadroya atanabilecek, aksi halde bu kişilerin hakim ve savcı yardımcılığına son verilecek.

Hakim ve savcı yardımcılığı süresini tamamlamadan görevden ayrılanlar ile bu süreyi tamamlayıp mesleğe kabul edildikten sonra hakim ve savcı yardımcılığı süresi kadar çalışmadan görevden ayrılanlar, bu süre zarfında kendilerine ödenen aylık, ödenek, tazminatlar ile her türlü ödemenin, mecburi hizmetin eksik kalan kısmı ile orantılı miktarını iki kat olarak ödeyecek.

Hâkim ve Savcı Yardımcılarının Görev ve Yetkileri

Hâkim ve savcı yardımcısı, mahkemede, hakim tarafından tevdi edilen dosya veya evrakı inceleyerek hakime sunmakla, duruşma ve keşif işlemlerinde hakime yardımcı olmakla, yazı işleri müdürlüğünce hazırlanan evrakı hakime sunulmadan önce kontrol etmekle, tensip ve gerekçeli karar taslaklarını hazırlamakla, ara kararların icrasına dair iş ve işlemleri yapmakla, hakimin istediği konular hakkında hukuki araştırma yapmakla görevli olacak. Bu kişiler, mevzuatta belirtilen diğer görevleri ve hakim tarafından verilen benzeri görevleri de yerine getirecek.

Görev döneminde hakim ve savcı yardımcısının, Cumhuriyet başsavcılığındaki görevleri ise “Savcı tarafından tevdi edilen dosya veya evrakı inceleyerek savcıya sunmak; soruşturma işlemleri ile kovuşturma aşamasında savcının görev alanına giren işlerde savcıya yardımcı olmak; yazı işleri müdürlüğünce hazırlanan evrakı savcıya sunulmadan önce kontrol etmek; soruşturma evrakına ilişkin karar taslakları ile soruşturma ve kovuşturma aşamasında kanun yollarına başvuru taslaklarını hazırlamak; her türlü yazışma taslağını hazırlamak, savcının istediği konular hakkında hukuki araştırma yapmak ve mevzuatta belirtilen görevler ile savcı tarafından verilen benzeri görevleri yerine getirmek.” olacak.

Münhasıran hakim veya savcı tarafından yapılması gereken iş ve işlemler, hakim ve savcı yardımcısı tarafından yapılamayacak.

Değerlendirme Formu Düzenlenecek

Her hakim ve savcı yardımcısı hakkında; eğitim dönemlerinde Türkiye Adalet Akademisinin ilgili daire başkanı; görev döneminde ise eğitici hakim ve savcı, Yargıtay ve Danıştayda ilgisine göre daire başkanı veya savcı tarafından 100 puan üzerinden değerlendirme formu düzenlenecek.

Bu form düzenlenirken hakim ve savcı yardımcısının vazifesini yapmakta gösterdiği kabiliyet ve başarı, görevine bağlılığı ve ahlaki gidişi ile iletişim becerisi ve stres yönetimi kabiliyetine dair hususlar dikkate alınacak.

Müfettiş maiyetinde görev yapılması durumunda müfettiş, Anayasa Mahkemesinde görev yapılması durumunda ise bölüm başkanı tarafından hakim ve savcı yardımcısı hakkında değerlendirme formu düzenlenecek.

Düzenlenecek formlar Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere ilgisine göre Adalet Komisyonu Başkanlığı ile Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Yargıtay Birinci Başkanlığı ve Danıştay Başkanlığına verilecek.

Teşvik ve ödüllendirme amacıyla hakim ve savcı yardımcılığı sonunda başarılı olanlardan sıralamada ilk üçe girenler, ad çekmeye dahil edilmeyecek ve listeden seçim yapabilecek.

Hakim ve savcıların, birinci sınıfa ayrılması için en az 3 meslek içi eğitim programına katılması gerekecek.

Hakimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulu ile Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulunun teftiş programları, en geç 2 yılda bir mahallinde denetimi sağlayacak şekilde düzenlenecek ve uygulanacak. Yıllık teftiş programları, her yıl ocak ayının en geç 2’nci haftası sonuna kadar ilan edilecek.

Noterliklere Atama

Teklifle “birinci, ikinci ve üçüncü sınıf noterliklere atanma” konusunda yapılan düzenlemeyle 2 defa yapılan ilana rağmen atama yapılamayan bir noterliğe; üst sınıf veya aynı sınıf noterler arasından, bu sınıflardan isteklinin bulunmaması halinde, son hal kağıdında olumlu kanaat belirtilmiş olması kaydıyla bir alt sınıf noterler arasından atama yapılabilecek.

Üst sınıf veya aynı sınıf noterler arasından yapılacak atamalarda, bulunduğu noterlikte 2 yılını doldurma şartı aranmayacak.

Teklifle, boşalan veya açılan noterliklere yapılan atamalardan vazgeçmenin hangi süre içinde yapılacağı da düzenleniyor. Atanma veya nakil talebinde bulunan başvuru sahiplerinin vazgeçme talepleri, ilan tarihinden itibaren bir ay içinde iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek. Aksi halde vazgeçme talebi dikkate alınmayacak.

Noterin göreve başlamasına ilişkin zorunluluk ile haklı bir neden olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması durumunda noter istifa etmiş sayılacak. Noter, atama veya nakle ilişkin kararın Adalet Bakanlığının resmi internet sitesinde ilanından itibaren 1 ay içinde yeni görevine başlayacak. Atanan veya nakledilen noterin henüz çalıştığı yere ilişkin noterlik sıfatı, Cumhuriyet savcısının huzurunda yapılacak devir ve teslim işleminin bitmesiyle sona erecek, yeni yer noterlik sıfatı ise bu yere fiilen başlama tarihinde kazanılmış olacak.

Atama kararının tebliğinden önce noterin vazgeçme hakkını kullanabileceğine ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılacak.

Noterler Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Yapabilecek 

Kanun Teklifi ile noterler, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapabilecek ve bu sözleşmeyi taraflardan birinin talep etmesi, harç ve giderleri ödemesi halinde tapu bilişim sistemi vasıtasıyla tapu siciline şerh verebilecek, taşınmaz satış sözleşmesi yapabilecek. Taşınmaz satış sözleşmesi noterler tarafından da yapılabilecek.

Noterler, taşınmaz satış başvurusu üzerine başvuru belgesi düzenleyecek, taşınmaz üzerindeki her türlü kısıtlamayı dikkate alacak ve taşınmaz satışıyla ilgili diğer kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esasları gözetecek.

Tapu Kayıt Örneği ve Diğer Belgeler Tapu Bilişim Sistemi Vasıtasıyla Noterlerle Paylaşılacak

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce tapu kayıt örneği ve diğer belgeler, tapu bilişim sistemi vasıtasıyla noterlerle paylaşılacak.

Taşınmaza ilişkin kayıt ve belgelerin eksik olması halinde ilgili tapu müdürlüğünden eksik olan hususlar sistem üzerinden talep edilecek ve eksiklikler tapu müdürlüğünce giderilerek sisteme aktarılacak.

Noterlerce hak sahibi belirlendikten ve taşınmazın satışına engel hukuki bir durumun bulunmadığı tespit edildikten sonra taşınmaz satış sözleşmesi yapılacak.

Satış sözleşmesi taraflarca imzalandığı anda noter, tapu bilişim sisteminden yevmiye numarası alarak sözleşmeyi bu sisteme kaydedecek.

Sözleşmenin sisteme kaydından sonra tapu müdürlüğünce taşınmazın tapu siciline tescili sağlanacak. Satış sözleşmesi ile diğer belgeler, noter tarafından sisteme aktarılacak ve fiziki olarak arşivlenecek.

Noter Ücreti Taşınmazın Değerine Göre 500 Liradan Az ve 4 Bin Liradan Fazla Olamayacak

Noterler, taşınmaz satış sözleşmesiyle ilgili işlemleri bizzat yapacak.

Tapu kayıt örneği ve diğer belgelerden hak sahibinin belirlenememesi veya satışa engel hukuki bir durumun varlığı halinde noterlerce satış işlemi gerçekleştirilmeyecek.

Noterler tarafından yapılacak taşınmaz satış sözleşmelerinde sadece tapu harcı alınacak, bu işlemler için ayrıca noter harcı alınmayacak.

Taşınmaz satış sözleşmeleri damga vergisinden ve bu işlemlere ilişkin düzenlenen kağıtlar değerli kağıt bedellerinden istisna olacak. Bu kapsamda yapılan işlemler karşılığında noter ücreti dışında herhangi bir ücret alınmayacak. Noter ücreti taşınmazın değerine göre 500 Türk lirasından az ve 4 bin Türk lirasından fazla olamayacak ve ücret tarifesinde gösterilecek. Bu miktarlar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanacak.

Taşınmaz satış işlemleri için Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün döner sermaye işletmesine gelir kaydedilmek üzere hizmet bedeli alınacak ve bu işlemler sebebiyle noterlere herhangi bir pay veya aidat ödenmeyecek.

Taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlenmesinden dolayı oluşan zarardan noterler de sorumlu olacak. Bu zararın devlet tarafından ödenmesi halinde devlet, sözleşmeyi düzenleyen notere rücu edecek. Notere karşı açılacak davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülecek.

Bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yapılmış olan atama ve nakil ilanları ile bunlara ilişkin iş ve işlemler hakkında uygulama devam edecek.

Danıştay Kanunu’nda Değişikliğe Gidiliyor

Teklifle Danıştay Kanunu’nda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, sabit üyelerle görev yapan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun, şu anki ve muhtemel iş yükü dikkate alınarak yargılamada gecikmelere sebebiyet verilmemesi amacıyla mevcut yapısıyla çalışması için belirlenen süre, 31 Aralık 2022’den 31 Aralık 2026’ya kadar uzatılıyor.

Danıştay daire sayısının 10’a düşürülmesi için öngörülen süre, 4 yıl daha uzatılıyor.

Yargıtay Kanunu’nda yapılan değişiklikle, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu, 8 asıl, 4 yedek olmak üzere 12 üyeden oluşacak.

Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna seçilenlerin bir seçim dönemi geçmeden yeniden seçilemeyeceklerine yönelik hüküm yürürlükten kaldırılıyor.

Fiyatları Etkileyenlere ve Stokçuluk Cezaları Artırıldı

Türk Ceza Kanunu’nun “fiyatları etkileme” başlıklı maddesinde değişikliğe gidilerek fiyatları etkileme suçuyla etkin mücadele edilebilmesi amacıyla suçun cezası artırılıyor. Buna göre, işçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber, havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye üç aydan iki yıla kadar verilmesi öngörülen hapis süresi, “bir yıldan üç yıla” şeklinde değiştiriliyor.

Fiil sonucu besin veya malların değerleri veya işçi ücretleri artıp eksildiği takdirde cezanın üçte biri oranında artırılmasına yönelik düzenleme ise “yarısı”na çıkarılıyor.

Fail, ruhsatlı simsar veya borsa tellalı ise cezanın ayrıca “sekizde bir” oranında artırılmasına yönelik maddedeki süre ise “yarısı oranında” olarak düzenleniyor.

Mal veya hizmet satımından kaçınma suçuyla etkin mücadele edilebilmesi ve stokçuluk faaliyetlerinin önlenebilmesi amacıyla bu suçun cezası da artırılıyor. Belli bir mal veya hizmeti satmaktan kaçınarak kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olan kişi için “altı aydan iki yıla” kadar öngörülen hapis cezası, “bir yıldan üç yıla” olarak artırılıyor. Bu madde, düzenlemenin yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.

Teklifle, hakim ve savcı yardımcılığı müessesesinin getirilmesine bağlı olarak ilgili kanunlarda uyum düzenlemeleri de yapılıyor.

Kaynak

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlüğe Girmesinin 17. Yıl Dönümü

Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan sonra yeni bir ceza kanununun yapılması 2000’li yılların başında gündemdeydi. Meclis, bu konuyla ilgili çalışmalarını tamamladı ve yeni Türk Ceza Kanunu, 26 Eylül 2004 tarihinde kabul edildi. 12 Ekim 2004’te yeni Türk Ceza Kanunu Resmî Gazete’de yayımlandı. 16 yıl önce bugün ise 1 Haziran 2005 tarihinde 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girdi. 

Cumhuriyetin ilk yıllarında ceza kanunu

1926 yılının şubat ayında İsviçre Medeni Kanunu’nu Türkçeye çevirerek Medeni Kanun olarak kabul eden yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendisine bir ceza kanunu arayışına girmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuyla ilgili çalışmalarına başlarken önce Avrupa devletlerinin yasaları incelendi. 

İtalya’da başbakanlıkta yapmış ve o dönemin Adalet Bakanı olan Giuseppe Zanardelli’nin adını taşıyan 1889 tarihli Zanardelli Yasası, Adalet Bakanı Mahmut Esad Bozkurt öncülüğündeki Eskişehir Komisyonu tarafından Türkçeye çevrildi. Yeni Türk Ceza Kanunu, 29 Ocak 1926’da Başvekil İsmet İnönü imzasıyla meclise gönderildi.

Mecliste yapılan görüşmelerin ardından 1 Mart 1926’da 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu kabul edildi. Yasa, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü’nün imzalarıyla 13 Mart 1926 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’na 1936 yılında 141 ve 142. maddeler eklenerek önemli bir değişiklik yapıldı. Maddelerde bir kişi, grup ya da zümrenin devleti devirmeye yönelik girişimde bulunması ya da toplumda bir sınıfı yada zümreyi yönetme girişimlerinin para cezasının yanı sıra ağır hapis ve ölüm cezasına çarptırılması yer almaktaydı. 

Farklı yıllarda komisyonlar kuruldu

1960’lı yıllardan bu yana ceza hukukundaki yeni ve demokratik çalışmalar yapılması zaman zaman gündeme gelmekteydi. Adalet Bakanlığı bu amaçla, Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer‘in Başkanlığında 14.1.1985 tarihinden itibaren sivil ve askerî Yargıtay üyeleri, savcılar, hâkimler, avukatlar, öğretim üyeleri ve Adalet Bakanlığı mensuplarından oluşan üç komisyon görevlendirdi. İlk komisyon 14.1.1985 tarihinde kuruldu ve 1989 Türk Ceza Kanunu tasarısını hazırladı. İkinci komisyon 6.6.1996 tarihinde kuruldu ve 1997 Türk Ceza Kanunu tasarısını yaptı. Üçüncü ve son komisyon 21.12.1999 tarihinde kuruldu ve 2001 Türk Ceza Kanunu tasarısını oluşturdu. 

Hazırlanan tasarı 12 Mart 2003’te komisyon tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderildi. Kanun tasarısı, mecliste görüşülmeye başlandı ve 26 Eylül 2004 tarihinde yeni Türk Ceza Kanunu, bazı maddeleri çıkartılarak kabul edildi. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, 12 Ekim 2004’te Resmî Gazete’de yayımlandı. Madde gereği 1 Haziran 2005’teyse Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girdi. 1 Mart 1926 tarihinde kabul edilen 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu, 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla tüm ek değişiklikleriyle birlikte yürürlükten kaldırıldı. Böylelikle 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu 78 yıl yürürlükte kalmış oldu.  

Türk Ceza Kanunu’nun amacı ilk maddede belirtililir. Madde 1’de “Amacı; “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir” ibaresi yer alır. 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ayrı ayrı iki kitapta yazıldı. İlk kitapta genel hükümler yer alırken ikinci kitapta özel hükümler yer aldı. İlk kitap; Temel İlkeler, Tanımlar ve Uygulama Alanı, Ceza Sorumluluğunun Esasları, Yaptırımlar olarak üçe ayrıldı. İkinci kitap ise Uluslararası Suçlar, Kişilere Karşı Suçlar, Topluma Karşı Suçlar, Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler olarak dörde ayrıldı. 

12 Ekim 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan yeni Türk Ceza Kanunu’nda yer alan bazı önemli maddeler

  • MADDE 8. – (1) Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde suç, Türkiye’de işlenmiş sayılır.
  •  MADDE 9. – (1) Türkiye’de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimse, Türkiye’de yeniden yargılanır.
  • MADDE 20. – (1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
  • MADDE 47. – (1) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder, kanun ve tüzükte belirtilen sıkı güvenlik rejimine göre çektirilir.
  • MADDE 51. – (1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır.
  • MADDE 76. – (1) Bir planın icrası suretiyle, milli, etnik, ırki veya dini bir grubun tamamen veya kısmen yokedilmesi maksadıyla, bu grupların üyelerine karşı aşağıdaki fiillerden birinin işlenmesi, soykırım suçunu oluşturur:
  • MADDE 99. – (1) Rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  • MADDE 103. – (1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 
  • MADDE 116. – (1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  • MADDE 134. – (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
  • MADDE 138. – (1) Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde altı aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
  • MADDE 141. – (1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
  • MADDE 143. – (1) Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar artırılır.
  • MADDE 179. – (1) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.
  • MADDE 180. – (1) Deniz, hava veya demiryolu ulaşımında, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye taksirle neden olan kimseye üç aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
  • MADDE 243. – (1) Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren ve orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.
  •  MADDE 299. – (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  • MADDE 300. – (1) Türk Bayrağını yırtarak, yakarak veya sair surette ve alenen aşağılayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu hüküm, Anayasada belirlenen beyaz ay yıldızlı al bayrak özelliklerini taşıyan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik alameti olarak kullanılan her türlü işaret hakkında uygulanır.
  • MADDE 301. – (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

MADDE 309. – (1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.

“27 Mayıs’ın İlk Şehidi Dâhiliye Vekili Dr. Namık Gedik” Kitabı

Halûk Perk’in Namık Gedik arşivinden yararlanılarak hazırlanan; yeni bilgi ve bulguları içeren 27 Mayıs’ın İlk Şehidi Dâhiliye Vekili Dr. Namık Gedik isimli eser, Şafak Tunç ve Güngör Göçer’in kaleme aldığı metinlerden oluşmakta. Gedik’e ait el yazısı notlar, fotoğraflar ve belgelerle zenginleştirilen çalışma, Lale Yayıncılık tarafından Menderes Müzesi etiketiyle yayımlandı.

294 sayfalık bu değerli eser Menderes Müzesinden temin edilebilir.

Arka Kapak Yazısından

Türkiye’de tek partili hayattan çok partili hayata geçerken çalışmalarını millete hizmet düşüncesi üzerinde yoğunlaştırmaya çalışan kuşak, siyasi alanın teşekkülünde önemli roller oynadı. 1946 ruhu ile başlayan bu normalleşme süreci ne yazık ki 27 Mayıs Darbesi ile akamete uğratıldı.

Gençlik yıllarında şiirleriyle öne çıkan Dâhiliye Vekili Dr. Namık Gedik, Başvekil Adnan Menderes’in daveti üzerine siyasete atıldı. “Yeter! Söz milletindir!” diyerek bir araya gelen isimler arasında yer alarak Demokrat Partiden milletvekili seçildi.

Hayatının erken dönemlerinde Türkiye’nin en önemli iki edebiyat dergisinde şiirleri ve hikâyeleri yayımlanan Namık Gedik, aynı zamanda eşine az rastlanır fedakâr hekimliği ile öne çıktı. İkinci Dünya Savaşı yıllarından itibaren Aydın, Muğla, İstanbul gibi şehirlerde hük.met tabipliği ve dâhiliye mütehassıslığı yaptı. Milletvekilliğinin ardından getirildiği Dâhiliye Vekilliği görevindeyken ülkemizi tepe taklak eden 27 Mayıs 1960 Darbesi’nin sabahında tutuklandı ve 29 Mayıs gecesinde ise şehit edildi.

27 Mayıs’ın İlk Şehidi Dâhiliye Vekili Dr. Namık Gedik, millet ve memleket yolunda önemli vazifeler ifa etmiş mühim simalarından birinin hayatını çeşitli yönleriyle panoramik sayılabilecek bir çerçevede yeni bilgi, belge ve fotoğraflarla gün ışığına çıkarıyor. Merkezinde yine Namık Gedik’in yer aldığı diğer birçok müstakil konu kadar, Türkiye’deki ilk darbeye giden sürecin taşlarının nasıl döşendiği sorusu, bir bütün olarak elinizdeki bu çalışmada ana hatlarıyla ortaya konmuştur. Her gelişme mümkün mertebe Namık Gedik odağında ele alınarak analiz edilmeye çalışılmıştır. O nedenle okurun karşısında çoklu, farklı ve hatta arzu edildiği gibi ezber bozucu karşılaştırmalara kapı açan bir Namık Gedik portresi bulunmaktadır.

Elinizdeki çalışma, çok partili siyasi hayatımızın atılım devrinin ve darbe ile akamete uğratılmasını, dönemin gelişmeleri etrafında çok zengin bir görsel malzeme üzerinden, kapsamlı bir analizle çiziyor.

Bozdağ: Türkiye’yi Hukuk Devletinin Vasıflarından Uzak Ayıplarından Kurtardık

Kanal 7’de yayımlanan Başkent Kulisi programına katılan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Cezaevlerindeki Kovid İzinleri

Kovid izinlerinin zorunluluktan ortaya çıktığını belirten Bakan Bozdağ, hâlen 103 bin 532 kişinin faydalandığı bu iznin 31 Mayıs’ta sona ereceğini hatırlattı. Bugüne kadar 413 bin 652 kişinin bu izinden faydalandığını, aralarında suça karışanlardan tekrar tutuklananların ve yargılanmaları devam edenlerin olduğunu ifade eden Bozdağ, 22 binden fazla kişinin de SGK’lı olarak çalıştığını; tüm bunlarla ilgili değerlendirmelerin de MYK’da gündeme getirilip orada bir arzının olacağını söyledi.

Kiralık Evler Sorunu

“Son zamanlarda Türkiye’de de görüyoruz, haberlerde de pek çok yerde özellikle büyükşehirler daha çok yoğun olmak üzere bu konularda maalesef kiracıları zorlayan ve onları çıkarmak isteyen ve bu konuda kiracının karşılayamayacağı miktarda artış talep eden ev sahipleri olduğuna dair ciddi haberler var.” diyerek kiracıların yaşadığı sorunlara dikkat çeken Bekir Bozdağ, Borçlar Kanunu’nda hem kiracıları hem kiralayanı koruyan önemli hükümler yer aldığının altını çizdi. Bozdağ, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Maliye Bakanlığının birlikte yaptığı çalışmaya Adalet Bakanlığı olarak katkı sunduklarını ifade etti.

Devletin koyduğu bir standart yoksa kanun hükümlerinin koyduğu standartlar olduğunu hatırlatan Bozdağ, “Serbest sözleşme ilkeleri çerçevesinde kiralayan ile kiracı arasındaki ilişki ile şekilleniyor. Ama yasa, bu noktada asgari müşterekleri ortaya koyuyor ve usulü koyuyor, burada haksızlık yapmak isteyene karşı kiracıyı da koruyor, ev sahibini de kiracıya karşı koruyan pek çok hükümler var.” diyerek ilgili bakanlıkların hem ev sahibinin hukukunu hem kiracının hukukunu koruyacak makul bir formül üzerinde çalıştığını, böyle bir formülün bulunması durumunda da Adalet Bakanlığının gerekli adımları atacağını söyledi.

Türkiye’nin Yargı Sistemini Kimse Sorgulayamaz

Yargıya, yargılama süreçlerine herhangi bir etkisi olmasın diye devam eden yargılamalarla ilgili Adalet Bakanı olarak konuşmamaya özen gösterdiğinin altını çizen Bozdağ, “İki üç kişi üzerinden Türkiye’nin yargı sistemini, infaz sistemini hukuk devleti anlayışını kimse sorgulayamaz ve buradan da adil ve doğru bir sonuca kimse varamaz. Ortada olan hadiseleri hukuk içinde değerlendirmek lazım.” vurgusunda bulundu.

Hukuk Devletini Tahkim Ettik

Bireysel başvuru hakkının, denetim yolunun, bilgi edinme hakkının getirildiğini; kamu baş denetçiliğinin kurulduğunu, Anayasa’nın ve kişisel verileri koruma kanununun değiştirildiğini söyleyen Bakan Bozdağ, vatandaşın devletin karşısında güçlü bir noktaya getirildiğinin altını çizerek “Türkiye’yi hukuk devletinin vasıflarından uzak ayıplarından kurtardık. Hukuk devletini tahkim ettik. Demokratik alanı genişlettik. Yasakları kaldırdık.” ifadelerini kullandı.

Haber kaynak

CTE’den Seccade Açıklaması

Ceza ve Tevkifevleri (CTE) Genel Müdürlüğü, Denizli T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda seccadelere el konulduğu yönünde basında çıkan iddialarla ilgili basın açıklaması yayımladı. Yapılan açıklamada CTE Genel Müdürlüğü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Din ve Vicdan Özgürlüğü” başlıklı 70/1 maddesini işaret ederek ilgili hükmün eksiksiz şekilde uygulandığını vurguladı.

CTE Genel Müdürlüğü, ilgili haberlere dair yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Bazı sosyal medya platformlarında “Denizli T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda seccadelere el konulduğu” şeklinde yer alan iddialarla ilgili kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla basın açıklaması yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Din ve Vicdan Özgürlüğü” başlıklı 70/1 maddesinde, “Hükümlü, ceza infaz kurumunda, mensup bulunduğu dinin ibadetlerini, düzeni bozmayacak ve çalışmayı engellemeyecek biçimde serbestçe yerine getirebilir ve ibadette kullanılan eşyayı, dinî yaşamı bakımından zorunlu olan kitap ve eserleri temin ve bulunduğu yerlerde muhafaza edebilir.” hükmü yer almaktadır.

Söz konusu hüküm gereğince hükümlü ve tutukluların yanlarında bulundurabilecekleri eşya sayısına dâhil edilmeksizin, isteyen her hükümlü ve tutukluya il müftülüklerinden temin edilen veya hükümlü ve tutuklunun yakınları tarafından gönderilen ya da getirilen seccadeler verilmekte olup, söz konusu iddialar gerçeği yansıtmamaktadır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Haber kaynak