AİHM ve Anayasa Mahkemesi Kararları İle Kadına Yönelik Şiddetin Değerlendirilmesi

İzmir Barosu’nun Youtube kanalında “AİHM ve Anayasa Mahkemesi Kararları İle Kadına Yönelik Şiddetin Değerlendirilmesi” konulu bir canlı yayın gerçekleştirildi. Yayına konuşmacı olarak Avukat Benan Molu katıldı.

Türkiye’nin kadına yönelik şiddet karnesinin iyi olmadığını belirten Benan Molu, “Aslında genel olarak özgürlük konusunda hiçbir noktada iyi bir yerde olduğumuz söylenemez. Kadına yönelik şiddet çok yaygın ve bu konu adil yargılanma ya da tutukluluk kadar konuştuğumuz bir şey değil.Kadınların uğradığı ayrımcılığın ya da onların gördüğü şiddetin görünmez kılınmaya çalışılmasının da bir sonucu olabilir bu. Biz ne yaşarsak yaşayalım bunlar insanlara hep ikincil problemler gibi geldiği için çok fazla gündem olamıyor maalesef.” dedi.

Amaç Bütüncül Politikalarla Şiddeti Bitirmek Olmalı

İstanbul Sözleşmesi’nin tarihsel gelişiminden bahseden Molu “AİHM’in ‘Nahide Opuz Davası’ ile kadına yönelik şiddetin bir ayrımcılık biçimi olduğuna hükmetmesiyle 47 Avrupa Konseyi üyesi ülke içerisinde bu yönde ihlal kararı verilen ülke biz olduk. Daha sonrasında hem Türkiye’ye hem de diğer ülkelere karşı ayrımcılık yasağından ihlal kararları bu bağlamda verilmeye devam edildi. Nahide Opuz Davası, kadın hareketi açısından çok ayrı bir yerde ve mihenk taşı niteliği taşımakta. Hem Avrupa Konseyi nezdinde hem de Türkiye nezdinde. Aslında tüm dünya açısından da önemli bir karar oldu. Bu dava İstanbul Sözleşmesi’nin de hazırlanmasına ön ayak oldu. Daha öncesinde de bununla ilgili hazırlıklar, çalışmalar yapılıyordu. Nahide Opuz’dan sonra İstanbul’da 11 Mayıs 2011’de imzaya açıldı. Daha sonra diğer konsey ülkeler tarafından da imzalandı. 1 Ağustos 2014 tarihinden beri de yürürlükte. Temel olarak din, dil, ırk, cinsiyet, yaş gibi herhangi bir ayrımcılık olmadan herkesin eşit bir şekilde kimsenin şiddete maruz kalmamasını amaçlayan eğer şiddete maruz kalınıyorsa bunun önlenmesi, koruma sağlanması ve en nihayetinde bunlar gerçekleşmiyorsa kişiler şiddete maruz kalıyorsa, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılmasını amaçlayan ama daha uzun vadede bütüncül politikalarla birlikte şiddeti bitirmeye ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik bir sözleşme.” ifadelerini kullandı.

Okuma önerisi:  Av. Tuğçe Duygu Köksal: İfade özgürlüğü başka haklarla çatışabilir

Fiziksel ve Cinsel Şiddetin Dışında Farklı Şiddet Çeşitleri Var

Benan Molu konuşmasının devamında farklı şiddet çeşitlerine değindi ve şunları söyledi: “Kadına yönelik şiddet denildiğinde fiziksel ya da cinsel şiddeti düşünüyoruz ama aslında kendi içerisinde çok çeşitli. Ekonomik, psikolojik şiddet, ısrarlı takip, kürtaja izin vermeme gibi durumlar olabilir. Ekonomik şiddet, toplumumuzda çok yaygın olan bir şiddet biçimi. Ama mahkemeye taşınmadığı ya da bu konuda toplumda çok fazla bilinç olmadığı için bir başvuru, herhangi bir karar göremiyoruz.” 

“Ne yazık ki 6284 sayılı kanun İstanbul Sözleşmesi’ni esas alsa bile toplumsal cinsiyet eşitliğinin geçmediği bir kanun.” diyen Molu, “Arkasında kadına yönelik şiddeti sona erdirmeye yönelik pek çok önlemi barındırabilecekken bunların yer almadığı bir kanun. Her şeyden önce uluslararası yükümlülüklere ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin belirlediği yükümlülüklerle paralel, onlarla uyumlu bir kanun yapılması gerekiyor. Devletin burada böyle bir yükümlülüğü var.” açıklamasında bulundu.

Kadın Cinayetlerinde Tam Olarak Sayıyı Bilemiyoruz

Benan Molu, Türkiye’de kadına yönelik şiddetin son 5 yılda yüzde bin 500 arttığını ancak bu istatistiğin 2009 yılına ait olduğunu vurguladı. “2009’dan bu yana 11 yıl geçti ve biz Türkiye’de kaç kadının öldürüldüğünü, ne kadarlık bir artışın olduğunu tam anlamıyla bilemiyoruz.” diyen Molu sözlerine şu şekilde devam etti: 

“Çünkü devlet, bununla ilgili bir veri, istatistik tutmuyor. Halbuki böyle bir yükümlülüğe sahip. Biz bunu Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan, daha ziyade kadın hareketlerinin özel girişimleri sayesinde öğreniyoruz. İstatistiğin olması, nasıl mücadele edileceğini de ortaya koyması açısından gerekiyor. Eğitim verilmesi, sığınma evlerinin açılması gerekir. Basında kadın cinayetlerinin nasıl haberleştirilmesi gerektiği, dizilerdeki kadına uygulanan şiddete kadar, Anayasa Mahkemesi’nde 17 tane erkek üye olmamasından, kadın temsilinin eşit olarak sağlanması ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması gibi yükümlülükler de var.”

Okuma önerisi:  Prof. Dr. Zehreddin Aslan: Kamulaştırmada Öncelik Kamu Yararıdır

AİHM’den Israrlı Takibe İlk kez İhlal Kararı 

Israrlı takiple ilgili bu sene içerisinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ilk kez ihlal kararı verdiğini belirten Molu “Bir kadının eski sevgilisi, kadını takıntı haline getiriyor ve arabasının camının parçalanması, GPS cihazı takılmasına kadar bir takip durumu söz konusu oluyor. Kadın ısrarla bunu şikâyet ediyor ama bir türlü sonuç alınamıyor. AİHM ilk defa İstanbul Sözleşmesi’ni de referans alarak yeni bir değişiklik biçimi olan ısrarlı takibin kadınların üzerinde yarattığı psikolojik tahribatı, içerisinde bulunduğu risk halinin doğurduğu ihlalleri kabul etti.” ifadelerini kullandı

Mağdur, O Anları Tekrar Yaşamak Zorunda Kalabiliyor

Molu “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde duruşmalar bakımından gelişen içtihat gruplarından bir tanesi de özellikle cinsel şiddet dosyalarında kadınların tekrar travmatize edilmemesiyle ilgili. Duruşma salonunda bütün detayların herkesin gözü önünde, en ince ayrıntısına kadar en mahrem noktaların tekrar tekrar defalarca anlattırılması. Özellikle çocuklarla ilgili dosyalarda bir Sosyal Hizmetler görevlisi, psikolog, psikiyatrist olmadan bu ifadelerin beyanların defalarca anlatımı. Dolayısıyla o anların mağdura tekrar tekrar yaşatılmasının kendisinin de bir ihlale yol açtığını söz ediyor AİHM.” şeklinde konuştu.