Kanunilik İlkesi Bağlamında Covid-19 Tedbirleri

Prof. Dr. Adem Sözüer’in Youtube kanalında “Kanunilik İlkesi Bağlamında Covid-19 Tedbirleri” başlıklı bir yayın gerçekleşti. Yayına konuşmacı olarak Prof. Dr. İzzet Özgenç ve Prof. Dr. Mahmut Koca katıldı. 

Karantina Tedbiri Alındıysa Bilgilendirme Yapılmalı

“Ceza Kanununun 195. maddesinin uygulanabilmesi için önce bir karantina tedbir kararının alınması gerekir.” diyen Prof. Dr. İzzet Özgenç yurt dışından ülkeye girişlerde bulaş tehlikesi olan kişilerin sınır kapılarında karantinaya alınması gerektiğini ifade etti. Özgenç “Dışarıdan gelenler bakımından karantina kararı alınabileceği gibi ülke içinde de karantina tedbir kararı verilebilir. Mesela belli bir mahallede bulaş tespit edildiğinde o bölgeyle ilgili olarak karantina tedbir kararı alınabilir. Bu kararın alınmış olması halinde tedbir alınan bölgedeki insanların dışarı çıkması yasaktır. Tedbir alanı dışında bulunan insanların da bu alana girişi yasaktır. Bu yasağın ihlal edilmesi Ceza Kanunu’nun 195. maddesinde tanımlanan suçu oluşturur. Belirli kişilere karşı tedbir alınabileceği gibi kişi ayrımı yapmaksızın mekân belirlemesiyle tedbir alınabilir. Bu şekilde alınan bir karara aykırı davranışta bulunan bir kişinin ceza hukuku bakımından sorumluluğu yoluna gidilebilmesi için karantina tedbirinin alındığı konusunda bilgi sahibi olması lazım.” dedi.

Genelgedeki İfadelerle Kişilere Ceza Uygulayamayız

Özgenç konuşmasının devamında karantina tedbirlerinin uygulanması halinde kolluğun devreye gireceğini ve kişilerin karantina tedbirlerine uygun hareket edip etmediğinin ciddi bir denetim ve gözetime tabi tutulacağını söyledi. Özgenç “Eğer böyle bir uygulama varsa Ceza Kanunu’nun 195.maddesinde tanımlanan suçtan dolayı Ceza Hukuku sorumluluk yoluna gidilebilir. Bu çerçevede alınan idari tedbir kararlarına aykırı hareket etmek, Ceza Kanunu’nun 195. maddesine göre sorumluluğu gerektirmiyor. Bu konuda İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı genelgede belirtilen hususlara aykırı hareket eden kişilerin Ceza Kanunu’nun 195. maddesine göre cezalandırılacağı yönündeki ifade de doğru bir ifade değildir. Genelgede belirtilen hususlara aykırı hareket eden kişilerle ilgili olarak ilgili mevzuat hükümleri uygulanarak kabahat oluşturması nedeniyle idari para cezası uygulanması, yerine göre adli ceza uygulanması gerektiren bir durum varsa adli ceza uygulanacağı konusunda genel bir açıklamaya yer verilebilir. Bu açıklama sadece insanların dikkatini çekmeye yönelik bir sonuç doğurur. Genelgede yer alan bu ifadeyle kişilere ne adli ne de idari ceza uygulayabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.

Okuma önerisi:  Yeni Gelişmeler Işığında Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Konferansı

Yapılan Uygulama Yanlış Olsa Bile Yorum Yapmak Yasak

Hıfzısıhha Kanunu’nun Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarıldığının ve yetersiz olduğunun altını çizen Adem Sözüer “Tecrit ve karantina uygulamaları 1930’da çıkarılan kanuna göre düşünülmüş şeyler. Covid-19 gibi özel bir durumu her zaman karşılamıyor. O yüzden 195. maddenin yorumlanmasında şu ilkenin altını çizmek gerekir. Türk Ceza Kanunu diyor ki: ‘Ceza Kanunu uygulamasında kıyas yapmak yasaktır.’ Sadece kıyası yasaklamıyor. Kıyasa yol açabilecek şekilde geliştirici yorum yapmak da yasak. Durum tehlikeli olabilir. Hatta yapılan şey yanlış olabilir. Fakat ceza kanunları dar yorumlanır.” diye konuştu.

Kanun, Tedbir Kararı Yetkisini İl ve İlçe Hıfzısıhha Kurullarına Veriyor

Prof. Dr. Mahmut Koca salgın döneminde genel sağlığın korunması amacıyla alınan tedbir kararlarının kişi hak ve hürriyetini, seyahat özgürlüğünü sınırladığı için Anayasal açıdan sorun oluşturduğunu belirtti. Koca “1930 tarihli çok temel bir kanunumuz var: Umumi Hıfzısıhha Kanunu. Bu kanun kendi dönemindeki salgın hastalıkların ismini de zikrederek özellikle bunlarla ilgili alınacak tedbirler bakımından düzenleme öngörüyor. Kolera, veba, verem gibi bir çok hastalıkları da tek tek zikrederek alınması gereken tedbirler hakkında umumi evlerden tutun da bir çok konuya ilişkin geniş kapsamlı 300 maddelik bir kanun. Fakat eski bir kanun. Umumi Hıfzısıhha Kanunu bu hastalığa yakalanmayan kişileri etkileyecek nitelikte bir takım tedbirlerin de alınabileceğini öngörüyor. Bu konuda tedbir almaya ilişkin karar yetkisini de İl Hıfzısıhha Kurulu’na ve İlçe Hıfzısıhha Kurulu’na veriyor.” şeklinde konuştu. 

Yaptırımlar Kanunlarla Açıklığa Kavuşturulmalı

Temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran birtakım tedbirlerin alınabilmesi için kanuni dayanağının olması gerektiğini vurgulayan Koca “İdari yaptırıma tabi tutulan bir fiilin kanunda tanımlanması veya kanunun çerçevesi belirlenmek suretiyle idarenin genel düzenleyici işlemleriyle de belirlenebilmesi mümkün. Fakat her anlamda bunlara uygulanacak idari yaptırımların ne olduğunu kanunlarda açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bu yüzden 195. madde, kanunilik ilkesi bakımından herhangi bir problem taşımıyor.” ifadelerini kullandı. 

Okuma önerisi:  Türk Ceza Hukuku Reformu Bağlamında İstinaf ve Bireysel Başvuru Yuvarlak Masa Toplantısı

Salgında Alınacak Tedbirler Kanunda Sıralanmakta

İzzet Özgenç, Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 72. maddesinde bir bulaş tehlikesinin olduğu durumlarda alınabilecek tedbirlerin sıralandığını belirtti. Özgenç “Bu tedbirler yeterli veya yetersizdir. Ayrıca tartışılabilir. Bunlardan sadece biri karantina tedbiridir. Ceza Kanunu’nun 195. maddesi sadece karantina tedbirine aykırı hareket etmeyle ilgili bir ceza sorumluluğu düzenlemektedir. Hastalığa maruz kalmış bir kişiyle ilgili olarak teşhis ve tedavi tedbirlerine başvurma bağlamındaki yükümlülüklere aykırılık, Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 72.maddesindeki yükümlülüğe aykırılığı oluşturmaktadır. Bu aykırılığın yaptırımı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 282.maddesindeki idari para cezasını gerektirmektedir. Burada da İl İdaresi Kanunu’ndaki yaptırımın uygulanması söz konusu değildir.” açıklamasında bulundu.