Prof. Dr. Adem Sözüer’in YouTube kanalında düzenlediği Ceza Hukuku Panelleri kapsamında “Bekçiler Kanunu Bağlamında Kolluğun Zor ve Silah Kullanma Yetkisi” ele alındı. Programda Türk – Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Prof. Dr. Ali Kemal Yıldız, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Doç. Dr. Fahri Gökçen Taner ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Dr. Öğr. Üyesi Barış Erman Bekçiler Kanunu ile ilgili görüşlerini aktardı. 

Peki Bekçiler Kanunu zaten vardı? Neden yeni bir kanun yapıldı?

Zaten Bekçiler Kanunu’nun olduğunu buna rağmen salgın döneminde yeni bir kanununun çıkarıldığının altını çizen Prof. Dr. Sözüer, bu süreçte çoğu kimsenin farkında olmadığı yeni bir kolluğun da kurulduğuna dikkat çekti. 

“Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu çıktıktan sonra kolluğun zor ve silah kullanma yetkisi tekrar gündeme geldi. Neden? Çünkü bekçilere de polisin hemen hemen tüm yetkileri verildi. Gerçi Emniyet Genel Müdürlüğü, yaptığı açıklamada bazı yetkilerin verildiğini söylese de aslında polisin hâkim kararı üzerine kullandığı yetkilerin dışındaki hemen tüm yetkileri verildi. Bunlardan en önemlisi de zor ve silah kullanma yetkisi. Zaten zor ve silah kullanma yetkisi deyince iki olay aklımıza geliyor: Bir, barışçıl gösterilerde polisin ve kolluğun zor kullanma yetkisindeki yaşadığımız sorunlar. İki, yakalama amaçlı silah kullanmada meydana gelen ölümler.” diyen Sözüer, “Bekçilere de bu yetkiler veriliyor. O halde buradaki sorunlar daha mı büyüyecek?” sorusunu gündeme getirdi. 

“Bekçiler tekrar göreve başlatıldı. Kanunları vardı, daha önceki bekçiler kanununa göre tüm bekçiler polis yapıldı ve yeni bekçi de alınmayınca gündemden kalktı. Fakat daha sonra tekrar göreve başladılar. Ve bir kimlik sorma meselesi üzerine tartışma başladı: Kimlik sorabilirler mi soramazlar mı?” diyen Prof. Dr. Sözüer, sözlerine şu şekilde devam etti: 

Elbette ki kimlik sorma da bir “müdahale”dir ve kanunen açıkça yetki verilmeliydi. Nitekim bazı mahkemelerimiz de bu kimlik sormaların yetkisiz ve hukuka aykırı olduğunu söyledi. Bizim idaremiz bir mahkeme karar verdiğiniz ona hemen uymak istemez, hemen bir yol bulunur, hemen bir genelgeyle iş halledilir. Tıpkı bugün pandemide ancak kanunla yapılacak şeyleri genelgeyle yapmamız gibi hemen bir genelgeyle ‘Kimlik sorabilirler tabii ki’ dendi. Fakat bir bakıldı ki gerçekten bu kanunla olması gerekiyor. Biz de tabii ki kanunla bekçilere kimlik sorma yetkisi verilecek dedik. fakat karşımıza yepyeni bir kanun geldi, eksi kanun kaldırıldı ve Türkiye’de çok kişi belki fark etmedi ama yeni bir kolluk kuruldu. 

Vatandaşın “Kanun veriyor, polise verilen bekçiye neden verilmesin? Sonuçta o da devletin görevlisi değil mi?” diye sorduğunu söyleyen Sözüer, “Madem ki polisle aynı yetkiler verilecekti niye bekçiler diye ayrı bir teşkilat kuruluyor? Yani gece polisi diye bir bölüm olsun, yetkisi de belli. Neden illa ayrı bir teşkilat? Böyle yeni bir kolluk neden illa var?” sorusunu yöneltti. Sözüer, bekçilerin ileride polis yapılmasının kuvvetle ihtimal olduğuna dair görüşlerini şu sözlerle dile getirdi:

“Polis, belirli bir kariyer mesleğidir; okula girecek, belli koşulları var. Hukuk devletinin olmazsa olmazıdır polis. Ama benim üzüldüğüm bir nokta var: Türkiye’de polisin haklarını savunan da yok. Kimse demiyor ki biz bu kadar sene uğraşacağız, sonra siz bu bekçileri polis yapacaksınız? Denebilir ki bunu nerden çıkarıyorsunuz? Yapıldı nitekim. Çünkü bu olduğu için bir müddet sonra bütün bekçiler polis olduğu zaman başka sorunlar da ortaya çıkacak. Böyle bir şeyin yapılması da çok kuvvetle muhtemel. Belki de o yüzden böyle bir kanun çıkarıldı. O zaman da denecek ki zaten aynı yetkileri vardı, ne sakıncası var?”

“Gece görevi yapmak özel bir donanım gerektirir. İstanbul gibi bir yerde gece insanlarla muhatap olmak çok özel bir tecrübe gerektirir. Gece çalışan kolluğun davranışı belli bir bilgi birikimi ve tecrübeyi de gerektirir.” diyen Sözüer, “Bizim mahallemizdeki bekçinin kimlik sorma yetkisine ihtiyacı yoktu. Kaçıncı sınıfta okuduğumuzdan tutun da her şeyi biliyordu zaten, niye sorsun? İşte bekçi oydu. Dolayısıyla yetkileri de ona göreydi. Şimdi bekçiler, İstanbul’un 1 milyonluk ilçelerinde…. gece şeyi olarak, bunlar bekçi değil ki dolayısıyla o bekçinin o yetkisi vardı. Ama bu bildiğiniz polis aslında. Ama o polis ise buna bu şekilde yetkiler tanımak istiyorsak polisin bir birimi olarak olmalı. Bu kadar operasyonel yetkiler verdiğimiz bekçinin başka beklentileri oluyor. Bu fiilen şuna dönüşecektir: Polisin, hukuken de var aslında ama bütün yetkilerini verecektir.” diyerek “O zaman niye ayrı bir kolluk teşkilatı koruyoruz?” sorusunu yineledi.

Okuma önerisi:  Uluslararası Hukukta Kariyer - BAÜ Uluslararası Hukuk Kulübü

Bekçilere neredeyse bire bir polisin durdurma ve kimlik sorma yetkisi verildi

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Barış Erman, özellikle adli yetkiler ve buna bağlı olarak zor kullanma yetkisi gibi bazı olumsuz durumların bekçilerle ilgili kanun ve mevzuata girdiğini belirterek dört ana başlık altında toplanan bekçilerin yetkileriyle ilgili sıkıntılı bulduğu noktaları dile getirdi.  

Bekçilerin “durdurma ve kimlik sorma ve adli görev ve yetkileri”nin her ne kadar önleyici olsa da aynı zamanda suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanması için de kullanılabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Erman, bekçilere neredeyse bire bir aynı şekilde “Polis Vazife ve Sâlahiyet Kanunu”ndaki durdurma ve kimlik sorma yetkisinin tanındığını belirterek “Bazı farklılıklar var. Bu farklılıklar göründüğünden çok daha önemli farklılıklar gibi görünüyor. Özellikle makul sebeple ilgili olarak ve durdurma sonrasında normalde Polis Vazife ve Sâlahiyet Kanunu göre serbest bırakılan kişiye talebi üzerine bir belge verilmesi gerekir, o belgeyle ilgili hiçbir düzenleme yok bu kanunda. dolayısıyla orada bazı sorunlar karşımıza çıkmaya devam ediyor.” dedi.  

“Burada özellikle şunu görmemiz lazım: Polislerde bile çok ciddi eğitim eksikliği ve buna bağlı olarak verilen yetkinin, otoriterinin duruma göre kötüye kullanılabildiği örnekleri çok yaşayabiliyoruz. Bekçilerin eğitimi çok daha kısa ve çok daha yüzeysel bir eğitim. Dahası elimizde yönetmelikler de bulunmadığı için hangi standartlara göre bu değerlendirmeleri yapacaklar, takdir yetkilerini neye dayanarak kullanacaklar? Bu konu tamamen muğlak, boş bir alan olarak karşımızda. Bu da gerçekten kötüye kullanmalara kapı açan bir durum.” diyen Erman, sözlerine şöyle devam etti:

“İstanbul’daki yaşam tarzını, belirli mahallelerdeki yaşam tarzını içselleştirememiş bir bekçi sokakta mini etekle dolaşan bir kadınla karşılaştı, “senin istismara uğrama riskin var” diyerek ona istemediği bir şekilde yaklaşsa, elindeki bu maddeyi gösterse, o deneyimsizlikle  istenmeyen sonuçların ortaya çıkması çok yüksek.”

Polisle aynı yetkileri olacaksa bekçilere neden ayrı bir teşkilat kuruldu?

Prof. Dr. Adem Sözüer, Doç. Dr. Fahri Gökçen Taner’e “Polisle aynı yetkileri olacaksa bekçilere neden ayrı bir teşkilat kuruldu?” şeklinde bir soru sordu. Doç. Dr. Taner bu soruya “Kanun koyucu yetki verebilir. Alternatif teşkilat ihtiyaç olduğu için kuruluyor denebilir. İleri sürülen amaçlara hizmet ediliyor mu diye sorulsa daha mantıklı olur. Bugün bekçileri gece saatlerinde küçük suçları engellemek için var olan bir kuvvet olarak görüyoruz. Bekçilerde lise mezunu, polislerde ön lisans veya lisans mezunu olmak gerekiyor. Aralarında ciddi bir eğitim farkı var. Türkiye’de bir gece her şey ansızın olabilir. Dolayısıyla bir gece ansızın bekçilerin polis olduklarını da görebiliriz. O yüzden bu çok ciddi bir konu. Polis akademisi ve pomem var. Bekçi eğitimi 3 ay. Polis eğitimi eskiden 6 aydı şimdi 4 aya düştü.” şeklinde cevap verdi.

Rock grubu kurmuyoruz

Taner, “Her zaman alternatif teşkilat kurulabilir. Bekçilerin hepsi çok genç insanlar ve yaşları çok yüksek değil. Aralarında kıdemleri en fazla 1-2 yıl. Bu konuda ciddi bir sorun var. Genç olmak kabahat değil ama tecrübelilerle gençlerin bir arada olduğu bir yapının olması lazım. Bir ara bekçilere gece kartalları şeklinde isim önerisinde bulunuldu. Burada bir rock grubu kurmuyoruz. Olduğundan farklı bir görünüm katmak yanlış. Hesap vermesi gerekir. Kolluk kuvvetlerinin yanında yardımcı olmak üzere olan bir teşkilat. Polisin önüne geçmek için değil.” ifadelerini kullandı.

Saygınlık yoksa otorite olmaz

Prof.Dr. Sözüer, bazı ülkelerde de benzer kolluk kuvvetlerinin olduğunu ancak yapısal olarak farklılıklarının bulunduğunu belirterek “Almanya’da ortalıkta kolluk kuvveti göremezsiniz. Ancak kolluk kuvvetleri göründüğü zaman her şey yüzde 90 düzene girer. Müdahale etme durumuna geldiği zaman iş işten geçmiştir zaten. İngiltere’de de durum aynı. Onun duruşu otoriteyi sağlar. Saygınlık olmadığı zaman otorite sağlanmaz. Bunlar psikolojik süreçlerdir.” dedi.

Okuma önerisi:  Hukuk ve Ceza Muhakemesinde İstinaf Sempozyumu

Niteliği ve ne yapması gerektiği önemli

Panelin devamında söz alan Prof.Dr. Ali Kemal Yıldız “Yeni kanuna göre yeni yönetmelik yok. Lise mezununun altında kimseyi almadılar. Bana kalırsa bekçiler olabilir mi? Olabilirler. Yetkiler verilebilir. Asıl problem bu değil. Ama asıl bekçinin niteliğine ve ne yapması gerektiğine bakmak lazım.Bu tür çalışmalar yani yeni bir kolluk kuvvetinin kurulması planlamaya dayanıyor mu? Bizim bekçilere yönelik olumsuz bir görüşümüz yok. Meslek mensubuna yada sisteme yönelik ideolojik bir tartışma içinde değiliz.” açıklamalarında bulundu.

“Biz hukukçu olarak ülkemizdeki insanların demokratik hak ve özgürlüklerini rahatça kullanabilmelerini sağlamak için çalışıyoruz. Sistemin buna göre kurulması ve işletilmesini istiyoruz. Bu birimi kurarken nedenlerinin açıklanması gerekir. Nedenleri açıklandıktan sonra bilimsel planlamalarının da bu kurumların oluşturulması lazım.Şu ülkede var denilerek oluşturuluyor. Bence en büyük yanlış bu. Almanya’da olan bir şeyi demografik yapısını hiçbir inceleme yapmadan buraya getirirsek başarılı olmaz. Bence önce şunu anlamak lazım. Bunlar kolluk değil. Daha küçük birimlerde görev alıp oradaki insanları birebir tanıyıp görev alan insanlar. Biz bunları İstanbul düzleminde değerlendirirsek doğru anlamı çıkmıyor ve bugünkü fonksiyonuna dönüşüyor.” diyen Prof. Dr. Yıldız olması gerekeni “Küçük bölgelerde esnafı, mahalle sakinlerini tanıyan bir sistem. Bir dönem mahalle polisleriyle bu yapılmaya çalışıldı ama olmadı. Durdurma, silah kullanma yetkisi gibi yetkiler verildi. O zaman neden ayrı bir birim olarak kuruluyor? Polis teşkilatının içerisinde ayrı bir birimle böyle bir kuvvet oluşturulabilirdi. Yavaş yavaş fiili uygulamalar kural haline geliyor. Bu ülke gidişatı açısından iyi değil. Kanun yaptık yetkiyi verdik. Bu pozitivist bir bakış açısı.” şeklinde açıkladı.

Yıldız, bekçilerin kimlik sorma tartışmasıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

Kimlik sorma üzerine bazı tartışmalar yaşandı. Kimliğini göstermeyenleri yere yatırdılar ve kelepçelediler. Bekçilere yetkilerini gösterip bunları aşmayın demek yerine arka arkaya yetkileri artırıldı. Önce kimlik sorma sonra silah taşıma gibi yetkiler geldi. Bir adım sonra hâkimin savcının yerine de getirirsiniz. Bu kuralı getirebiliriz ama planlı ve bilimsel temele dayandırmalıyız.

Günümüzde bekçiler, 1 milyonluk ilçelerde gece görev yapıyor. Eski dönemdeki bekçi gibi değiller ki. Yetkileri de ona göreydi. Bugünkü bekçiler aslında bildiğimiz polis. Operasyonel yetkiler verdiğimizde insanların başka beklentileri de oluyor. Peki o zaman niye ayrı bir kolluk teşkilatı kurduk?” diyen Prof. Dr. Adem Sözüer, Doç. Dr. Barış Erman’a “Kolluk kuvvetleri her işi onlarla mı yapacak?” şeklinde bir soru yöneltti.

Kanunda muğlaklık var

Erman bu soruya “Kanunda muğlak bir hüküm var. Kolluk kuvvetlerine yardımcı olmaları yönünde bir madde var. Ama bu bize hiçbir şeyi açıklamıyor. Eğer biz arama sırasında bekçiyi polisin yanına koyarsak aranan kişi üzerinde başlı başına bir baskı oluşturacaktır. Hiçbir şey yapmasa bile. Genel kolluğun ortam lehine bilgi toplamasında yardımcı olabilir. Polisin yanında olup birlikte aynı işi yapması halinde fiili olarak kanunun aşılması olur.” diye yanıt verdi.

İstanbul’da kurulan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir kolluk biriminin neden kurulduğunu soran Prof. Dr. Adem Sözüer, bu tür kolluk birimlerinin ekonomik açıdan da devlete yük olduğuna dikkat çekerek “Bunların hepsi yapılabilir ama kanunilik ilkesi gözetilerek yapılmalı. Emniyet teşkilatı kanunu var. Bir düzenleme yapılacaksa bu kanunun sınırları içerisinde yapılabilecekler var. Bekçiler kanunu defalarca tartışılmalı. Binlerce kadro alıyoruz bekçiler için. Bu aynı zamanda devlet bütçesine de ekonomik olarak ciddi bir yük. Kolluk gibi özel yetkileri olan bir kurumun kuruluş aşamasında soru işaretleri olmaması lazım. Güvenli bir ortamda olması gerek.” dedi.

Bekçilerin yetkisi ve usulü net değil

“Maske cezası konusunda da soru işaretleri var. Kolluk kuvvetleri ne yapacağını bilmiyor. Tutanak mı tutacak? Valiliğe mi gönderecek? Bilmiyor. Yetkisi ve usulünün net olması gerek. Bekçilere de polislere yardımcı olmaları için bu yetkiyi verdiler. Olay yerinde toplanan delillerin teslimi noktasında ciddi boşluklar var.” diyen Sözüer, “Geçtiğimiz aylarda Baro başkanları Ankara’ya yürüdüler. Türkiye’deki adalet sisteminin en önemli unsurlarında biri olan baro başkanları Ankara’ya geldiklerinde polis yürümelerine izin vermedi. Bunun adı izinsiz yürüyüş oldu. Anayasada gösteri yürüyüşü için izin almak gerekmiyor. Bekçileri de gösteri ve yürüyüşlerde görevlendirirseniz bu yetkilerin kullanılması arasında basınçlı su sıkma zor ve silah kullanma yetkileri var.” dedi.

Okuma önerisi:  6. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali

Polis, Vazife ve Selahiyet Kanunu zor ve silah kullanma yetkisini 16. maddede düzenliyor. Zor kullanmanın en basit şekli bedeni kuvvet kullanmadır. Buna ek olarak maddi güç kullanımı geliyor. Maddi güç kullanımı arasında kelepçe cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, atlar, köpekler olarak tanımlıyor. Buna ek olarak silah kullanma yetkisi var. Silah kullanma yetkisi içerisinde dört madde var.” diyen Fahri Gökçen Taner sözlerine şunları ekledi:

Temel mesele yaşam hakkı

“Bunlardan ilki meşru savunma. Size karşı başlamış ya da başlaması muhtemel olan durumlarda polisin karşı koyması. Bunun dışında bedeni kuvvet yada maddi kuvvet kullanarak etkisiz hale getiremediği kişilere karşı direnişi kıracak ölçüde,hakkında tutuklama zorla getirme durumunda saldırıda bulunacak bir kimseye karşı silah kullanma yetkisi polislere veriliyor. Burada mesele temelde yaşam hakkı. Silah kullanıp kişiyi ciddi şekilde yaralar yada öldürürseniz yaşam hakkı devreye giriyor. Anayasa’daki ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bazı maddelerde bulunan standartlar devreye giriyor. Biri devlete yüklenen negatif yükümlülük. Kamu görevleri için bireyleri öldürmeme yükümlülüğü söz konusu. Riskli faaliyetlerden ortaya çıkabilecek zararları engelleme yükümlülüğü.Etkili soruşturma yapma yükümlülüğü var. Bu pozitif bir yükümlülük.

Pozitif yükümlülüğü içeren maddenin yazılmasında bulunanlardan biri olduğunun altını çizen Sözüer, “İlk kez bu kanunda yakalama amaçlı silah kullanma yetkisi düzenlendi. Silah kullanma yetkisinde de ölçülülük var. 1980’den itibaren verilen Yargıtay kararlarına baktığımızda çoğu kişi ceza almamış. Örneğin kolluk kuvvetlerinin kimlik sorduğu kişi yada kişiler kaçmış. Kaçanlar vurulup öldürülmüş. Olay mahkemeye taşınıyor ama ceza almıyor. Kolluk kuvvetlerinin korunması gibi bir durum var” dedi.

Polis emirleri dinlemiyor mu?

2005’te kanun yürürlüğe girdi. Polis kendi görev ve yetkilerini öğrenmek için daha çok çaba sarf ediyor. İstanbulda doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir birim kurulmasına neden ihtiyaç duyuldu? İstanbul’daki polisler Cumhurbaşkanı’nı koruyamıyor mu? Normal bir polis verilen emirlere uymuyor mu?  Bize bunun açıklaması yapılmıyor. Adli birimin kurulmadığı bir ülkede aklınıza gelebilecek her türlü kuvvetler hızlıca kuruluyor. Daha sonra ifade alacak polis bulamıyorsunuz.” diyen Ali Kemal Yıldız silah kullanma tartışmasıyla ilgili olarak ise “Polisin elinde bıçaklı adama kaç metre yaklaşacağına kadar eğitimler veriliyor. Doğru uygulamazsanız silahı nasıl kullanılacağı bile tartışma haline geliyor. Göz yaşartıcı gazların insanların doğrudan yüzüne atılması silah olarak sayılıyor. AİHM olaya katılmayanların zarar görme ihtimalini yok edeceksin diyor. Ölçülü koşul çok önemli. Yakalama kararıyla ilgili çok önemli bir Yargıtay kararı var. Silah kullanma yetkisinin koşulları var birisi de yakalama. Yakalama denildiğinde kolluk kuvvetleri şunu anlıyor. Biz bir insana dur deriz. Durmazsa ateş eder öldürürüz. Bununla ilgili ciddi yargılamalar var. Yakalama yetkisi için CMK’nın 90. maddesine bakmak lazım. 90. maddedeki koşullar yoksa kolluk kuvvetlerinin yakalama yetkisi yoktur. Bu koşullar nelerdir? Suçu işlerken yakalaması, suçüstü halinde kaçması ve kimliğinin belirleyememe yetkisi hali. Olay bitmişse suç şüphelisi olduğu kişiye kolluk kuvvetleri dur diyor. Kişinin kimliğini belirleyememiş olması gerekiyor. Aksi halinde savcıya haber verecek ve emir verirse yakalayabilir.” yorumunda bulundu.