Ana Sayfa Blog Sayfa 142

Anayasa Teorisi – Verfassungstheorie

Anayasa Hukukçuları Derneği tarafından iki yıllık titiz bir çalışma sonucu Almancadan Türkçeye tercüme edilen ve Lale Yayıncılık’tan çıkan Anayasa Teorisi  (Verfassungstheorie), anayasa hukuku alanında başucu eseri olarak kabul ediliyor.

Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Otto Depenheuer ve Avusturyalı hukuk bilimci ve Avusturya Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Dr. Christoph Grabenwarter’ın editörlüğünde Anayasanın temel esasları, anayasanın şekline ve içeriğine ilişkin zengin teorik yaklaşımlar içeren, tanınmış Alman kamu hukukçularının kaleme aldığı makalelerden oluşan Anayasa Teorisi (Verfassungstheorie) Prof. Dr. İlyas Doğan’ın çeviri editörlüğü ile Türkçe’ye kazandırıldı.

1081 sayfalık bir başucu eseri özelliğine sahip kitapta kuramsal derinliği olan 27 makale yer alıyor.

Arka Kapak Yazısı:

Anayasa teorisinin bir dizi işlevi bulunmaktadır: Anayasa teorisi; ön kabulleri açıklayan, anayasal şartlar ile beklentileri inceleyen ve anayasanın ideal örneklerini yeniden oluşturan anayasa hukuku dogmatiğine hizmet eder, kategorilerin ve kurumların oluşturulmasına temel teşkil eden anayasa karşılaştırmasına hizmet eder ve böylece somut karşılaştırma için ölçütler oluşturur. Anayasa teorisi, aktörlerine yol haritası, perspektif ve davranış seçenekleri sunarak anayasa hukuku politikasına hizmet eder.

Anayasa Teorisi (Verfassungstheorie) kitabını incelemek ve satın almak için online satış sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Yayınevi: Lale Yayıncılık
Editörler: Prof. Dr. Otto Depenheuer, Prof. Dr. Christoph Grabenwarter
Çeviri Editörü: Prof. Dr. İlyas Doğan
ISBN: 978-605-85-235-5-5
Sayfa Sayısı: 964
Boyut: 15.5X23
Kapak: Özel ciltli

Loading Viewer…

4857 Sayılı İş Kanunu

4857 Sayılı İş Kanunu, 22 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilip 10 Haziran 2003 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun 9 bölüm, 122 maddeden oluşmakta.

  • BİRİNCİ BÖLÜM
    • Genel Hükümler
      • Amaç ve kapsam
      • Tanımlar
      • İşyerini bildirme
      • İstisnalar
      • Eşit davranma ilkesi
      • İşyerinin veya bir bölümünün devri
      • Geçici iş ilişkisi
  • İKİNCİ BÖLÜM
    • İş Sözleşmesi, Türleri ve Feshi
      • Tanım ve şekil
      • Türü ve çalışma biçimlerini belirleme serbestisi
      • Sürekli ve süreksiz işlerdeki iş sözleşmeleri
      • Belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi
      • Belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi ayırımın sınırları
      • Kısmî süreli ve tam süreli iş sözleşmesi
      • Çağrı üzerine çalışma ve uzaktan çalışma
      • Deneme süreli iş sözleşmesi
      • Takım sözleşmesi ile oluşturulan iş sözleşmeleri
      • Süreli fesih
      • Feshin geçerli sebebe dayandırılması
      • Sözleşmenin feshinde usul
      • Fesih bildirimine itiraz ve usulü
      • Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları
      • Çalışma koşullarında değişiklik ve iş sözleşmesinin feshi
      • Yeni işverenin sorumluluğu
      • İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı
      • İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı
      • Derhal fesih hakkını kullanma süresi
      • Yeni iş arama izni
      • Çalışma belgesi
      • Toplu işçi çıkarma
      • Engelli ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu
      • Askerlik ve kanundan doğan çalışma
  • ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
    • Ücret
      • Ücret ve ücretin ödenmesi
      • İşverenin ödeme aczine düşmesi
      • Ücretin gününde ödenmemesi
      • Ücretin saklı kısmı
      • Kamu makamlarının ve asıl işverenlerin hakedişlerinden ücreti kesme yükümlülüğü
      • Ücret hesaplama pusulası
      • Ücret kesme cezası
      • Asgari ücret
      • Yarım ücret
      • Fazla çalışma ücreti
      • Zorunlu nedenlerle fazla çalışma
      • Olağanüstü hallerde fazla çalışma
      • Saklı haklar
      • Hafta tatili ücreti
      • Genel tatil ücreti
      • Geçici iş göremezlik
      • Ücret şekillerine göre tatil ücreti
      • Tatil ücretine girmeyen kısımlar
      • Yüzdelerin ödenmesi
      • Yüzdelerin belgelenmesi
      • Yıllık ücretli izin hakkı ve izin süreleri
      • Yıllık ücretli izne hak kazanma ve izin kullanma dönemi
      • Yıllık izin bakımından çalışılmış gibi sayılan haller
      • Yıllık ücretli iznin uygulanması
      • Yıllık izin ücreti
      • İzinde çalışma yasağı
      • Sözleşmenin sona ermesinde izin ücreti
      • İzinlere ilişkin düzenlemeler
      • Sigorta primleri
      • Ücretten indirim yapılamayacak haller
  • DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
    • İşin Düzenlenmesi
    • Çalışma süresi
    • Telafi Çalışması
    • Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği
    • Çalışma Süresinden Sayılan Haller
    • Günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri
    • Ara dinlenmesi
    • Gece süresi ve gece çalışmaları
    • Hazırlama, tamamlama ve temizleme işleri
    • Çalıştırma yaşı ve çocukları çalıştırma yasağı
    • Yer ve su altında çalıştırma yasağı
    • Gece çalıştırma yasağı
    • Analık halinde çalışma ve süt izni
    • İşçi özlük dosyası
    • Yönetmelikler
  • BEŞİNCİ BÖLÜM
    • İş Sağlığı ve Güvenliği
  • ALTINCI BÖLÜM
    • İş ve İşçi Bulma
      • İş ve işçi bulmaya aracılık
  • YEDİNCİ BÖLÜM
    • Çalışma Hayatının Denetimi ve Teftişi
      • Devletin yetkisi
      • Yetkili makam ve memurlar
      • Yetkili memurların ödevi
      • Muafiyet
      • Diğer merciler tarafından yapılan teftişler
      • İşçi ve işverenin sorumluluğu
      • Zabıtanın yardımı
  • SEKİZİNCİ BÖLÜM
    • İdari Ceza Hükümleri
      • İşyerini bildirme yükümlülüğüne aykırılık
      • Genel hükümlere aykırılık
      • Toplu işçi çıkarma ile ilgili hükümlere aykırılık
      • Engelli ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğuna aykırılık
      • Ücret ile ilgili hükümlere aykırılık
      • Yıllık ücretli izin hükümlerine aykırılık
      • İşin düzünlenmesine ilişkin hükümlere aykırılık
      • İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlere aykırılık
      • İş ve işçi bulma hükümlerine aykırılık
      • İş hayatının denetim ve teftişi ile ilgili hükümlere aykırılık
      • İdari para cezalarının uygulanmasına ilişkin hususlar
  • DOKUZUNCU BÖLÜM
    • Çeşitli, Geçici ve Son Hükümler
      • Yazılı bildirim
      • Konut kapıcılarının özel çalışma koşulları
      • Sanayi, ticaret, tarım ve orman işleri
      • Bazı kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların kıdem tazminatı
      • Bazı işlerde çalışanların ücretlerinin güvencesi
      • Üçlü danışma kurulu
      • Kantin açılması
      • Yönetmelikler
      • Yürürlükten kaldırılan hükümler
      • Korumalı işyerlerinde çalışan engellerin ücretleri
      • Mazeret izni
      • Zamanaşımı süresi
      • Yürürlük
      • Yürütme
1.5.4857

Yazar Mumcuoğlu: İnsanların En Büyük Korkusu Yalnızlaşmak

Türkiye Hukuk Öğrencileri Birliği’nin “Hukukta İkna” konusunun ele alındığı çevrim içi yayınına katılan İletişim ve İkna Uzmanı Yazar Önder Mumcuoğlu ikna yolları hakkında önemli ipuçları paylaştı.

Önemli ve Değerli Hissedilmek En Büyük Arzular

İletişim kurulan kişiye kendisini değerli hissettirilmesi gerektiğini belirten Önder Mumcuoğlu, bunun temelinde özgüven yattığını ifade etti. Mumcuoğlu “Doğduğumuz andan itibaren ilk olarak anne ve babamızla olmak üzere sürekli bir iletişim halindeyiz. Eşimiz, çocuğumuz, arkadaşlarımız ya da restorandaki herhangi bir garson iletişim kurduğumuz herkes bizim ikna edebileceğimiz, fikrimizi ona benimsetebileceğiniz bir potansiyel. Bizim hayatımızı yönlendiren şey arzular. Bu arzuların başında değerli ve önemli hissedilmek geliyor. Kendimiz nasıl ki değerli ve önemli hissedilmek istiyorsak iletişim kurduğumuz insanlarda da aynı şey geçerli. O kişileri değerli ve özel hissettirmek oldukça önemli.” dedi.

İlk Adımı Siz Atın

Yedi ikna ilkelerinden bahseden Mumcuoğlu, “Bunlar karşılıkta bulunmak, beğeni, bağlılık ve tutarlılık, toplumsal kanıt, azlık, otorite ve birlik bilincidir. Bunlardan ilki karşılıkta bulunmak yani borçlanmaktır. Siz birine bir şey yaptırmak istiyorsanız ilk adımı sizin atmanız gerekir. Karşınızdaki insanın size günaydın demesini istiyorsanız sizin günaydın demeniz gerekir.” şeklinde konuştu.

Ortak Noktalar Bularak İletişimi Hızlandırabilirsiniz

Diğer bir ilkenin beğeni olduğunu belirten Mumcuoğlu iletişim kurulan kişiyle ortak yanların bulunması halinde iletişimde samimiyetin artacağının altını çizdi. Mumcuoğlu “Aynı şehirde doğmak, aynı takımı tutmak, aynı hobiler, okul, araba gibi ortak noktalarınızı bulabiliyorsanız o zaman iletişimde bunları ortaya çıkararak çok hızlı bir biçimde ilerleme şansına sahipsiniz.” diyerek ortak noktaların önemine vurgu yaptı.

Bilinçaltı Bağlı Kalarak Çalışır

“Biz daha önceden verdiğimiz sözlere, yazılı ve sözlü onaylara bağlı kalmayı her zaman için adet edinmişizdir.” diyen Önder Mumcuoğlu, bağlılık ve tutarlılık ilkesini açıkladı: Bunu en iyi bankacılık sektörü kullanır. Banka kartınızı bankamatiğe soktuktan sonra şifrenizi girersiniz. Diyelim ki para çekeceksiniz. Para çekme butonları hep sağ taraftadır. Çekeceğiniz miktarı onaylarsınız. Bankamatik paranızı çektikten sonra fiş isteyip istemediğinizi sorar. “Evet” seçeneği sağda olması gerekirken bu kez sol tarafta olur. Sağ tarafta “hayır” kalır. Çünkü biz iki ya da üç kere aynı tuşa bastığımız için dördüncüde de aynı yere basmayı ilke ediniriz. Alışkanlıklar ve bilinçaltı böyle çalışır.

Karşı Tarafa Kendinizi Değerli ve Meşgul Hissettirin

“Bir ürünü stoklarla sınırlarsanız, talep ne kadar az, arz ne kadar fazla olursa ürün o kadar değerli olur.” diyen Mumcuoğlu azlık ilkesini avukatlık mesleğinden bir örnek vererek açıkladı. Mumcuoğlu “Bizler o kadar duygusal kararlar veriyoruz ki duygusal kararları verirken istediğimiz şeyin az olması bizim ona karar verip hemen satın almamız için işleyen süreçler. Otel rezervasyonlarında son iki oda, uçak biletlerinde son iki koltuk gibi satışlar en hızlı yapılan satışlar oluyor. Diyelim ki sizi bir müvekkil arayacak, ilk aradığında hemen açmayın. ‘Şu an mahkemedeyim, duruşmadayım, müsait değilim. Beni 17.00’de arar mısın?’ dediğiniz zaman karşı taraf sizin zamanınızın az olduğunu, sizin değerli ve meşgul bir insan olduğunuzu anlayacaktır.” dedi. 

Deneyim Sahibi İnsanların Düşünceleri Bizler için Önemli

Toplumsal kanıt ilkesini bir örnekle açıklayan Mumcuoğlu, “Ailenizle birlikte bir otele gidecek olsanız daha önceden gitmek istediğiniz otele giden ailelerin yorumlarına bakarsınız. Bir karar verirken bizimle daha önceden aynı davranışı, aynı kararı vermiş insanların o hizmet ya da ürünle ilgili yorumları bizim için en değerli. Bu da bizim toplumsal kanıt ilkesine olan bakış açımız.” ifadelerini kullandı.

Tırnak İçerisinde Verilenler Daha Akılda Kalıcı 

Zihnin tırnak içerisinde verilen bir cümle ya da kelimeye daha iyi odaklandığını belirten Önder Mumcuoğlu, otorite ilkesinin önemine vurgu yaptı. Mumcuoğlu “Bilinçaltımız bizim tırnak içinde verilen bir şeyi uzman ya da otorite görüşü olarak alır. Herhangi bir yazışmada tırnak içerisinde bir şey paylaşırsanız karşı taraf, onu okuyan yüzde 29 oranında oraya daha fazla odaklanır. İkna ve iletişimde karşınızdaki insanı doğru yere odaklamak için tırnak işareti kullanmanız gerekir.” 

Ölümden Değil Yalnızlıktan Korkarız

Birlik bilincinin doğumdan itibaren başladığını belirten Mumcuoğlu, insanların en büyük korkusunun yalnız kalmak olduğunu belirtti. Mumcuoğlu “Doğduğumuz andan itibaren sosyal bir varlığız. Bir toplum, dernek, aile, takım içerisinde olmayı çok istiyoruz. Bir derneğe üye olduğunuzda kendinizi oraya ait ve güvende hissetmek önemli. Cezaevine giren birinin alabileceği en büyük ceza idam değil, tecrit, yani yalnız kalmaktır. Şu an insanların koronadan korkmasının en büyük nedeni ölüm değil, yalnızlaşmaktır. Çünkü siz korona olduğunuzda sizi toplumdan itelemeleri en büyük korkudur.” değerlendirmesinde bulundu.

Kabulünün 97. Yılında 1924 Anayasası

Arş. Gör. Ömer Temel

Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı

20 Nisan 2021 tarihi itibarıyla 1924 Anayasasının, gerçek adıyla Teşkîlât-ı Esâsîye Kanunu’nun, kabulünün 97.yılını geride bırakıyoruz. Cumhuriyetin ilanından sonra hazırlanan ilk anayasa olma özelliğini taşıyan 1924 Teşkîlât-ı Esâsîye Kanunu (Yazının buradan sonrasında 1924 Anayasası olarak anılacak), getirmiş olduğu pek çok yenilikle Cumhuriyetin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. 

Anayasacılık tarihimizi Osmanlı-Türk Anayasaları olarak ele aldığımızda ilk anayasa olarak 1876 Kanun-ı Esasi’nin kabul edildiğini görürüz. Dönemin koşulları ve Sultan II. Abdülhamit’in anayasanın ilanından 2 sene sonra Meclis-i Mebusan’ı süresiz tatil etmesi nedeniyle anayasal ortam tam olarak hâkim olamamıştır. 1908’e kadar oldukça uzun bir süre bir anayasanın var olduğu çoğu kimsenin aklına dahi gelmemiştir. 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanı sonrası yapılan Meclisi Mebusan seçimleri ve akabinde gerçekleştirilen 1909 Anayasa değişiklikleri ile Padişahın mutlak yetkilerinde sınırlamalar yapılmıştır. Meclisin etkisi daha ön plana çıkartılmıştır. Ancak yine dönemin siyasi koşulları, bağımsızlık kazanmak isteyen bölgelerin Osmanlı Devleti’ne karşı başlattığı mücadeleler ve akabinde başlayan 1. Dünya Savaşı süreci bu anayasal reformların tam olarak uygulanmasında zorluklar olarak karşımıza çıkmıştır. Kurtuluş Savaşında Anadolu’nun örgütlenmesi için İstanbul yönetiminin elverişsiz koşulları nedeniyle Ankara’da Meclis kurulması planlanmıştır. Kurulacak olan Meclis, alacağı kararların hukuki olarak meşruiyetini sağlamak adına yeni bir anayasal metne ihtiyaç duymuştur. Savaş koşulları köklü bir reform yapma olanağına izin vermediği için, geçici, adeta günü kurtarmak adına, 23 maddeden oluşan 1921 Teşkilatı Esasiye (Anayasası) yürürlüğe konmuştur. Bu yeni anayasal dönemin en önemli özelliklerinden birisi, kendisinden önceki anayasayı bütünüyle ortadan kaldırmamış olmasıdır. 1876 Kanun-i Esasi’nin halen daha yürürlükte olmasıdır. 1876 Kanun-ı Esasi’nin, 1921 Anayasası ile değiştirilmeyen maddeleri yürürlükte kalmaya devam etmiştir. Ta ki 1924 Anayasası ilan edilene kadar. 

1921 Anayasası her ne kadar bir geçiş dönemi anayasası olsa da Cumhuriyet’in kabulü gibi oldukça önemli bir gelişmeye de tanıklık etmiştir. 23 Nisan 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet ile artık anayasacılık anlamında 1876’nın tamamen sona erip yeni bir anayasanın hazırlanmasının vakti gelmiştir.  Mustafa Kemal için her ne kadar 1876 Kanun-i Esasi ilk zamanlarda 1921 ile birlikte düşünüldüğünde yeterli gözüktüyse de gerek saltanatın kaldırılması gerekse de cumhuriyetin ilanı bir anda yeni bir anayasanın gerekli olduğunu ortaya koymuştur. 

1924 Anayasasının yapımında demokratik anayasa yapım usullerinden biri olan kurucu meclis usulü benimsenmemiştir. İkinci Meclis olarak bilinen Büyük Millet Meclisi içerisinden, Yunus Nadi başkanlığında bir komisyon kurulmuş ve bu komisyon anaysa metnini hazırlamıştır. Komisyon üyeleri sadece anayasa hazırlamak amacıyla görevlendirilmedikleri için anayasa hazırlığı bitince de Mecliste görevlerine devam etmişlerdir. Meclis yeni anayasa hazırlıkları devam ederken almış olduğu bir kararla yeni anayasanın kabul edilmesi için meclis üye tamsayısının üçte ikisinin evet demesini şart koşmuştur. Bu bir anlamda yeni anayasanın “toplumsal mutabakat” sonucu kabulünün sağlanması adına önemlidir. Yeni rejimin inşasında önemli bir mihenk taşı olacak olan bu anayasanın, toplumun geniş kesimini temsil eden parlamenterlerin onayı ile kabul edilmesi, aynı zamanda anayasanın diğer kanunlardan üstün bir yerde konumlanacağını da göstermektedir. Bir nevi anayasanın üstünlüğü prensibinin de ilk görünüm hali denilebilir.

Osmanlı’nın son döneminde uygulanmaya çalışılan Meşruti Monarşi hükümet sistemi, 1921 Anayasası ile Meclis hükümetine dönüşmüştür. 1924 Anayasası ise Meclis hükümeti ile parlamenter sistem arasında bir hükümet modeli tercih etmiştir. Anayasa hukuku öğretisinde “karma sistem” olarak adlandırılan bu yeni hükümet siteminin esası, “kuvvetler birliği ve görevler ayrılığı” ilkesine tabidir. Devletin kuvvetleri (erkleri) olarak sayılan yasama ve yürütmenin Meclis bünyesinde birleştiğini kabul etsek de yasamanın görevi ayrı, yürütmenin görevi ayrı düzenlenmiştir. Yürütme bu görevini yerine getirirken mutlaka Cumhurbaşkanına ve Bakanlar kuruluna ihtiyaç duyacaktır. Cumhurbaşkanı kavramı da kendinden önceki anayasalarda olmayan bir yeniliktir. 1921 Anayasanda hükümet sistemi Meclis hükümeti olduğu için devlet başkanı konumunda Meclis Başkanı vardı. 1924 Anayasası devlet başkanı ile meclis başkanını ayırmıştır. Bu aynı zamanda yürütmenin de başı olacak yeni bir anayasal makam kurulduğunu göstermektedir. 

1924 Anayasası getirmiş olduğu yeniliklerle adeta Cumhuriyetin kurucu metni haline gelmiştir. İlk halinde devletin resmi dini İslam ibaresi metinde yer almasına rağmen 1928 yılında bu ibare anayasadan çıkartılmıştır. Akabinde 1937 yılında “Laiklik” ilkesi anayasal bir ilke olarak metne dahil olmuştur. 1937 yılında sadece laiklik değil aynı zamanda Anayasanın 2.maddesine devletin temel nitelikleri olarak Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik ve İnkılapçılık ilave edilmiştir. Bir nevi inkılabın yapılırken temellendirildiği bütün ilkeler anayasal statüye kavuşmuştur. 

Kadınlara seçme ve seçme hakkı ilk kez 1924 Anayasası döneminde verilmiştir. 1930 yılında gerçekleştirilen mahalli seçimlerde ilk defa kadınlar seçilme hakkını elde etmiştir. 1934 yılında yapılan anayasa değişikliği ile kadınların seçme ve seçilme hakkı bu sefer anayasal güvence altına alınmıştır. 

1924 Anayasası yenilikçi tutumunu temel haklar ve hürriyetler bahsinde çok fazla gösterememiştir. Bu hiç düzenlememiştir anlamına gelmemelidir. Milletin egemenliği prensibinin hâkim olduğu bu yeni anayasa düzeninde yine milletin en büyük temsilcisi olarak Millet Meclisi görülmüştür. Milletin temsilcilerinin Mecliste çıkaracakları yasalar ile milleti ilgilendiren hakları en geniş manada koruyacakları kabulü anayasada bu konunun üzerinde ehemmiyet verilmesine mâni olmuştur. Toplumsal haklar metnin ilk halinde neredeyse hiç yoktur. 

Çok partili hayata geçiş olan 1946 yılına kadar 1924 Anayasası Tek Parti dönemi olarak devam edegelmiştir. Çok partili hayatla Demokrat Partinin seçim kazandığı 1950 yılına kadar da bu süreyi uzatabiliriz. 1924 Anayasası yürürlükte kaldığı sürenin uzun bir kısmını tek parti egemenliği ve ideolojisi ile tamamladığı için demokrasi anlayışı çoğulculuktan ziyade çoğunlukçu anlayışa yakındır. Muhalefetin bu anlamda çok önemsendiği bir dönem söz konusu değildir. Rousseau’nun Genel İrade anlayışında geçen “Çoğunluğun çıkarlarıyla toplumun genel çıkarları hiçbir zaman çatışmaz” öğretisi uyarınca bu dönemin yönetimi şekillenmiştir.

Milli egemenlik ilkesi bu dönem için en önemli kurucu ilke olarak kabul edilmiştir. Bu ilkenin vücut bulmuş hali olarak ise Büyük Millet Meclisi görülmektedir. Öyle ki Meclisin yapacağı her kanun hukuka uygun olacağı anlayışından ayrıca bir anayasa yargısı bu dönem için düşünülmemiştir. Yasama yorumu olarak adlandırılan bir denetim mekanizması ile bu görev yine dolaylı olarak Meclisin kendisine verilmiştir.  

Altı bölümdeki 105 maddeden oluşan 1924 Anayasası, yürürlükte kaldığı süre boyunca beş temel değişiklik yaşamıştır. Ancak bu beş temel değişiklik yanında iki değişiklik daha vardır. Son iki değişiklik 1945 ve 1952 yıllarında yapılan anayasanın dili ile ilgili değişikliklerdir. 1945 yılında yapılan değişiklik ile 1924 Anayasasının dilinde sadeleştirme yapmak istenmiş ve aynı metnin daha öz Türkçe kelimeler ile tekrar yazılarak yürürlüğe girmesi sağlanmıştır. 1952 Yılında tekrar eski haline (1945 öncesi) dönene kadar yaklaşık 7 yıl yürürlükte dili sadeleştirilmiş metin kalmıştır. Kimi yazarlarca 1945 Anayasası olarak adlandırılan bu dönem içerik olarak 1924’de yer alan kavramların eş anlamlılarının seçilmesiyle tekrar yazılan bir metindir. Yeni bir anayasa olarak kabulü zordur. Kaldı ki 1945 Anayasa değişikliğinin 104. Maddesi, “20 Nisan 1340 tarih ve 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu yerine mana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş olan bu kanun yürürlüğe konmuştur” ifade ederek yeni bir anayasa olmadığını açıkça belirtmiştir. İçerik olarak değil sadece şekli bir değişiklik olarak ifade etmek mümkündür. 

Demokrat Parti iktidarının 1960 darbesi ile devrilmesinin ardından başa gelen darbeci yönetim 1924 Anayasasının yetersi kaldığı iddiasıyla yeni bir anayasa hazırlığına başlamış 1961 yılında yeni anayasa yürürlüğe girmiştir. 1924 yılından 1960 yılına kadar oldukça uzun bir süre yürürlükte kalan 1924 Teşkilatı Esasiye, yeni cumhuriyetin kuruluşunda oldukça önemli değişikliklerin merkezinde yer alan çok önemli bir siyasi ve hukuki belge olarak tarihte yerini almıştır. 

Yazıda Yararlanılan Kaynaklar ve Konuya Dair Detaylı Okuma için:

  • Abdurrahman Eren, Anayasa Hukuku Dersleri, Seçkin Yayınları. (2020)
  • Cem Eroğul, Anatüzeye Giriş, İmaj Yayıncılık. (2005)
  • Ergun Özbudun, 1924 Anayasası, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. (2012)
  • Hasan Tahsin Fendoğlu, Türk Anayasa Hukuku Tarihi, Yetkin Yayınevi. (2021)
  • Hüseyin Tolga Coşkuner, Türkiye’de Modernleşme Atılımları ve 1924 Anayasası, Aristo Hukuk Yayınevi. (2020)
  • Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin Kitabevi. (2020)
  • Yavuz Atar, Türk Anayasa Hukuku, Seçkin Yayınları. (2020)

Köşe yazarları tarafından burada paylaşılan görüşler, turkiyehukuk.org’a değil, yazara aittir.

Hukuk Gündemi 2021/15

Geride kalan 12-18 Nisan 2021 haftasında internet medyası ve sosyal ağların gündeminde öne çıkan gelişmeleri özetlemeye çalıştık.

#12Nisan Pazartesi

“Montrö Bildirisi”yle ilgili hazırlanan soruşturması kapsamında gözaltına alınan 10 emekli amiral ve ifadeye çağrılan 4 emekli amiral adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 

#13Nisan Salı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2016 yılındaki darbe girişimi sonrası tutuklanan gazeteci-yazar Ahmet Altan’ın yaptığı başvuruyu karar bağladı. AİHM, Altan’ın özgürlük, güvenlik hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vererek Türkiye’nin kendisine 16 bin euro manevi tazminat ödemesine hükmetti.

“Blockchain Teknolojisi ve Kripto Para Hukuku” konulu çevrim içi yayına katılan Av. Oğuz Evren Kılıç: Kripto para yatırımcılarının çoğu akıllı sözleşmeyi bilmiyor. Çok yakın zamanda hayatımızı değiştirecek ve dönüştürecek bir teknoloji. Akıllı sözleşme bir malı tarladan alıp teslim edip ödemenizi de tahsil edebiliyor. Bu otomasyonu sağlıyor. Böylelikle bütün aracılar ortadan kalkıyor.

#14Nisan Çarşamba

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), Cumhurbaşkanlığının 13.04.2021 tarihli ve 2021/8 sayılı “COVID-19 Kapsamında Kamu Çalışanlarına Yönelik Tedbirler” konulu genelgesiyle kapsamında “…kamu hizmetlerini aksatmama şartıyla; çalışma biçimine bakılmaksızın kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlara uzaktan çalışma, dönüşümlü çalışma gibi esnek çalışma yöntemlerinin uygulanabileceği öngörülmüş olup ayrıca idari izin kapsamı belirlenmiş ve çalışma saatleri yeniden düzenlenmiştir.” duyurusunda bulundu.

6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasa’yla ilgili söyleşi yaptığımız Avukat Aysu Melis Bağlan: Sanki bu yasa birazda taraftarı suçlar nitelikte. Taraftarla olmasa bütün dünya güllük gülistanlık olacak. Hiçbir sorun kalmayacak. Bu yasa okunduğunda tek sorun taraftar gibi düşünüyor. 

#15Nisan Perşembe

Mersin Barosu, avukatların, stajyer avukatların ve baro çalışanlarının Adalet Bakanlığı personeli ile eş zamanlı aşılanmasının sağlanması için imza kampanyası başlattı.

Av. Arb. Hülya Sapmaz, katıldığı “Ticari Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk” konulu çevrim içi yayında “Problemlerini ya da ticari uyuşmazlıklarını çabuklukla halledebilmek istiyorlar. Bir de onlar için sürdürülebilirlik önemli. Kazancın, ticari ilişkinin, kârın sürdürülebilirliği önemli. Bunu sağlayan uyuşmazlık çözüm yöntemi ilkeli müzakere yöntemidir.” ifadelerini kullandı.

#16Nisan Cuma

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a yönelik açıklamaları sebebiyle Ankara Barosu yöneticileri hakkında Adalet Bakanlığı tarafından soruşturma izni verdi.

Türkiye Barolar Birliği, İçişleri Bakanlığı’na yazı yazarak İki Haftalık Kısmi Kapanma Genelgesinde Yer Alan Avukatların Muafiyetiyle ilgili yedi maddelik talepte bulundu.

Demokratik Hukuk Devletini Yeniden Düşünmek Sempozyumu 4

Demokratik Hukuk Devletini Yeniden Düşünmek Sempozyumu 4, 14 – 15 Temmuz 2020 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonunda düzenlenen etkinliğin konuşma metinleri ve tebliğlerinden oluşmaktadır.

340 sayfadan oluşan kitapta yer alan konuşma metinleri ve konu başlıkları şu şekilde:

  • Av. Ahmet Akcan – Türkiye Hukuk Platformu Genel Sekreteri
  • Av. Necati Ceylan – UHUB Genel Sekreteri
  • Prof. Dr. Mahmut Ak – İstanbul Üniversitesi Rektörü
  • Dr. Ali Huseynli – Azerbaycan Milli Meclis Başkan Yardımcısı
  • Süleyman Soylu – T.C. İçişleri Bakanı
  • DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ
    • DİJİTAL ÇAĞDA DEMOKRASİNİN VE SİYASAL KATILIMIN YENİ YÜZLERİ – Prof. Dr. Hamit Emrah Beriş
    • DEMOKRASILERDE ÖZGÜRLÜK-GÜVENLIK DENGESI – Prof. Dr. Kudret Külbül
    • YARGI KARARLARINDA DEMOKRATİK TOPLUM DÜZENİ – Dr. Levent Korkut
    • TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN SERÜVENİ – Prof. Dr. Tanel Demirel
  • SİYASİ KÜLTÜR DEMOKRASİ İLİŞKİSİ: ANTİ DEMOKRATİK YÖNTEMLERİ DIŞLAMAK
    • MUHALEFET VE DİYALOG KÜLTÜRÜ – Prof. Dr. Birol Akgün
    • MEDYA, SOSYAL MEDYANIN DEMOKRASİ BAĞLAMINDA İMKANLARI VE SORUNLARI – Yusuf Özhan
    • SİVİL TOPLUM-DEMOKRASİ İLİŞKİSİ – Prof. Dr. Ömer Çaha
    • BASKI GRUPLARININ TEMSİLİ DEMOKRASİYLE İLİŞKİSİ – Prof. Dr. Yusuf Şahin
  • DEMOKRASİ MÜCADELESİ OLARAK DARBE YARGILAMALARI
    • DARBELERLE HESAPLAŞMA: YARGI DIŞINDAKI AKTÖRLER NELER YAPABILIR? – Dr. Murat Yılmaz
    • KÜRESEL GÜÇLERİN YENİ OYUNCAĞI: F E T Ö – Av. Reşat Petek
    • 15 TEMMUZ ANKARA DARBE YARGILAMALARI – Av. Muhammet Aydın
    • KURUCU İRADE – Av. Yasin Şamlı
    • 15 TEMMUZ DARBE YARGILAMALARI – Av. Mehmet Alagöz
  • 1. YILIN SONUNDA YARGI REFORMUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ
    • YARGI REFORMU SÜRECI – Zekeriya Birkan
    • YARGI REFORMUNUN GETİRDİKLERİ – Prof. Dr. Ahmet Gökcen
    • AKADEMIK PERSPEKTIFTEN YENI YARGI REFORMU – Prof. Dr. Talat Canbolat
    • ADALETİN TECELLİSİ – Av. Hüseyin Kaya
  • ULUSLARARASI DÜZEN VE HUKUK
    • ULUSLARARASI YÖNETİŞİM SİSTEMİ VE GELECEĞİ – Doç. Dr. Murat Yeşiltaş
    • KÜRESEL KRİZLERE MÜDAHALE VE KRİZLERİN YÖNETİMİ – Prof. Dr. Berdal Aral
    • ULUSLARARASI KRİZLER KARŞISINDA DEVLETLERİN ETKİSİ VE KAPASİTESİ – Prof. Dr. Çağrı Erhan
    • BÖLGESEL REJİMLERİN GELECEĞİ – Dr. İlyas Fırat Cengiz
  • 2. YILINDA CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ
    • CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİNİN İKİ YILLI – Prof. Dr. Yavuz Atar
    • CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMELERİ – Av. Mehmet Uçum
    • CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMELERİNİN YARGISAL DENETİMİ – Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez
    • CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİNDE DENGE DENETİM MEKANİZMALARI – Prof. Dr. Haluk Alkan
    • PARLAMENTER SISTEMDEN CUMHURBAŞKANLIĞINA GEÇIŞ SÜRECI – Prof. Dr. Burhan Kuzu
4.-DARBE-03-KASIM-BASKI-TH

Genç Avukatlar Sorunlarını Konuştu

Avukat Hakları Grubu’nun çevrim içi yayınında mesleğe yeni başlayan genç avukatlar konuştu. Av. Gülay Koçak ve Av. Beşir Ekinci mesleğe adım attıklarında yaşadıkları sorunlar ve karşılaştıkları zorluklar hakkında deneyimlerini aktardılar.

Özgüveni Eksik Avukatlar Olarak Mesleğe Başlıyoruz

Stajını tamamladıktan sonra serbest olarak avukatlık yapmaya başladığını belirten Av. Beşir Ekinci, avukatlık ruhsatı aldıktan sonra boşluğa düştüğünü ifade etti. “Elimizde avukat olduğumuza dair kimlik haricinde ne var? Ben baro binasından dışarı çıktıktan sonra avukat olduğumu özgüvenle söyleyebilecek miyim? Bana bu özgüveni veren bir kurum var mı? Bu eksiklikle mesleğe başlıyoruz.” dedi.

Yetersiz Şartları Mecburen Kabul Edenler Var

Ekinci, ruhsat aldıktan sonra hukuk bürolarında çalışmak için araştırmalar yaptığını fakat pek çok hukuk bürosunun önerdiği ekonomik ve sosyal şartların yetersiz olduğunun altını çizdi. Ekinci “ Bir avukata teklif edilen miktar 3 bin ila 3 bin 500 lira civarında. İstanbul Üniversitesi Hukuk mezunu arkadaşlarla konuştuğumuzda ‘Biz de kendi ofisimizi açalım’ diyorlar. Çünkü bir ay boyunca 3 bin 500 lira kazanmak için uğraşıyorlar. Bunun dışında uğradıkları mobbing, mesai saatleri, sağlık güvenceleri ya da kendi ofisini açtığında ‘Nereden başlayacağım?’ endişeleri var. Bunların hepsini bir kenara bıraktığımızda ellerinde kalan tek şey 3 bin 500 lira. Maalesef bunu kabul eden meslektaşlarımız var. Onlarda mecbur kalıyorlar.” ifadelerini kullandı. 

Genç Meslektaşlarımız Şartları Kabulleniyor

Stajyer avukatlara tecrübesiz oldukları için mesleki olarak çok fazla sorumluluk yüklenmediğini hatırlatan Av. Gülay Koçak “Stajyerlere ‘Henüz bilmediğiniz için o işi tehlikeye atabilirsin.’ diyorlar. Tüm mesele orada başlıyor. Çok fazla iş yapmıyor. Çok fazla para da almamalı. Bakış açısı bu. Zorunlu 1 yıllık staj döneminin hiçbir faydası yok. Staj sürecimde üç farklı avukatlık bürosunda çalıştım. Değişen hiçbir şey yok. Arkamızda duran bizi koruyan, kollayan bir kanun düzenlemesi yok. Herkes sizinle aynı şartlarda bu işi yaptığı için kabullenmişlik var.” değerlendirmesinde bulundu. 

Koçak, mesleğe yeni başlayan avukatların çok fazla seçeneklerinin olmadığını, maaş ve sosyal haklar bakımından pek çok hukuk bürosunun benzer şartlar önerdiğini ifade etti. “Bu noktada çok fazla seçeneğiniz yok” diyen Koçak, hukuk bürolarının belirttikleri şartları kısmen sağladıklarını ya da hiç sağlamadıklarını söyledi. 

Bekleme Süresi Zorlu Bir Mücadele Süreci

CMK eğitimlerine yapılan başvurunun ardından iki aylık bir bekleme süresinin olduğunu söyleyen Beşir Ekinci, bu süre zarfında hiçbir şey yapamadıklarını söyledi. Ekinci “Müvekkil çevreniz yoksa olduğunuz yerde kalıyorsunuz. Mesleki gelişim videoları izliyorsunuz. Bazen canınız sıkılıyor ve adliyeye gidiyorsunuz. Tüm bunların yanında CMK’yı açınca bir haftalık eğitimin ardından programdan görevlendirmeler gelmeye başlıyor. Her ne kadar cübbeyi giydikten itibaren avukat olsakta avukatlığın asıl temel taşı olan mücadelecilik kavramını yaşamaya başlıyoruz.” yorumunu yaptı. 

CMK Eğitimi Zorunlu Stajda Yapılabilir

CMK eğitiminin zorunlu staj döneminde verilebileceğini belirten Gülay Koçak, başvuru sonrası iki aylık bekleme sürecinin de ortadan kalkabileceğini ifade etti. Koçak “Önümüzde koskoca bir yıllık staj dönemi var. Zaten eğitimde öğreneceğimiz bilgileri hayat boyu kullanacağız. Bu eğitimin staj esnasında verilmesi ve ruhsatı alır almaz mesleğe başlamak gibi bir seçenek varken neden iki aylık bekliyoruz? Çalışacak bir iş bulamazsak iki ay gerçekten hiçbir şey yapamıyoruz.” diyerek genç avukatların mesleğe adım attıkları süreçte bu eğitimle ilgili yaşadıkları probleme değindi.

Stj. Av. Yıldırım: Çoğumuz Staj Bittiğinde Avukat Olduğumuzu Hissedemiyoruz

Haber: Taha Ahmet Özel

Stajyer Hakları Farkındalık Yılı kapsamında Avukatlar Sendikası Stajyer Avukatlar Komisyonu üyesi Stj. Av. Emine Yıldırım’la bir söyleşi gerçekleştirdik.

Yıldırım, Av-Sen Stajyer Avukatlar Sendikası Komisyonu’nun hazırladığı 2021 Yılı Stajyer Avukatlık Değerlendirme Raporu’na göre stajyer avukatların en önemli sorununun maddiyat olduğunu, diğer sorunların ana kaynağının da buna dayandığını ifade etti.

Beklentilerimiz Hakça Ücret, Meslek İlkelerine Uygun Yetiştirilmek ve Saygınlık 

Esas aldığımız Türkiye Barolar Birliği Staj Yönetmeliği’nin 17. maddesi var. ‘Avukat stajyerinin hukukun üstünlüğü ilkesine, meslek ilke ve kurallarına bağlı, hukuk bilgilerini somut olarak uygulayabilecek nitelikte, bağımsız ve özgür bir avukat olarak yetiştirmekle yükümlüdür.’ denilmekte. Bizler yönetmelikte de belirtildiği gibi tüm süreç boyunca bu ilkelere uygun olarak yetiştirilme ihtiyacından bahsediyoruz. Bu madde avukata yöneltilmiş olmasına rağmen aynı zamanda adliye stajı sırasında muhatap olduğumuz hâkim ve savcılar, adliye personeli, baroların ve bu alandaki tüm kişi ve kurumların da burada bir yükümlülüğü söz konusu. 

Hukukun üstünlüğü, meslek ilke ve kurallarına bağlı, yetiştirilmek ne demek? Hukuki bilgilerin somut olaylara aktarılması ne demek? En yakıcı kısmı da bu bence. Hukuk fakültesinden mezun oluyorsunuz. Stajınızı başlattığınızda uygulamada her şeyin çok farklı işlediğini görüyorsunuz. Ama avukatlık mesleğinin ne olduğuna dair sadece bir fikriniz var. Çok bir bilginiz yok. Bunu sağlayacak olan kişi ve kurumlar. Hem meslek etiğini hem mesleği öğrenmek ve fakültede öğrendiklerimizi uygulamaya dökmek. Bunların öğretilmesi temel beklentilerimiz. 

Diğer temel bekletilerimizden birisi de hakça ücret ve temel ihtiyaçların karşılanması. Diğeri de saygı görmek. Adliye personeli, hâkim, savcı ve yanında çalıştığımız avukatlar tarafından saygı görmek hem de emeğimize saygı gösterilmesini istiyoruz. 

Derslerin Verimliliğinden Önce Temel İhtiyaçlar Karşılanmalı

Stajyerken öğrenci değilsiniz. Bu yüzden öğrenci olmanın imkanlarından faydalanamıyorsunuz. Ailenize de bağlı değilsiniz. Aynı zamanda çalışan da değilsiniz. Sigortalı bir işte de çalışamıyorsunuz. Hatta yasak. Böyle bir durumda avukatınız çok insaflı davranıp size belirli bir ücret verecek ya da ücretsiz bir şekilde adliyeye gidip geleceksiniz. Ama hiçbir ücret almayacaksınız. Aslında sizden beklenen bu. Prosedür de bunu gösteriyor. 

Eğitimlerin verimliliğinin tartışılabilmesi için önce stajyerin temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Temel ihtiyaçlarımız karşılandığı müddetçe her şeye rahatça odaklanabiliriz. Ama ilk beklentimiz ücret olduğu zaman çoğu şey ikinci planda kalıyor ve biz staj yapacak yer ararken bunu gözetmek zorunda kalıyoruz. Halbuki eğitimimizi gözetebilsek belirli bir güvencemiz olsa ve asıl gözettiğimiz şey eğitim olsa tüm eğitimlerin verimli olacağını düşünüyorum. Baro eğitimlerinin pandemi nedeniyle online olması çok ciddi bir sıkıntıya yol açıyor. Genelde eğitimin verildiği saatlerde büroda oluyoruz ve online eğitime giriş yapıyoruz. Eğitime girdiğimiz sırada bir yandan ofiste olduğunuz için dilekçemizi yazmaya devam ediyoruz. Aslında gerçek bir eğitim olmuyor. Bu da çok ciddi bir sorun. Daha önce günün yarısında bürodan çıkıp eğitimin yapıldığı merkeze gidiliyordu. Artık böyle bir durum da yok. Bunların dışında baronun sertifika programları var. Ama hepsi kontenjanlı. Ücretli dil eğitimleri var. Bunlar konulurken stajyerin durumu, baroya kayıtlı kaç stajyer avukatın olduğu hiç gözetilmiyor. Mesela 50 kişi kontenjanlı bir eğitim açmanın hiçbir anlamı yok. Çünkü stajyer sayısı bunun çok çok üstünde. Stajyerlerin bu eğitimlere ulaşmasının önü açılabilir. Ama en başta stajyerlerin temel ihtiyaçları karşılanmalı. Sonrasında diğer konularda adım adım düzeltmeler yapılır.

Ücret Veren Bir Avukat Bulunca Her Şeye Katlanmak Zorunda Kalıyorsunuz

Bizim anketimizde şöyle bir soru vardı: Mobbinge uğradınız mı? Uğradıysanız buna karşı nasıl bir yol izlediniz? Dava açmaktan ziyade avukatınızla konuştunuz mu? Sorumuza verilen cevaplar dava açılmadığı ve yaşanan durumun avukatla konuşulmadığı şeklindeydi. Gelen cevaplar ‘İstifa etmedim.Orada çalışmaya devam ettim. Çünkü başka bir yerde de aynı şeyi yaşayacağımı düşündüm. Avukatımla konuşsam ya da bununla ilgili bir şey yapsam hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşündüm. Stajım bittiğinde bu mesleği yapmayacağım’ şeklindeydi. 

İstifa bile edebilecek motivasyon yok. Çünkü siz ezkaza ücret veren bir avukatın yanında iş bulduğunuzda mobbing yada herhangi bir olumsuzluğu kenara bırakıyorsunuz. Maalesef bazı şeylere katlanmak zorunda kalıyorsunuz. Bununla ilgili herhangi bir başvuruda bulunan karşı çıkan stajyerlerin sayısı çok az. Aynı zamanda dayanak noktası da çok önemli. Yanınızda bir kurum, kuruluş bulamazsanız kendinizi tek başına hissedersiniz ve bununla ilgili de bir adım atmazsanız. Aslında bizim temel amacımız bu konuda dayanak noktası olmak. Avukatlar Sendikası Stajyer Avukatlar Komisyonu da bu gibi olaylara karşı durmak ve mağdur kişilerin yanında olmak amacıyla kuruldu. 

Haklarımızı Birlik Olup Aramalıyız

Stajyer Avukatlar Komisyonu bu yılın ocak ayında kuruldu. Avukatlar Sendikası 2014 yılında kuruldu. Sendika kurulurken tüzüğünde stajyer avukatları da kapsıyordu. Ama komisyon haline gelmesi 2021 yılında gerçekleşti. Komisyon olarak ilk yaptığımız çalışma da bu anket çalışması oldu. Anket çalışmasını yapmamızın sebebi sorunlarımızı netleştirmek, belirlemekti. Sorunlarımızı netleştirdikten sonra nasıl hareket etmemiz gerektiğini ortaya koyacağız. Bu konuyla ilgili ilk akla gelen kurum barolar. Çünkü ilk akla gelen avukatların kayıtlı olduğu ve haklarını savunmakta olan bizim meslek örgütümüz. Daha öncede bu konularda temasa geçilmişti. 

Stj. Av. Emine Yıldırım, sorunların çözümü için birlik olunması gerektiğini belirtirken bireysel hak arama çabalarının sonuçsuz kalacağını ve sürecin uzayacağını ifade etti. Yıldırım Av-Sen Stajyer Avukatlar Komisyonu’nun kuruluş amaçlarından birinin de bir araya gelmek olduğunun altını çizdi ve ekledi: Bizler bir araya geldikten sonra taleplerimizi net bir şekilde ortaya koyarsak geri kalan kısım çok daha kolay olacaktır. Komisyonumuzun amacı bir araya gelmek, dirsek teması kurmak, stajyerlerin yalnız hissetmemesini sağlamak ve yaşadıkları sorunlara karşı bir dayanak noktası olmak.

Önemli Olan Stajların Süresi Değil Verimliliği

Bence bir şeyleri öğrenebilmek için bir yıl çok uzun bir süre. Hatta iki aya yakın bir süre de askı süreci var. O süreçte çalışmamamız gerekiyor ama maddi kaygılardan dolayı bir büroda stajyer olarak çalışmaya devam ediyoruz. İki aylık askı sürecini de dahil ettiğimiz 14 aylık staj süreci çok uzun. Belki de yeterli bir süre ama bu sürenin ne kadar verimli geçtiği önemli. Aynı zamanda 4 yıl hukuk fakültesi eğitimi var. Her ne kadar uygulama ve eğitim süreci birbirinden farklı olsa da 14 ayda kapatılamayacak bir açık değil. Kaldı ki yönetmelikte belirlenen çerçeve 6 ay adliye 6 ay bir avukatın yanında staj yapmak düşünüldüğü zaman çok iyi. Ama maalesef uygulamada böyle gerçekleşmiyor. Siz asliye ceza, ağır ceza mahkemelerine gitseniz kalemde dosya inceleseniz, dosya inceleseniz, hâkim sizinle ilgilense ve bunları yaparken bir kaygı gütmeseniz çok eğitici bir süreç söz konusu olur. 

Avukatın yanında ayak işi yapmak yerine yönetmelikte belirtildiği gibi dilekçe yazarak dosyaları takip ederek dosya inceleyerek geçirseniz çok eğitici bir süreç olur. Staj eğitim merkezinin verdiği dersler daha verimli geçse. Tüm bunlar tam anlamıyla yerine getirilse stajyerler için gayet yeterli bir süre olacağını düşünüyorum. Ama tüm süreç boyunca ilk stajyeri endişelendiren mesele maddi sıkıntılar. Maddi kaygıları bir şekilde düzelttiğimiz zaman belki baro eliyle belki Meclis’te çıkarılacak bir yasayla stajyer avukatları bir güvence sağladığımızda eğitim kısmı stajyer avukatlar adına çok daha rahat geçecektir. 

Bu anket sonuçlarından aldığımız bir çıktı. Ankete 200 kişi katıldı. 200 kişiden 190’ı açık uçlu soruları cevapladı. Cevapların çoğunda yazan ilk şey ücret beklentisi oldu. Sonrasında saygınlık ve meslek öğrenme motivasyonu geliyordu. 

Adliye Stajında Hâkim ve Savcıların da Sorumlulukları Var

Adliye stajı sürecinde bir avukatın yanında çalışmayı gerekli kılan şey en temelde ekonomik kaygı. Eğer stajyer avukatların maddi kaygıları bir şekilde çözülebilirse adliye stajını -Hâkim ve savcılara da bu konuda sorumluluklar düşüyor- amacına uygun olarak adliyede sadece imza atmaktan farklı olarak mahkemeye gidip izleyerek, dosya inceleyip bunların hakkında fikir yürütebilirlerse bu süreç gerçekten amacına uygun ve faydalı geçirilecektir. Adliye stajı, imza atmaktan başka bir şey olmadığı ve bu süreçte stajyerler herhangi bir ücret almadıkları için bir avukatın yanında çalışmayı tercih ediyorlar. 

Avukatların stajyerlere mesleği öğretme çabalarının neredeyse yarı yarıya olduğunu anket sonuçlarından görebiliyoruz. Sizce burada yanlış giden şey nedir? Avukatların stajyer avukat çalıştırma zorunluluğu var mı? 

Avukatların böyle bir zorunluluğu yok. Hiçbir avukat stajyer avukat çalıştırmak zorunda değil. Ama avukatlar genelde bunu tercih ediyor. Çünkü ucuz emek gücü. Aslında bir avukatla neredeyse aynı işi yapıyorsunuz. Stajyerler bir tek duruşmalara giremiyor. Ama avukatlar için yine de faydalı. Normalde avukatınıza söyleyemeyeceğiniz bir şeyi stajyere söyleyip yaptırabiliyorsunuz. 

Mesleği öğretme motivasyonu neden yok? Aslında gerçekten ciddi bir sorun. Anlamda veremediğimiz bir sorun. Çünkü avukatların hepsi stajyerlik sürecinden geçiyorlar. Ama bugün geldiğimiz noktada mesleğin ilkesel olarak birçok noktada değiştiğini görüyoruz. Çok ciddi bir dönüşüm altında. Sadece stajyerler açısından değil, işçi avukatlık boyutu var. Serbest avukatlar, genç avukatlar, bürolarını açanlar çok zorlanıyorlar. Mesleğin her anlamda çok ciddi bir dönüşüm altında olduğu bir dönemden geçiyoruz. Üstat avukatlarda da maalesef dönüşümün izlerini görüyoruz. Meslek öğretme gayesi yok. 

Genel anlamda stajyere bakış açısı çalışan, ofiste herhangi bir çalışandan farkı görülmüyor. Gelecekte meslektaş olunacağı bakış açısı yok. Sadece o günü geçirmek için günlük işler veriliyor. Yarın bu stajyerin durumunun ne olacağı bilinmiyor. Hukuk fakültesinden mezun olmuş nitelikli bir kişi gözüyle bakılmıyor. Bu kişinin hukuk fakültesinde öğrendiği bilgileri uygulamaya nasıl aktarıp bu kişiyi mesleğe yararlı insan haline getirebilirim gibi bir kaygı da yok. Bu nedenle stajyerler sürekli büro değiştirmek zorunda kalıyor yada iş öğrenmek için farklı yollara başvurmak zorunda kalıyor. Çoğumuz staj bittiğinde avukat olarak stajdan mezun olmuyoruz. Kimsenin kendine güvenilir şekilde stajını bitirdiğini düşünmüyorum. 

Meslek Büyükleri Meslek Etiğini Hatırlamalı

Meslektaşlarımızın, üstatlarımızın bu konuda meslek etiğini hatırlaması lazım. Mesleği öğretmek meslek etiğinin bir parçasıdır. Bu sadece sizin işinize yarayacağı düşüncesiyle bakılmamalı.Avukatlara kişisel yük düşüyor ama bunu bir yandan da kurumlardan beklememiz lazım. Bununla ilgili gerekli yaptırımların olması lazım. Avukatlara bir bakış açısı kazandırılmalı. Yoksa bu durumu tek tek avukatlardan bekleyemeyiz. Biz hukukçuyuz. Böyle bir şeye ihtiyaç duyuluyorsa bunun yaptırımları olması gerekiyor. Buna göre bir değişim ve dönüşüm gerekiyor. 

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Temel amacımız saydığım sorunlara karşı stajyer avukatlara bir dayanak sağlamak ve barolarla birlikte diğer kurumların eksik bıraktığı noktaları tamamlamak. Biz neden sendikayız? Bu konunun bir emek sorunu olduğunu da düşünüyoruz. Herhangi bir çalışan emekçiden bizim bir farkımız yok. Çünkü çok ciddi bir hukuk fakültesi mezun ordusu oluşmaya başladı. Bunların içinde biz artık niteliğimiz itibariyle sıyrılamaz hale geldik. Bu konunun çok farklı perspektifleri var. Biz şu an Stajyer Avukatlar Komisyonu olarak yapıyoruz. Ama bunun öğrenci stajyer boyutu da var. Gittikçe değişen ve çok yönlerek ayrılan boyutları da var. İlerleyen zamanlarda sendika içerisinde öğrenci stajyerler komisyonu da kurabiliriz. Hukuk fakültelerine dair sorunlar var. İşçi avukatlara dair çalışmalar yapıyoruz. Serbest çalışan ya da kendi bürosunu yeni açmış meslektaşlarımızın da çok ciddi meslek sorunları var. Bunlara da başka toplantılarda değinme imkanı buluruz. 

Türkiye Hukuk olarak 2021 yılı içerisinde stajyerlerle ve stajyerlerin hakları, uğradıkları hak ihlalleri üzerine çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarıyla hem bilgi hem deneyim paylaşımı hem de bilinçlendirme çalışmaları için iş birliği yapmaktan büyük mutluluk duyacağız. Konu hakkında bizimle bu form üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

En İyi Hukuk Dizileri

Hukuk Dizileri

Hukukçuların ve hukuk fakültesi öğrencilerine faydalı olabilecek, kendilerini geliştirmelerini sağlayacak hukuk dizileri listesi hazırladık. Türkiye Hukuk olarak hazırladığımız bu listedeki dizileri arkadaşlarınıza ve çevrenize hukuk dizi tavsiyesi olarak bulunabilirsiniz. Listeye eklemek istediğiniz hukuk dizi önerileri varsa yorum kısmından bizlerle paylaşabilirsiniz.

1-  Fearless

Suç, dram ve gizem türlerini barındıran 2017 yapımı Fearless dizisinin yönetmen koltuğunda Pete Davis oturmakta. Başrollerinde Helen McCrory, Wunmi Mosaku, Sir Micheal Gambon, Robert Weigert, Rebecca Callard, Jonathan Forbes ve Jamie Bamber’ın paylaştığı 6 bölümlük mini dizide cinayetle suçlanan bir adamın savunmasını yapan avukatın yaşadığı maceralar ele alınıyor. Dizinin IMDB puanı 7.2.

2- The Closer

Her bölümde farklı bir cinayeti aydınlatan The Closer dizisinin başrolünde Kyra Sedgwick, J. K. Simmons ve Corey Reynolds oynuyor. 2005-2012 yılları arasında yayınlanan 7 sezon süren The Closer toplam 109 bölümden oluşuyor. Dizideki işlenen cinayetlerin aydınlatmadaki sorgu tekniklerinde kullanılan yöntemler dikkat çekiyor.

3- Luther

Amerikan ve İngiliz yapımı olan Luther’in yönetmen koltuğunda, Brian Kirk, Stefan Schwartz, Sam Miller, Farren Blackburn, Jamie Payne oturuyor. John Luther, evliliğinde yaşadığı sorunlardan sonra mesleğinden uzaklaştırılır ve geri döndüğünde hiçbir şeyin eskisi olmadığını fark eder. 2010 yapımı aksiyon,drama, suç ve polisiye dizisi Luther 5 sezondan oluşuyor. 

4- Chicago Justice

Michael Chernuchin ve Dick Wolf’un yönetmen koltuğunda oturduğu başrollerinde Philip Winchester, Jon Seda ve Joelle Carter’ın oynadığı Amerikan dizisi, savcılığın Chicago’da yaşanan suçları ve adaletsizlikleri araştırmasını konu alıyor. 42 dakikalık tek bölümden oluşan Chicago Justice,  2017’de izleyiciyle buluştu. Dizinin IMDB puanı 6.8.

5-  L.A.Law 

8 sezon 172 bölümden oluşan L.A.Law dizisinin başrollerini Richard A. Dysart, Jill Eikenberry ve Corbin Bernsen paylaşıyor. 1986-1994 yılları arasında yayınlanan dizide 1980’lerin ve 1990’ların başındaki sosyal ve kültürel ideolojiler, idam cezası, kürtaj, ırkçılık, homofobi, cinsel taciz konuları ele alınıyordu. Zengin avukatlarla genç avukatlar arasındaki sosyal gerilimlerinde işlendiği dizinin IMDB puanı 7.0

6-The Good Fight

Mali dolandırıcılık hikayesinin ele alındığı dizide oyuncu olarak Christine Baranski, Rose Leslie, Cush Jumbo, Erica Tazel, Sarah Steele, Justin Bartha, Delroy Lindo, Nyambi Nyambi, Michael Boatman ve Audra McDonald rol alıyor. 2017 yapımı The Good Fight, 4 sezondan 40 bölümden oluşuyor. Suç ve dramanın işlendiği dizinin IMDB puanı 8.3.

7- Raising the Bar

Çaresiz ve haklarından mahrum olanlara idealist kamu avukatı Jerry Kellerman, Yargıç Trudy Kessler’in başkanlık ettiği mahkeme salonunda sık sık çatışmaktadır.  2008 yapımı 2 sezon  25 bölümden oluşan Raising the Bar’ın yönetmen koltuğunda Jesse Bocho oturuyor. Dizinin IMDB puanı 7.4.

8- Goliath

Eski firmasından kovulan bir avukat, onlardan intikam alma fırsatı veren bir dava bulur ve bu fırsatı değerlendirmek ister. 2016 yapımı 4 sezon 8 bölümden oluşan Goliath’ın başrollerini Billy Bob Thornton, Nina Arianda, Mark Duplass paylaşıyor. Goliath’ın IMDB puanı 8.2.

9- Bostan Legal

Boston Legal’de yer alan Crane, Poole ve Schmidt hukuk firmasının eski çalışanı Alan Shore’un istismarlarını ele alıyor. Crane, Poole & Schmidt, Amerika Birleşik Devletleri genelinde ofisleri ve uluslararası yerleri ile çok büyük ve saygın bir hukuk firması olarak gösteriliyor. Başrollerini James Spader, William Shatner, Candice Bergen’in paylaştığı 2004-2008 yılları arasında izleyiciyle buluşan Bostan Legal, 5 sezon 101 bölümden oluşuyor.

10- The Guardian

Dizinin kahramanı Nick Fallin, uyuşturucu mahkumiyetinin bir sonucunda bin 500 saatlik toplum hizmetine mahkum edilen bir şirket avukatı. Nick’in tam zamanlı çalıştığı bir hukuk firmasının kurucusu ve yönetici ortağı olan babasıyla olan gergin ilişkisine odaklanan dizinin başrollerini Simon Baker, Dabney Coleman,Raphael Sbarge, Amanda Michalka, Alan Rosenberg,Erica Leerhsen ve Wendy Moniz paylaşıyor. 3 sezon 67 bölümden oluşan dizinin IMDB puanı 7.4.

11- White Collar

Suç dehası Neal Caffrey’nin FBI ajanı Peter Burke’ye yakalanır. Fakat yüksek güvenlikli cezaevinden kaçmayı başaran Caffrey’in Peter’e sunduğu alternatif plan onu ikna eder. Başrollerini Matt Bomer, Tim DeKay,Willie Garson, Marsha Thomason, Tiffani Thiessen, Sharif Atkins ve Natalie Morales’in paylaştığı White Collar dizisi 6 sezon 81 bölümden oluşuyor. Michael Hurst, Rick Jacobson ve Jesse Warn’ın yönetmenliğini yaptığı 2009 yapımı dizinin IMDB puanı 8.2.

Dünyada ve Türkiye’de Darbe Yargılamaları

Dünyada ve Türkiye’de Darbe Yargılamaları Uluslararası Sempozyumu, Hukukçular Derneği ev sahipliğinde İstanbul Üniversitesi, Anayasa Hukukçuları Derneği, Uluslararası Hukukçular Birliği ve Istanbul Center of International Law’ın katkılarıyla 27 – 29 Şubat 2016 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonunda düzenlendi. 4 ülkeden 13, Türkiye’den 10 konuşmacının katılımıyla 2 günlük sempozyum, 1 günlük çalıştay şeklinde gerçekleştirilen etkinliğin tüm konuşma, oturum metinleri ile raporları 825 sayfalık bir kitapta toplandı.

Dünyada ve Türkiye’de Darbe Yargılamaları kitabını aşağıdan okuyabilirsiniz.

DARBE-YARGILAMALARI