Süreyya Kardelen Yarlı: Örselenmiş Kadın Sendromunun Uzun Bir Geçmişi Yok

Altınbaş Üniversitesi’nin düzenlediği çevrim içi yayında “Kadına Karşı Şiddet Vakalarında Kadının Meşru Savunma Hakkı” konusu ele alındı. Dr. Öğr. Üyesi Fulya Eroğlu ve Av. Süreyya Kardelen Yarlı konuyla ilgili bilgiler aktardı.

Örselenmiş Kadın Sendromu Kavramının Türk Hukukunda Tanımı Yok

Şiddete maruz kalan kadınlarda görülebilen örselenmiş kadın sendromu kavramının Türk hukukunda çok yakın bir zamanda söz edilmeye başladığını belirten Av. Süreyya Kardelen Yarlı “Bilinen anlamıyla çok uzun bir geçmişi yok. Tabi kadınların yaşanmışlığı açısından bir geçmişi var. Fakat şu anda Türk hukukunda yeri olan bir sendrom değil. Bizim hukukumuzda tanımlanan meşru müdafaaya dahil edilen, özel bir uygunluk sebebi kabul edilen ya da kusuru azaltan bir sebep olarak görmüyoruz.” dedi.

Örselenmiş Kadın Sendromu’nun ilk örneklerinin Amerikan Hukuku’nda görüldüğünün altını çizen Yarlı, bu örneğin de yakın bir zamanda olduğunu ifade etti. Yarlı “Mağdur olan ya da hayatta kalan kadın çok uzun süre boyunca partneri veya eski eşi tarafından düzenli olarak fiziksel, cinsel, sözel ya da ekonomik bir şiddete maruz kalıyorsa bundan dolayı kendisinde bir örselenme oluştuysa bu ruh halinden ötürü partnerinin ona zarar vermeyeceği ya da veremeyeceği bir dönemde partnerine kendisini kurtarmak için zarar veriyorsa biz burada bir Örselenmiş Kadın Sendromu var diyoruz. O mağdur olan ya da hayatta kalan kadın bu sendromu geçirdiği için halihazırda bir tehlike olmasa bile ileride bir tehlike olacağı için o kişiyi yani faili öldürme gereksinimi duyuyor.” şeklinde konuştu. 

Bu Sendroma Benzeyen Yargıtay Kararları Var

“Örselenmiş kadın sendromunda meşru savunma hukuka uygunluk nedeninin bir biçimde uygulanma olasılığı söz konusu olabilir mi?” şeklinde gelen bir soruyu “Olabilir” diyerek cevaplayan Dr. Öğr. Üyesi Fulya Eroğlu, bu durumu şöyle açıkladı: 

Okuma önerisi:  Nuh Hüseyin Köse: 1961 Anayasası Özgürlükçü Bir Anayasadır

“Henüz Yargıtay kararlarında örselenmiş kadın sendromu olarak geçmiyor. Fakat 2011 tarihli 1. Ceza Dairesi’nin aldığı bir karar var. Aslında bu sendromu tanımlayarak, bu sendromun belirtilerini, ölçütlerini ortaya koyarak meşru savunmanın uygulanabildiği bazı karar örneklerimiz var. Yargıtay’ın bu kararlarına baktığımızda tekrarı muhakkak saldırı kriteri  üzerinde durduğunu görebiliyoruz. Bu durum tam olarak hukuka uygunluk sebebi içinde olmasa bile sınırı aşma vardır. Sınırı aşma durumunda kadının içinde bulunduğu koşullar değerlendirildiğinde panik ve korkunun etkisiyle makul, kabul edilebilir diyerek ceza almadığı durumlar var”

Örselenmiş kadın sendromunun psikolojide yer aldığının ve tespit edilebilir olduğunun altını çizen Eroğlu, uzmanlar tarafından tespit edilen bu sendromun davalarda da yer alabileceğini söyledi. Eroğlu “Somut olayda bu sendromun varlığını kabul ediyorsak bunu Yargıtay kararlarında da ‘Örselenmiş kadın sendromu tespit edilmiştir’ diyerek uygulamasını yaygınlaştırmak mümkün.” değerlendirmesinde bulundu.

Önleyici Hukuku Bilmeyen Hukukçular Var

“Önleyici hukuk alanında yaptığımız çalışmalar çok az” diyen Yarlı pek çok meslektaşının bu alandan haberinin olmadığını ekledi. Yarlı “Biz önleyici hukuk alanında çok geride kalan bir ülkeyiz. Önleyici hukuk dediğimizde pek çok hukukçu ‘Öyle bir hukuk mu var?’ diye bakabiliyor. Biz biraz daha olaylar olduktan sonra müdahale eden bir yapıya sahibiz. O yüzden burada psikoloji-hukuk ilişkisine girmek lazım. Kadına yönelik şiddet vakalarında da çocuğa yönelik ihmal ve istismarda da biz çok fazla adli tıp raporu görüyoruz. Hele ki saldırı cinsel istismar nitelikliyse soruşturma ya da kovuşturma aşamasında adli tıp raporu, heyet tetkiki isteniyor ve hep bir fiziksel müdahale yapılıyor. 

Yarlı konuşmasının devamında şunları söyledi: “Bir canlının sağlıklı olması fiziksel ve ruhsal sağlıktan bahsedilerek mümkün. Fiziksel bir rapor topluyoruz. Adli tıp raporu iyi. Ama aynı adli tıp raporunda ruhsal bütünlük değerlendirilmiyor. Fiziksel bütünlük bir delilse o vakayla ilgili mağdurun ya da sanığın durumu ruhsal durumu bizde neden delil olarak sayılmıyor?”

Okuma önerisi:  Av. Nevin Can: Müvekkil Özel Hissettirilmeli

Somut Vakada Kusurluluğu Kabul Etmek Hukuken Mümkün

Somut vakada kusurluluğun etkili  bir neden olarak kabul edilebilmesinin mümkün olabileceğini belirten Eroğlu “Bu konu Örselenmiş Kadın Sendromu’nun ortaya çıktığı Amerika’da da çok tartışılmakta. Türkiye’de de bu konuda çeşitli çalışmalar var. Bir grup bunu mazeret sebebi ya da kusurlu olarak görüp indirim sebebi olarak görüyor. Bir grup meşru savunma kapsamında değerlendirilebilir diyor. Sınır aşılması olarak görenler var. Başka bir cezasızlık sebebi olarak öngörülmelidir diyenler de var. Bunu hukuken kabul etmek aslında imkansız değil.” yorumunda bulundu.